Bölüm 25

12.2K 947 363
                                        

Bölümün yorum sınırı » 250 yorum

"Dediğim gibi, şu an durumu iyi. Derlenme odasına alınacak. Kendine geldiğinde ise normal odaya çıkartılacak Mert Bey. Ama sabaha kadar anca kendine gelebilir. " dediğinde, Hakan doktora teşekkür etti. Doktor onların yanından ayrıldığında Burcu göz yaşları içinde babasına sarıldı. Hayatında belki bu kadar zor hiçbir an yaşamamıştı. Sevdiğin birini kaybetme tehlikesi bile insanın içine ateş düşürmeye yetiyordu, hele bir de yaşadığın, hayatta en sevdiğin, aşkın olan insanı kaybetme tehlikesi ise o zaman işte ortalık yangın yerine dönüyordu.

Şükürler havada uçuşurken, birbirine sarılmış olan baba kıza Ahsen de katıldı. Duaları bir kez daha kabul olmuştu. Bunun için ne kadar şükretse herhalde az olurdu.

Hakan, kızı ve karısından ayrıldıktan sonra köşede bulunan banka çöktü. Kızının yüzünde karmakarışık bir ifade vardı. Hem hıçkıra hıçkıra ağlıyor hem de kahkahalarla gülüyordu. Tüm ailesi için çok zor saatler geçip gitmişti. Bir kez daha hayata ve kötülere karşı kazanan onlar olmuştu. Bunun mutluluğunu tarife imkan asla yoktu.

"Dualarımız kabul oldu. Bir evlat acısını asla kaldıramazdım." dedi Hakan. Gerçekten de Mert'i ve Mira'yı kendi çocukları gibi görüyordu. Belki başta her şey Haldun Karan'a olan vefa borcunu ödemek için başlamıştı ama şimdi kesinlikle içinde ki kuvvetli duyguların sebebi Haldun Karan değildi. O, ortaya gelen koca bir felakete karşılık kendi payına muhteşem bir oğul ve tatlı mı tatlı bir kız kazanmıştı. "Şu sizin destek verdiğiniz, çocuklar için olan kuruma yaptığım yardımları iki hatta üç katına çıkartmak istiyorum çocuklar." dedi Hakan neşeyle.

Kerem buna ters bakışlar atarak karşılık verdi. Bu aile için Mert Karan bir yabancıdan ibaretken şimdi onu kendi oğluymuş gibi görüyordu Hakan amcası ve Ahsen teyzesi . Hayır, kesinlikle hissettiği şeyin adı kıskançlık gibi saçma bir şey değildi. Bu mantık çerçevesine asla dahil edilemeyecek bir tabloydu. Onların bir geçmişleri yoktu , bu kadar kısa zamanda bu kocaman bağlar da nasıl ortaya çıkmıştı? Bu aptalca bir durumdu. Kendisinden birkaç yaş büyük genç bir insanın kurtulmasına elbette mutlu olmuştu ama bu kadardı. Herkes için bu kadar olmalıydı daha fazlası saçmalıktan ibaretti. Anlamsızdı.

"Sen neden gemilerin batmış gibi bakıyorsun etrafa oğlum?" dedi Ahsen, Kerem'e bakarak. Buraya geldiği saniyeden itibaren, saatler boyunca ifadesi hep aynı kalmış, birazcık bile değişmemişti.

"Bir sorun yok Ahsen teyze." dedi Kerem, burnundan soluyarak. Belki yılların hatrına nazı onlara biraz bile olsa geçerdi. Ancak yeri ve zamanı şu an değildi bunun.

"Sahi oğlum, neden böylesin sen kaç saattir?" diye sordu Hakan. Sevinmesi gereken an sevinmiyor, üzülmesi gereken an da üzülmüyordu. Sanki onlara destek olmak için gelmiş gibi değil de, şu an mecburiyetten burada duruyormuş gibi memnuniyetsiz bir  ifadesi vardı.

Belki de Kerem'i ilk defa böyle farklı görüyordu.

" Sorun yok dedim Hakan amca. " dedi Kerem, sesini olabildiğince yumuşak tutarak. Buna karşılık Burcu bir adım Kerem'e yaklaştı. "Ölmesini mi isterdin?" diye sordu. Onun Mert'e olan tahammülsüzlüğünün farkındaydı. Evet, Mert 'te,  Kerem'i sevmiyordu ama onun gördükleri ve duyduklarından sonra en azından bir nedeni vardı. Ama Kerem'in bu tavrı ve hoşnutsuzluğu için hiçbir nedeni yoktu. Hiç yoktu. Üstelik o insan o soğuk yerde ölüm kalım savaşı verirken, varsa bile böyle yapmaması gerekirdi.

Aşk Affeder mi? Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin