Polis sirenleri kulaklarımızı doldurduğunda, herkes olduğu yerde dondu. Sanki nefes almak bile yakalanmamıza sebep olacakmış gibi bir an sessiz kaldık. Kalbim göğsüme sığmıyordu ama bunu belli etmemeliydim.
"Şimdi ne olacak?" diye sordu Berat, sesi titriyordu. Eli farkında olmadan üniformasının kenarını sıkıca kavramıştı.
Serhat alnını ovuşturdu, gözlerini kaçırarak mırıldandı. "Hiçbir fikrim yok."
Öfkeyle dişlerimi sıktım, çenem gerildi. Gözlerim hızla grubun üzerinde dolaştı, en çok da Asaf'ın üzerinde durdu.
"Hepsi sizin yüzünüzden farkında mısınız?" dedim, sesimi alçaltarak ama içinde ateş saklıydı. "Eğer birini öldürmemiş olsaydınız, temiz bir kaçış olacaktı."
Cesur gözlerini kıstı, omuzlarını gevşetti ve kafasını yana eğerek bana baktı. O rahat tavrı içimi daha da öfkeyle doldurdu. "Bence konuşmayı kes," dedi soğukkanlı bir şekilde. "Hem burada olmak istemiyorsun hem de susmak bilmiyorsun."
Serhat gözlerini kapadı, yumruklarını sıktı. "Bunu nasıl çözeceğiz?" diye mırıldandı ama kimse cevap vermedi.
Havada bir şey vardı. Bir kıyamet sessizliği.
Ve sonra... aniden kapılar açıldı.
Üç silahlı polis içeri girdi. Koridor boyunca ilerlerken karşılarına çıkan hastane çalışanlarını sorgulamaya başladılar. Asaf'ın omuzları gerildi, gözleri yine o buz gibi boşluğa büründü.
Sonra aniden bize döndü. Gözlerinde karanlık bir kararın gölgesi vardı. Önce bana baktı, hatta bir an kolunu kaldırdı ama son anda vazgeçti. Onun yerine Serhat'ın kolunu ani bir hareketle yakaladı ve tüm gücüyle onu polislerin önüne fırlattı. Aynı anda cebine bir şey sıkıştırdı.
Cesur'un yüzü dondu, gözleri büyüdü. Gözlerini Asaf'tan ayıramıyordu, ama ağzını açamadı. Sanki gördüğü şeyi algılamakta zorlanıyordu.
Asaf soğukkanlı bir sesle konuştu:
"O yapmış. Cebine ölmüş hemşirenin kartını sokarken gördüm."
Serhat, neler olduğunu bile anlayamadan elleri sertçe kavrandı. Polisler onu kollarından yakalayıp geriye doğru çektiğinde, Serhat'ın ifadesi tamamen boşaldı.
"B-bekleyin..." diye kekelerken, ani bir panikle silkelendi. Şok yüzünden ilk başta sesi bile çıkmamıştı. Ama sonra çırpınmaya başladı.
"Hayır!" diye haykırdı, sesi giderek yükselirken. "Hayır, ben yapmadım! Yalan söylüyor! O öldürdü!"
Ama artık kimse onu dinlemiyordu.
Polislerden biri kaşlarını çatarak Asaf'a döndü. Şüphe dolu gözlerle onu baştan aşağı süzdü.
"Ne gördüğünü tekrar anlat bakalım," dedi, sesi sorgulayıcı ve sertti. "Tam olarak nerede, nasıl gördün?"
Asaf, hiç acele etmeden başını yana eğdi. Sanki bu konuşmadan hiç rahatsız olmuyormuş gibi rahat bir ifadeyle konuştu.
"Koridordan geçerken fark ettim," dedi, sesi tamamen sakindi. "Ölen hemşirenin odasına bakıyordum, o sırada hastayı cebine bir şey sokarken gördüm. Yaklaştım ama o çoktan işini bitirmişti. Şüpheli duruyordu."
Polis gözlerini kıstı. "Ne kadar uzaktaydın?"
Asaf hafifçe omuz silkti. "Yeterince yakındım. Hatta bir an bana bile baktı, ama hemen kaçtı."
Serhat çırpınarak bağırdı, sesi titriyordu. "Yalan söylüyor! Ben hiçbir şey yapmadım!"
Polis, Asaf'a döndü ve daha dikkatli baktı. "İlginç. O kadar sakinsin ki... İnsan böyle bir şey görünce biraz sarsılmaz mı?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Teen FictionRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
