Başımı yavaşça ona çevirdiğimde, onu gördüm. Sesi fazlasıyla sakindi, ama o sakinlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Bir anlık duraksamanın ardından, herkes sustu. Cesur bile ağzını açamıyordu. Ali'nin gözleri bana kaydığında, gülümsedi. İşte o an, öfkesinden bile daha korkutucu olduğunu anladım.
Beni öldürecekti. Bu sefer sağ kalma şansım yoktu.
"Alt tarafı bir sağlık çalışanı olduğunun farkında mısın?" diye çıkıştı Serhat, sesi meydan okurcasına yükselmişti. "Birinin hayatına böyle müdahale edeceğini mi sanıyorsun?"
Berat, çaktırmadan kolunu Serhat'a vurdu, onu susturmaya çalışıyordu. Ama Serhat, hepimizin tepkisini anlamsız bulmuş olacak ki kaşlarını çatıp sesini daha da yükseltti.
"Siktir git buradan!"
Başım dönmeye başlamıştı, midem bulanıyordu. Bu bir kabus olmalıydı, başka açıklaması yoktu.
Ayağa kalkıp kolumu Ali'ye doğru uzattım, zoraki bir sesle konuştum:
"Ali, gidelim."
Ali gözlerini Serhat'tan ayırmıyordu.
Ali, ağır adımlarla ona doğru yaklaştığında Serhat için kaçış yok gibi görünüyordu.
"Biliyor musun, Serhat?" dedi sakince. "Sen sandığın kadar karmaşık biri değilsin."
Serhat kaşlarını çatıp arkasına yaslandı. "Ne saçmalıyorsun lan?" diye homurdandı ama sesi daha az kendinden emindi.
Ali, onun kaypak duruşunu izleyip başını hafifçe yana eğdi. Gözleri, bir yapbozun son parçasını yerine koyuyormuş gibi onu inceliyordu.
"Çocukken dolabın arkasına saklanırdın." dedi. "Çünkü orası güvendeydi. Kimse oraya bakmazdı, değil mi?"
Serhat bir an bile istemeden gözlerini kaçırdı. İşte o anda Ali'den dolayı kafam karışmıştı. Ne yapmaya çalışıyordu?
"Bunu... bunu nereden biliyorsun?" Diye sordu, Serhat.
Ali, cevap vermedi. Sadece küçük bir gülümsemeyle devam etti.
"Evde çok gürültü olurdu, değil mi? Bağırışlar. Bazen cam kırılma sesleri. Bazen kapı gıcırtıları. Ama sen o dolabın arkasında sessizce dururdun. Nefes bile almadan."
Serhat'ın yüzü gerildi. Yumrukları istemsizce sıkıldı.
"Kapa çeneni."
Ali hiç istifini bozmadı.
"Ve şimdi fark ediyorum..." dedi, adımlarını ağır ağır atarak. "O günlerden sana bir şey kalmış. Hâlâ sayıyorsun. Fayansları. Adımlarını. Parmaklarını masaya kaç kez vurduğunu. 37 mi? 38 mi? Kendin bile emin değilsin."
Serhat'ın içi çekildi. Ellerini dizlerine bastırdı, parmakları titriyordu.
"Ne demeye çalışıyorsun?" diye sordu, sesi gitgide kısılarak.
Ali hafifçe başını yana eğdi. "Sen dünyanı kontrol etmeye çalışıyorsun, Serhat. Çünkü çocukken hiç kontrol edemedin."
Serhat yutkundu ama Ali daha bitirmemişti.
"Beyaz rengi sevdiğini söylüyorsun. Ama hiç beyaz eşyan yok. Bunu fark ettin mi?"
Serhat kaşlarını çattı. Küçük bir an için, sanki gerçekten düşünmeye başlamıştı. Gözleri, duvarın köşesine kayarken bunu düşünüyor gibiydi. Gözleri tekrar Ali'ye döndüğünde odasının gerçekten de beyaz renkte olmadığını yeni anlamış gibi bir farkındalıkla bakıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Roman pour AdolescentsRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
