Arkadaşlar merhaba. YEİS 'te de bahsetmiştim. Sabah koşarken düştüm ve el bileğimi burktum. Dolayısıyla bu bölümü nasıl yazdım, galiba bir ben bir de Allah bilir. Karınca hızıyla ve acıyla bu kadar oldu. Buna rağmen kısa bir bölüm değil bence, lütfen siz de kısa demeyin. :)
Uzun zaman sonra şu sınır işini bir tekrar denemek istiyorum. Lütfen, çok rica ediyorum tek kelime de olsa yorum bırakın ve boş yıldıza parmağınızı değdirin. Çıkar gütmeden, karşılık beklemeden bu kadar emek feda ediyorum, bir iki cümleye de lütfen bu kadar üşenmeyin. :D
Bölümün vote sınırı 400 oy, yorum sınırı 250 yorum. Bölümü bitirdiğimde, sınır geçildiği takdirde yayımlayacağım.
Mert, kadını kaldırdı ve duvara fırlattı. Yüzü sertçe duvara çarpan kadın acıyla bağırdı ve bıçağı elinden düşürdü. Mert Karan ellerini onun saçlarına daldırdı. Tiksindiği surat ile göz göze geldiğinde "Seni psikopat manyak, öldüreyim mi şimdi seni bu yaptıklarından sonra ?" diye tısladı. Kadın ellerinde çırpınmaya başladığında, bir ses Mert 'in elinin ayağının boşalmasına neden oldu.
"Mert, lütfen gel." dediğinde Burcu, Karan bir elinde ki pis mahlukata bir de sevdiği kadına baktı.
Keşke şu an avuçlarında ki yaratık kendine eş değer bir erkek olsaydı, o zaman onun kemiklerini teker teker kırmakta biraz dahi tereddüt etmezdi.
Ama değildi. Şu an saçlarına asıldığı aşağılık, manyak, psikopat ve ruh hastası bir kadındı.
Lanet ede ede ve küfrederek onu adamlarından birinin kucağına doğru savurdu. Tüm gücüyle Burcu 'ya doğru koştu.
"Geldim güzelim, geldim." dedi Mert, Burcu 'ya doğru eğilirken. "Geldim her şeyim."
Burcu, ellerini Mert' e doğru uzattı. Yaşadığı bu olayı, eğer hayata tutunmayı başarsa dahi hayatı boyunca unutmayacak, bu olay zihninden hayatı boyunca silinmeyecekti.
"Çok korkuyorum." dedi nefes nefese. Mert yerde uzanmış kadını kollarının arasına aldı. Hızla arabaya doğru koşarken "Aras 'a haber verin. Polisleri de arayın , polisler geldiğinde o kadını , polise teslim edin." dedi hırıltılı sesiyle. Gözünden bir damla kayıp gitti Mert Karan' ın. Burcu 'yu böyle gördüğü için içinde bir şeyler paramparça oldu, genzi yandı.
Biner binmez araç hareket etti. Burcu' yu oturduğu koltuğun karşısına boylu boyunca uzattı. Bir düğmeye basması ile birlikte ön taraf ile aradaki engel kalktı. Sevdiği kadının gözlerine bakmaktan kaçınıyordu. Onun o korku dolu, yaşadığı dehşetin izlerini taşıyan gözleri daha çok elinin ayağının birbirine dolaşmasına neden oluyordu çünkü.
Burcu 'nun geceliğini kaldırdı ve karnına baktı. Dünyası yıkıldı. Çok yanıyor muydu acaba canı? Ölseydim ama onu böyle görmek zorunda kalmasaydım, diye geçirdi içinden. Kalbine sanki zehirli bir ok saplandı. Genzi daha çok yandı.
Burcu' nun karnına dokundu yaralı eliyle. "Kanlarımız yine birbirine karıştı." dedi Burcu, fısıltıyla. Mert onun kırmızıya boyanmış yüzüne baktı. "Yalvarırım meleğim, konuşup yorma kendini." dedi ve uzanıp onun yaşlarla dolu gözlerine dudaklarını bastırdı.
Sevmek buydu. Sevdiğinin canı yandığında, ölüyormuş gibi bir acı hissetmekti. Onun canının yanmamasına karşılık kendi canını feda edebilmekti. Kimse seviyorum dediği birinin canını bile isteye yakamazdı. Sevdiğine bile isteye ufacık bile olsa bir zarar vermek ne sevdaya, ne aşka, ne de adamlığa sığmazdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk Affeder mi?
Romansa~ Aşk, masumiyetini kirleten kan lekesini affetmedi. ~ Her yer kapkaranlık olduğunda hesaplamayı beceremediğim bir süre boyunca karanlıkta tutsak kaldım. Zifiri bir karanlığın hapsinde belki günlerce ve hatta belki de haftalarca kaldım. Sağ mıydım...
