62

2.4K 127 93
                                        

Savaş'ın Anlatımıyla:

Hayatım, birçok açıdan zorluklarla doluydu. Başlangıçta her şey yolunda gidiyordu; mutluydum, umutluydum. Ama sonra… Anne ve babamın bir trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle, her şey bir anda darmadağın oldu. Bir sabah ağabeydim, o akşam birden bire ebeveyn konumuna geçmiştim. İstemeyerek… Ama mecbur kalarak. Çünkü biliyordum ki, annemle babam, son nefeslerini verirken kardeşimi bana emanet etmişlerdi.

Peki, göz kulak olabilmiş miydim? Bir yere kadar... Gerçeği söylemek gerekirse, bu konuda hiçbir zaman yeterli olamadım.

Annemleri kaybettiğimizde henüz yas tutacak yaşta bile değildim. Ama yas tutmayı, acıyı yaşayıp kabullenmeyi beklemeden hayatın karşıma koyduğu yükleri taşımaya başlamıştım. O an anladım ki; üzülmeye zamanım yoktu. Hayat, benim durmamı beklemeyecekti.

Ben, kardeşime bakabilmek için oradan buradan iş kovalamaya başlamış, üç kuruşla geçim derdine düşmüştüm. Ama kardeşim… O yasla başa çıkmak için çok başka yollar seçmişti.

Hırsızlık yapıyordu. İhtiyacı olduğu için değil, sadece kafasını meşgul edebilmek için. Bir süre sonra çalmaktan zevk almaya başlamıştı. Ben de kendimce onu bu yoldan döndürmeye çalıştım. Hayatım boyunca ona hiç el kaldırmamıştım. Hırsızlık yapması bile bunu değiştirmedi. Ama daha kötüsünü yaptım… Öfkemi, acımı, çaresizliğimi ona haykırarak kustum. İçimdeki fırtına, kardeşimin üzerine ateş gibi yağdı. Sonunda hırsızlık yapmayı bıraktı. Çünkü benden korkmaya başlamıştı.

Ama sonra fark ettim ki aslında hırsızlığa devam ediyormuş, sadece bunu benden daha iyi gizliyormuş. O an öfkem daha da büyüdü.

Bize çocukken bazı şeylerin günah olduğu öyle sert bir şekilde öğretilmişti ki… Bugün bile kardeşimin bu sınırı nasıl aşabildiğine aklım ermiyor. Hâlâ hayret ediyorum.

Hırsızlık yaptığını öğrendiğimde, her zaman olduğu gibi öfkelenmiştim. Ama bu kez farklıydı. Gözlerindeki korkuyu gördüğümde, sanki gözlerinde kendimi görmüştüm. Bana bir canavar gibi bakıyordu. Beni izliyor ve "Şimdi yapacak," diyordu kendi kendine. Onu öldüreceğimi düşünüyordu. Bu yüzden kaçmıştı. Evet, sadece korktuğu için evden kaçmıştı.

Peşinden gittiğimde, korkusunun daha da katlandığını gördüm. Onu durdurmaya çalışıyordum. Sandığı gibi onu öldürmezdim. Bunu asla yapmazdım. Ama aklında nasıl biri olarak yer ettiğimi bilmiyordum. Hâlâ bile, onun gözünde böyle biri olduğumu bilmek içimi tarifsiz bir acıyla yakıyordu.

Kaçarken Sıraç'ın evinin kapısını, yardım bulma umuduyla çaldığını çok uzak bir mesafeden fark etmiştim. Ama o bana o kadar uzaktı ki, bir kapı çaldığından bile emin olamamıştım. Aynı saniyede gözlerimin önünde kayboldu. Yanlış mı gördüm diye düşündüm. Yerini kaybetmemek için, gözlerim yaşarsa bile gözlerimi kırpmadım hiç.

İhtiyacım olan tek şey bir teyitti. "Kardeşimi gördünüz mü?" diyerek insanların kapısını çalmak istemedim. Bu yüzden sadece görmek umuduyla evin etrafından dolanıp mutfağın açık penceresinden içeri baktım. Sanki konuşma sesleri duyar gibi oldum ama ben içeri adımımı attığım an ses kesildi. Geriye kalan sadece derin bir sessizlikti.

O an gözlerimi mutfağa çevirdiğimde, yerde kanlar içinde yatan bir kadın gördüm. Gözlerimin beni yanılttığını düşündüm. Gözlerim şokla büyüdü. Belki de gerçeği reddetmek için, kendimi inandırmak için kadının yanına yaklaştım ve bedenine dokundum. Üzerinde o kadar çok kan vardı ki, en ufak temasla hemen bana bulaştı.

Ve sonra… Korktuğum başıma geldi. Kadın ölmüştü.

Tam o an, kardeşimin sesini duydum. Acılar içinde, zor bela çıkardığı sesiyle "Git!" diyordu. Söylemek istediği şey belliydi: İçeride bir katil vardı. Kardeşimi içeriye almış, bu kadını öldürmüştü.

HASTA~ GAYBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin