47

2.5K 180 136
                                        

Odama girdiğimde, oda arkadaşımın aslında hiç var olmadığı gerçeği bir kez daha yüzüme çarptı. İçimde bir şey, bunu zaten bildiğimi söylüyordu ama gözlerimin önündeki tek yatak, boş kalan alan, onun burada olduğuna dair tek bir iz bile olmaması... Gerçekle yüzleşmekten başka çarem yoktu.

Çoğu zaman zaten ortalıkta yoktu. Ama yokluğunu bile fark etmemek için kendimi kandırmıştım. Sanki lavabodaydı. Hep lavabodaydı. O kapının arkasında olduğunu düşündüğüm her an, aslında boşluğa konuşuyordum.

Günlerce var olmayan biriyle konuşuyordum...

Ailemin her üyesini görebiliyordum. Hep görüyordum. Onu da görmemek saçma olurdu. Belki de böyle olmalıydı. Karşıma oda arkadaşım olarak çıkmalıydı çünkü onu hiç tanımlamıştım. Annem ve kardeşlerim hep aynı kalmıştı ama onu tanıma fırsatım hiç olmamıştı. O boşluğu, bilinmezliği, zihnim doldurmuştu. Ve bir bakıma, onu oda arkadaşım yapmıştı.

Tanrım...

İlaçlarımı almak istememiştim. Ne kadar direndiğimi hatırlıyordum. Ama şu an... şu an onları almaktan başka çarem yok gibi hissediyorum.

...

Terapi odasına götürülürken, bu anı fırsat bilip Asaf'ı lavaboya çağırdım. Zamanımız kısıtlıydı. Çok fazla oyalanamazdık. Orada ne kadar kalabileceğimiz belli değildi ama bu birkaç dakikayı en iyi şekilde değerlendirmeliydim.

Lavabonun soğuk, beyaz seramiğine yaslandım. Asaf, kapının önünde duruyordu.

Bir süre sessiz kaldık. O suskunluğu bozmadı, ben de bozmadım. Ama bu sessizlik ağırdı. İçimdeki düğüm giderek sıkılaşıyordu.

Asaf sonunda derin bir nefes aldı. Kaşları hafifçe çatıldı, gözleri yüzümde gezinmeye başladı.

"Sıraç... ne oldu?" dedi, sesi endişeliydi.

Başımı kaldırdım ama ona bakmadım. Lavabonun kenarını sıkıca kavradım, parmaklarım soğuğa gömüldü.

"Sence insanlar bazı şeyleri fark etmeyebilir mi?" diye sordum, sesim düşündüğümden daha kırılgandı.

Asaf kaşlarını daha da çattı, anlamaya çalışır gibi bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe daraldı ama hala yeterince uzaktaydı.

"Neyi fark etmezler mesela?" dedi, sesi yumuşaktı ama içindeki tedirginlik hissediliyordu.

"Birinin... aslında hiç var olmadığını."

Bu sefer gerçekten duraksadı. Gözleri küçüldü, nefesi biraz daha derinleşti. Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu ama bulamıyordu.

"Bazen..." dedi sonunda, sesi alçalmıştı. "Zihin, görmek istediğini görür."

Acı bir gülümseme dudaklarıma yerleşti. Kendi kendime dalga geçermiş gibi başımı iki yana salladım.

"Demek öyle..." dedim. Sonra hızla gözlerimi ona çevirdim, sesim çatallanmıştı. "Peki o zaman, neden bana hiç söylemedin?"

Asaf'ın yüzü gölgelendi. Gözleri bir anlığına yere kaydı ama sonra tekrar bana döndü.

"Neyi söylemedim?" dedi ama sesi hafifçe titredi.

Adım attım. Aramızdaki boşluğu kapattım. Şimdi çok yakındık. Kalbim deli gibi çarpıyordu ama bunun fark etmesini istemiyordum.

"Onun..." Yutkundum. Boğazım yanıyordu. "Onun aslında hiç var olmadığını."

Sessizlik.

Musluktan düşen bir su damlasının sesi yankılandı.

HASTA~ GAYBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin