Sabah, onun o güzel ve şefkatle bakan yüzünü görerek uyanmak, bu dünyadaki en güzel şeydi. Beni öldürmek istese de bana âşık olduğunun farkındaydım. Uzanıp onu öptüğümde, geri çekilmeme izin vermeden çenemin altından kavrayıp dudaklarımdan daha uzun bir öpücük verdi. Hızını alamayıp üstüme çıkınca gülümsemeye başladım.
"Bugün nasılız bakalım?" dedi, tekrar öpüp geri çekilirken.
"Daha iyiyim," dedim gülümseyerek. "Sanırım sana biraz haksızlık etmiş olabilirim."
Savaş, rahatlamış bir ifadeyle gülümsedi. "Biraz mı?" dedi.
"Tamam, abartma," dedim, avucumun içiyle yüzünü itmeye çalışarak. Her zaman olduğu gibi, ayağa kalkıp işe gitmek için hazırlanırken izledim onu.
"Ne zaman ayrılıyorsun işinden?"
"Çok yakın zamanda ayrılacağım. Sıkıldım artık," dedi. Çorabını giyip beni öptü ve tekrar geri çekildi.
"Sen kendi kahvaltını hazırlarsın, değil mi?" dediğinde başımı salladım.
"Hemen ayrıl," dediğimde gülümseyip tekrar öptü ve odadan çıktı.
"Yarın iş yok zaten, tüm gün beraberiz sevgilim!" dedi kapıdan çıkmaya hazırlanırken. Ayakkabısını giyip dışarı çıktı.
Kendi kahvaltımı hazırladıktan sonra biraz televizyon izledim. Mutfağa geçmeden önce, Ali'nin olduğu odanın kapısına baktım.
"Ali," diye seslendim. Bir ses çıkmadı. Şüpheyle kaşlarım çatıldı.
"Ali!" dedim, bu sefer sesimi daha da yükselterek. Normalde bu kadar bağırmaya iznim yoktu; komşuların şüphesini çekerim diye. Ama Ali'nin sesini duyamayınca endişelenmiştim, çünkü Savaş fikir değiştirip onu öldürmüş olabilirdi.
Kapıyı yumruklamaya başladım. Öyle sert vuruyordum ki, kapı nasıl kırılmamıştı, ona şaşırmıştım. Sonra dikkatimi dağıtmak için başka bir şey düşünmeye çalışarak halıların altına bakmaya başladım. Ama bulamıyordum. Tüm halıyı kaldırıp mutfağa doğru çekerken metalik bir ses duyunca aniden dikleştim. Duvarın köşesindeki anahtarı görünce doğrudan ona doğru koştum. Savaş, her ihtimale karşı yedek bir anahtar taşıyor olmalıydı.
Hiç düşünmeden kapıyı açıp kendimi içeri attım. Nasıl bir manzarayla karşılaşacağımı bilmediğimden, içimde korku dolu bir his vardı.
Ali, kanepeye bağlanmış, dudakları bantlı bir şekilde şok içinde bana bakıyordu. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yaklaşıp onu dikkatlice incelemeye başladım.
"Seni öldürdüğünü düşündüm," dedim, göğsüm hızlı hızlı inip kalkarken. Elleri sıkıca bağlanmıştı. Uyuyor olmalıydı... Savaş, ya Ali uyuduğunda ya da işe gittiğinde onu kanepeye bağlardı, çünkü sandalyede zıplayıp ses çıkarma ihtimali vardı.
Yavaşça adımlarımı ona yaklaştırdım. Ağzındaki bandı çözerken yüzünü buruşturdu, canı yanmıştı. İnce bir inilti çıktı dudaklarından.
"Ne oldu?" dedi, sesi kısık ama merak doluydu. Gözleri hâlâ endişeyle üzerimdeydi.
"İyisin, değil mi?" dedim, yüzüne eğilerek. Bir elim hâlâ onun omzundaydı.
"Değilim," dedi sertçe. Kaşlarını çatıp gözlerini devirdi. "Elimizdeki tek televizyonu da kırmışsın. Zaman şimdi nasıl akıp geçecek?"
"Hâlâ çalışıyor," dediğimde başını yavaşça çevirip bana şaşkın bir bakış attı.
"O zaman Savaş, beni delirtmek için televizyonu buraya getirmiyor olmalı," dedi gözlerini kaçırarak.
"Seni de mi delirtmeye çalışıyor?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Teen FictionRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
