57

2.4K 153 39
                                        

Elimi kaldırıp kapıya vurmak için hazırladığım anda Savaş kapıyı açmıştı. Muhtemelen beni görmeyi beklemiyordu, bunu donakalmış ifadesinden gayet net bir şekilde anlayabiliyordum. Bir anlığına gözleri büyüdü, nefesi yarıda kesilmiş gibiydi.

"Sıraç," dedi. Gözleri iri iri bakmaya devam ederken bir kolu tereddütle omzuma dokundu. Sanki gerçek olduğumdan emin olmaya çalışıyormuş gibiydi, parmak uçları titriyordu.

Gülümseyip "Selam," dediğimde sanırım o zaman bunun bir hayal olmadığını anladı ve beni kendisine çekerek sıkıca sarıldı. O kadar sıkı sarılmıştı ki nefes almak için kafamı kaldırıp burnumu omzunun üstüne getirmem gerekmişti. Omzunda kısa bir an gözlerimi kapattım, güvenli ama aynı zamanda tuhaf bir baskı hissettim.

"Sıraç," diye fısıldadı. "Aklım çıktı."
Yüzüme bakarken o endişeli surat ifadesi bir saniye olsun düşmemişti, dudaklarını birbirine bastırıp yutkunuyordu.

"Ali, senin Cesur piçi tarafından kaçırıldığını söyledi."

"Demek duymuş."

"Yani gerçekten o muydu?" dedi, sesi sarsılmıştı. Parmakları hâlâ omzumdaydı, istemsizce sıkıyordu.

Başımı sallayınca yutkundu. Boğazındaki kas hareket etti, sesi boğuklaştı.

"O Asaf piçini de gördün mü?"

Gülümsedim. "Görmekle kalmadım, onunla Rus ruleti bile oynadım."

"Ne?"

Ona neredeyse her şeyi anlattım. Cesur'un beni nasıl alıp götürdüğünü, nereye götürdüğünü ve orada yaşadığım bazı olayları. Karşımdaki kişi beni sevdiğini söylese bile o Savaş'tı. Manyağın önde gideniydi ve empati kurma yeteneği sıfırdı. Bu yüzden sadece belirli kısımları ona söylemeye karar vermiştim.

"Öylece gitmene izin verdi, öyle mi?"

Başımı salladım. Hâlâ inanamıyordu. Kaşlarını çatarken alt dudağını ısırdı, gözlerini kaçırdı.

"O piçin şimdi nerede olduğunu biliyor musun?"

"Savaş," dedim ılımlı bir sesle. Ellerimi hafifçe havaya kaldırdım. "Boşver. Aramızdaki bir mevzuydu, konuşuldu ve bitti."

"Aranızdaki bir mevzuydu?" diye tekrarladı dediklerimi. Evet demeye korktum bu sefer çünkü bakışları hiç de yumuşak bakmıyordu. Çenesini hafifçe ileri çıkardı.

"Yani, biliyorsun. Öldürmek istese bunu bin defa yapmış olurdu, hem de en acılı şekilde. Ama o beni bırakmayı seçti."

Savaş başını sallarken kafasını çevirdi. Dişlerini sinirle sıktı, burnundan nefes verip göz kapaklarını kısaca kapattı.

"Otur," dedi, kafasıyla sandalyeyi işaret ederek. Kendisi oturdu ve ellerini dizlerine bastırdı. Sert ifadesini bir an bile bozmadan bana baktı. Dediğini yaparak karşısına oturduğumda, gözleriyle kafasını hafifçe salladı. Konuşmamı bekliyordu.

"Öncelikle kibar konuşacağını söyle bana."

Savaş durup suratıma baktı. "Sana herhangi bir şey dedim mi?" Gözleri kısıldı. "Hayır. Benden bir şey saklamana gerek yok."

"Senden bir şey saklamıyorum, Savaş."

"Öyle mi diyorsun? Öylece gitmene izin verdi?"

Ellerimi masanın üzerine koyup sinirli bir ifadeyle ona yaklaştım. "Ne demeye çalışıyorsun lan bana?"

"Sıraç," dedi, gözlerini kısa bir süreliğine kapattı. "Beni delirtme. Bir şey biliyorsun. Nerede olduğunu, ne yapacağını... Adamla kaç saat kaldın ve sen bana sadece sana birkaç soru sorup gönderdiğini söylüyorsun."

HASTA~ GAYBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin