Sevişmemizin ardından koltukta uyuya kalmıştık. İlk ben uyandıktan sonra, kahvaltı için bir şeyler hazırlamak üzere Savaş'ı uyandırmamaya dikkat ederek ayaklanmıştım ama o çoktan uyanıp mırıldanmaya başlamıştı.
"Ne oldu?" dedi, tek gözünü zar zor açarak.
Sesi boğuk ve yorgundu; bir yandan da yüzünü yastığa gömerek kollarını başının altına alıyordu.
"Kahvaltı hazırlayacağım."
Başını ufak bir hareketle salladı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle gözlerini yeniden kapattı.
"Benim de kalkmam lazım..." diye uykulu bir sesle mırıldanmaya devam etti.
"Hastaneye gitmem gerekiyor," dedi ama bana baktıktan sonra göz kapakları tekrar düşerken, bunu istemediği belliydi.
"İyi, ben kahvaltı hazırlayayım. Sen de uykunu al biraz daha."
Savaş'ın gözleri kapalı olsa da dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı, belli ki dediklerim hoşuna gitmişti.
Mutfağa geçip buzdolabını açtıktan sonra kahvaltılık ne varsa doğrudan masaya alıyordum. Bir yandan da çayı demlemek için su kaynatıyordum. Masaya alacaklarım bittiğinde, tabak ve çatal gibi şeyleri almak için dolapları karıştırmaya başladım. Tam o sırada gözüm bir ilaç kutusuna takıldı. Eliyle hafifçe itilen bir kavanozun arkasındaydı, neredeyse saklanmış gibiydi.
Dolabı kapattım. Bir an duraksadım. Ama birkaç saniye geçmeden içimdeki huzursuzluk galip geldi, kendimi tekrar o dolabı açarken buldum. İlacı elime aldım, kaşlarım hafifçe çatılmıştı. Gözlerimle üzerindeki yazıları tararken, elimdeki şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Savaş'ın ilacı olmalıydı. Öfke kontrol problemi için kullandığı ilaçlardan biri olabilirdi. Ama kutunun arkasındaki kırmızı uyarı işaretleri dikkatimi çekti; kaşlarım daha da çatıldı.
Zehirdi. Elimdeki şey... zehirliydi. İnsanların kullanmaması gerektiğine dair türlü uyarılar vardı.
Köpek ilacıydı.
Ama... Savaş'ın bildiğim kadarıyla köpeği yoktu.
Daha mantıklı bir açıklama bulmak için ilacın son kullanma tarihine baktım. Belki eskiydi. Belki unutulmuştu.
Kutuyu hafifçe çevirdim. Tarihi gördüğümde dudaklarımı birbirine bastırdım. Daha bir yılı vardı. Bu beni daha da huzursuz etti. Alınma tarihine dair bir şey bulmak için gözlerimle kutunun her tarafını tarıyordum.
Bir anda kollar sarıldı belime. Ani temasta irkildim, vücudum gerildi. Gözlerimi hızla Savaş'a çevirdim.
Göz göze geldiğimizde, ben yakalanmanın utancı ya da öfkesiyle bana bakacağını düşünürken, o gülümsüyordu. Gözleri mahmur ama bakışlarında bir yumuşaklık vardı.
"Ne yapıyorsun sevgilim?" dedi, sesi boğuk ama sıcaktı.
Elimdeki kutuyu ona gösterdim, yüzüm ciddileşmişti.
Savaş'ın yüzü anında dondu. Göz bebekleri küçüldü, çenesindeki kaslar hafifçe gerildi. Kutuyu elimden aldı, dolaba geri koydu. Kapattıktan sonra başımı hafifçe okşayarak saçlarıma bir öpücük kondurdu.
Sonra sandalyeyi çekip oturdu.
Ben hâlâ elim boş, dikilirken şaşkınlıkla ona baktım.
"Savaş, o neydi?"
O ise sakince eline bir ekmek alıp reçel sürmeye başladı. Sanki az önceki an yaşanmamış gibi davranıyordu. Bıçağın reçele batışı ve sıyırılışındaki sakinlik beni çileden çıkardı.
"O ne diyorum?"
Derin bir nefes alarak arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi.
"Eskiden bir köpeğim vardı, Sıraç."
Ses tonu düz, ama gözleri bir noktada sabitlenmişti. Kaçıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Fiksi RemajaRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
