~ Aşk, masumiyetini kirleten kan lekesini affetmedi. ~
Her yer kapkaranlık olduğunda hesaplamayı beceremediğim bir süre boyunca karanlıkta tutsak kaldım. Zifiri bir karanlığın hapsinde belki günlerce ve hatta belki de haftalarca kaldım. Sağ mıydım...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hakan Demir, uçağından indi ve Bangladeş topraklarına ayak bastı. Etrafı süzdüğünde insanları, onların giyimlerini ve hayatında ilk kez geldiği ülkenin havasını biraz garipsemişti ancak buraya geliş amacını düşündüğünde bunun pek bir önemi yoktu.
"Mert Karan'ın kaldığı hastaneyi öğrendiniz mi? " diye sordu kendisiyle getirdiği üç adamına.
" Evet efendim. " cümlesini duymasıyla başını salladı. Hissettiği dev gibi bir tedirginlik vardı. Kızıyla en son konuşmasının üzerinden saatler geçmişti ve saatlerdir kızı telefonlarına yanıt vermiyordu.
Adamlarından birinin çevirdiği arabaya bindi. Hareket etmeye başlayan araba kısa bir süre sonra hastaneye ulaşmıştı. Ücreti ödeyen Hakan arabadan indi ve ilerleyen yaşının izin verdiği kadar hızlı adımlarla hastaneden içeriye girdi. Adamlarından biri danışmaya gitti ve kenara çekilen Hakan ondan gelecek haberi beklemeye başladı.
Bir dakikadan bile kısa bir süre sonra yanına gelen adamı "Efendim Burcu Hanım'ın migren ağrısı tutmuş." dedi. Hakan'ın yüzü bir anda kasıldı. Kızı migren hastasıydı ve o bunu unutmuştu. Telefonlarına cevap vermeme sebebi biricik kızının o anlarda ağrıdan kıvranıyor olmasıydı.
"Hangi odada olduğunu öğrendin mi Emre? " diye sordu. Buna karşılık adamı elini koridorun olduğu tarafa doğru uzattı ve" Evet efendim, buyrun. " dedi.
Koca bir koridoru geride bıraktıktan sonra, adamının işaret ettiği kapının kulpunu indirdi ve ses çıkartmamaya büyük gayret göstererek içeriye girdi Hakan. Işıklar kapalı olduğundan oda az da olsa karanlıktı. Odanın içine ilerledi ve yatakta bir ceset gibi hareketsiz ve halsiz yatan biricik kızını buldu.
Hakan kızına doğru eğildi ve saçlarını yüzünden çekip onun ıslak alnına dudaklarını bastırdı. Onu çok özlemişti, bir haftadır kokusu burnunda tütüyor, kahkahaları kulaklarında çınlıyordu. Ayrı kaldıkları az bir zamandı belki fakat kızı olmadan dayanamıyordu işte.
Elini başına götürdü ve biraz saçlarını okşadı. Saçları dahi ıslaktı, alnı ise cayır cayır yanıyordu. Ateşi olduğunu anladı Hakan. Kızını mahveden hastalığa bir küfür savurdu içinden. Şimdi o kafasının içinde kıyametler kopuyor olmalıydı. Bu hastalık kızının canını çok yakıyordu. Derin bir uykuda olmasına rağmen kasılı duran yüz hatları, buruşturduğu ifadesi bunun kanıtıydı zaten. Bir baba olarak kızı için her şeyi yapar, gerekse tüm dünyayı yakıp küle çevirirdi. Ama onu bu derece yıpratan hastalığa karşın elinden hiçbir şey gelmiyordu. Bu yaşlı adamı fazlasıyla üzüyordu.
Kızını rahatsız etmeden çıktı odadan.
Az sonra Hakan hastanenin başhekimiyle konuşmuş ve tüm detayları en ince ayrıntısına kadar öğrenmişti. Baş hekimden dinlediklerinden sonra üzerine düşen çok fazla şey olduğunu anladı.