Birkaç gün geçmişti ama Savaş hâlâ işinden ne ayrılmış ne de bunu yapacağını söylemişti. Aynı konuları tekrar tekrar açıp onun canını sıkmak istemiyordum, o yüzden onun söyleyeceği günü beklemeye karar verdim.
O gün hiç gelmese de bekledim.
Ufak bir değerlendirmenin ardından, az çok yalan söylediğim için sinirlendiğinin farkındaydım ama doğruyu söylemiş olsaydım daha çok sinirlenirdi sanırım.
Kapı birden gürültüyle açılınca düşüncelerimden sıyrılıp hızla oturma odasından çıktım. Koridora yöneldim. Savaş ayakta duruyordu, gözleri kıpkırmızıydı, çenesi kilitliydi. Bana dik dik bakınca bir şey olduğunu anladım.
"Ne oldu?" dedim, gözlerinin içine bakarak.
"Cesur ölmüş," dedi, dişlerini sıkarak. Yumruklarını daha da sıktı, parmak kemikleri bembeyaz kesilmişti. "Bir hafta önce, senin gittiğin günün saatinde öldüğünü duydum. Bana neden anlatmadın?"
"Polisi arardın," dedim kendimden emin, ama titrek bir sesle. Ellerimi karnımın önünde birleştirdim, savunmaya geçmiştim farkında olmadan.
Savaş'ın gözleri bir anda büyüdü, sanki söylediğime inanamamış gibiydi. Bir adım ileri attı, ayaklarının yere sertçe bastığını duydum.
"Elbette ki polisi arayacaktım. Cesur'un cesedi orada neden kaç gün dursun sence? Bunu hak ediyor mu?"
"Hak etmiyor!" dedim sinirle, kaşlarımı çatıp gözlerimi kaçırarak.
"Demek hak etmiyor. O zaman neden bana söylemedin?" dedi, sesi iyice yükselmişti.
"Nereden duyduğunu söyleyecektin, Savaş?" dedim, başımı hafif yana eğip sorgular gibi.
Duraksadı. Gözlerini yere indirdi.
"Bulurdum," dedi ama sesi cılızdı.
"Bulamazdın."
"Denerdim, Sıraç. Yoksa o siktimin Asaf'ı zamanında oradan ayrılsın diye mi sustun?" dedi, sesi çatallaşmıştı. Omuzları gerildi, gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı iç içeydi.
Tanrım, bu ihtimal aklımdan bile geçmemişti. Nefesim daraldı. Kaşlarımı çattım.
"Şu an saçmalıyorsun."
"Demek saçmalıyorum!" dedi, bir anda dönüp sertçe duvara yumruk attı. "Yani onu hiç düşünmedin, aklına bile gelmedi?"
"Niye aklıma gelsin?" dedim, geriye bir adım atarak.
"Bilmiyorum. Seni her fırsatta öpen biri neden aklına gelsin ki?" dedi, sesini yükselterek.
Yerimde kala kaldım. Yutkundum. Ağzımı bile açamadım. Savaş sinirle olduğu yerden yürüyüp birkaç adımda yanıma geldi. Yüzüme doğru eğildi, nefesi yüzümdeydi. Göğsü inip kalkıyordu.
"Benimle birlikteyken seni öpmesine izin vermemişsindir... değil mi?" dedi, gözlerimin içine dik dik bakarak.
Biliyordu. Ama nereden bilebilirdi ki?
"Bunu sonra konuşuruz," dedim, yüzümü yana çevirip ondan uzaklaşmak istercesine. Gözlerimden kaçmak için bir şey aradım etrafta.
"Şimdi konuşacağız," dedi, sesi agresifti. Kolumu tuttu, sıkmadı ama bırakmadı da.
"Doğru mu, değil mi?" dedi tekrar.
"Olmadığını söylersem inanır mısın sanki?"
"Aptal mıyım lan ben?" dedi, bir adım geri çekilerek. Gözlerini ovuşturdu, dudakları titriyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Teen FictionRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
