Sanırım hayatımda yazdığım en uzun bölümdü. Baya da saatimi aldı bu yüzden bir oy bir yorum bırakıp geçmezseniz iki ana karakter de ölür.
Ve belki alakasız bir şarkı koydum ama bölümü yazarken bu şarkıyı dinliyordum. Baya ilham oldu. Evet. Öyle oldu. O yüzden dinleyip dinlememek size kalmış. Of çok uzattım amk
...
Cesur, bir an olsun kolumu bırakmadan beni yürütmüştü. Sesimi çıkarmayıp beni istediği yere götürmesine izin verdim çünkü eğer bağırıp yardım istersem kesin olarak ikimiz birden hastaneye kapatılırdık. Ama eğer kendim bir şekilde kaçabilirsem... kurtulurdum. Tabii, nereye gidecektim?
Savaş şu an işinden ayrılamıyor ve beni evde tek bıraktığı anda Cesur, yarım kalmış işini tamamlamak için dönebilirdi.
Sonra aklıma, Cesur'un Savaş'ın kapısını kırdığı geldi. Kapının kırık olduğu fark edilmiş olmalıydı. İçimdeki korku daha da büyüdü.
Umarım bir sorun çıkmazdı ve Savaş hemen evine dönerdi çünkü Ali'nin ağzı bantlı da olsa kulakları iyi duyuyordu. Ya da belki de dizinin sesi o kadar yüksekti ki hiçbir şey anlamamıştı bile. Bilemiyordum...
Cesur, beni adım attığın anda sesten bile olsa yıkılacak gibi duran bir eve sürüklediğinde onun yüzüne baktım.
"Beğenemedin mi, prenses?" dedi, kaşlarını kaldırarak.
"Aman ne komiksin," diye homurdandım.
Cesur omzunu silkti. "Komiklik yapmaya çalışmıyordum."
Kapıyı bir anahtarla açıp beni daha etrafa bakma fırsatı bulamadan içeri fırlattı. Sert bir şekilde yere düşerken dudaklarımın arasından küfür kaçtı, ama Cesur'un kahkahasını duyduğumda sinirle dişlerimi sıktım.
Kafamı kaldırdığımda, tam karşımda ahşaptan bir masanın etrafındaki dört sandalyeden birinde Asaf'ın oturduğunu gördüm.
Gözleri, o keskin ve asi bakışlarıyla içimi delip geçerken istemsizce geriye çekilmeye çalıştım. Ama o, bir saniye bile gözlerini benden ayırmadan ayağa kalktı. Yüzündeki öfke, gözlerindeki ateşi daha da körükleyerek nefreti doğurdu.
"Ali'yle kaçtın," dedi.
Sanki bir mahkeme salonundaydım ve o da işlediğim suçları tek tek sıralayan bir hâkimdi. Eh, Cesur da bu mahkemenin yazıcısı olmalıydı.
"Bizi sattın."
"Asaf, lütfen..." Ayağa kalkmaya çalıştığım anda, Cesur ayağını kaldırıp omzuma bastırdı. Nefesim kesildi.
Hiç korkmadığım kadar korkuyordum şuanda.
"Sana durumu açıklayayım, Sıraç," dedi Asaf.
Ceketinin içine elini sokup belinden bir şey çıkardı.
Nefesimi tuttum.
Bir silah.
Cesur'un bile geri çekildiğini hissettim.
"Dostum, ne yapıyorsun?" diye fısıldadı Cesur, sesi neredeyse boğuk çıkıyordu.
"Karışma sen," dedi Asaf, silahı masaya bırakırken. "Babamın, kardeşimi öldürürken kullandığı silah." Omuz silkti. "İçinde beş kurşun var, Sıraç. Kendi evime şuanda gidersem polisler tarafından yakalanabilirim, bu yüzden etrafın durulmasını beklerken seninle yarım kalmış işimizi halledelim dedim. Babam için biraz daha beklemem gerekecek maalesef." Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kalktı. "Sonra ödülüm harika olacak."
"Asaf..." Sesim o kadar titrek, o kadar cılız çıkmıştı ki Asaf bu halime güldü.
"Yanlış anlama, seni severim," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Hatta sevdiğim için seçim şansını sana bırakıyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Teen FictionRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
