Evin kapısını anahtarımla sessizce açtım. Siyah spor ayakkabılarımı çıkarıp ayakkabılığa koydum. Ayakkabılığın kapısını kapatırken elimden geldiğince sessiz olmaya çalışıyordum. Saat gece yarısını geçmişti ve muhtemelen annemler daha yeni uyumuşlardı.
Onları uyandırmamaya gayret ederek sessizce odam gidip kapımı kapattım. Üzerimdeki formalardan kurtulup pijamalarımı giydim. Yorganımı açıp içine süzüldüm. Evet, havalaqr ısınsa bile ben yorgansız ya da battaniyesiz uyumazdım. Sanki küçük bez parçası beni her şeyden koruyacakmış gibi gelirdi. Ne kadar çocukça!
Kendi kendime homurdanıp yüz üstü yattım. Her zaman böyle daha rahat uyurum. Gözlerimi kapayınca olanlar aklıma geldi. Kardeşim... Hızla yataktan kalktım ve yan odadaki kardeşimin yanına sessiz ama hızlı adımlarla gittim. Kapısını açınca yatağına doğru bir adım atmıştım ki ayağıma bir şey batınca acıyla inledim.
Ayağımı kaldırıp bunun ne olduğunu baktım. Oyuncak mı? Ah, hadi ama! Melis on iki yaşına gelmiş ve dışarıda ne kadar olgun olsa da içinde hala beş yaşındaki bir kız çocuğun ruhunu taşıyordum.
Bastığım yerlere dikkat ederek zorlu yoldan Melis'in yanına geldim. Onu uyurken görünce gülümsedim. Çok tatlıydı. Yanakları sıcaktan pembeleşmiş ve saçları terden alnına yapışmıştı.
Alnınaküçük bir öpücük verip odasından çıktım. Tekrar odama geldiğimde yorgunluktan öleceğimi sandım. Yatağıma doğru yürüdüm ve kendimi derin bir uykuya attım.
''Elif! Kalk artık. Okula geç kalacaksın.'' Annemin sesiyle uyanmıştım ama gözlerimi açmamıştım. Açacak gücü kendimde bulamıyordum. Üstümde tatlı bir ağırlık vardı ve beni uykuya çekiyordu.
''Kahvaltı hazır. Melis kalktı bile Elif! Hem seninle konuşacaklarım var. Dün akşamla ilgili.'' Annemin sesiyle başımı yastığa daha çok bastırıp derin bir nefes aldım. Anneme dün akşamla ilgili yalan söylemem gerekiyordu. Ona Ankara'nın en ünlü çetesinin yanındaydım desem kalp krizi geçirmekten önce beni öldürür sonra geçirirdi.
İstemeye istemeye yataktan kalktım. Dün etrafa attığım formaları üzerime geçirdiğim gibi çantamı tek omzuma attıp mutfağa doğru ilerledim. Uykulu bir şekilde çantamı mutfak kapısının girişine koydum.
Melis'in yanına oturdum ve kahvaltıda neler olduğuna göz attım. Kahvaltıyı hiç sevmem. Yani, bir türlü yiyecek bir şey bulamam. O kadar çok şey olmasına rağmen...
Kesilmiş domateslerden birisini ağzıma atarken annem karşımdaki sandalyeye oturdu. Yağlamış olduğum ekmeğimi ağzıma atarken beni izlediğini biliyordum. Başlamasını bekliyordum sadece.
''Dün akşam neredeydin Elif?'' diye sorunca annem başladığını anladım. Derin bir nefes alıp ''Lale'lerdeydim.'' diye kısa bir cevap verdim.
Lale'lerin evi bize yakındı ve annemin inanacağı kişiler sınırlıydı. Ya Lale diyecektim ya da Buse.
Annem kaşlarını çattı. ''Ne yaptınız gece yarısına kadar? Hem neden bana haber vermedin?''
Çilek reçeli sürdüğüm küçük ekmek parçasını ağzım attım. Biraz çiğneyip yuttum. ''Ders çalıştık anne. Yarın edebiyat sınavı vardı ve Lale'nin edebiyatı iyi. Benim edebiyatımın kötü olduğunu biliyorsun. Sana haber veremedim. Çünkü şarjım bitmişti. Lale'den de arayamadım. Çünkü unutmuştum anne.''
Anneme baktığımda inandığını anladım. Bunun rahatlığıyla tuttuğum nefesi dışarıya verdim. Kolumdaki saate baktığımda hızla ayağa kalktım. ''Kalk Melis. Geç kalkacağız servise.''
Melis ayağa kalkarken ben çantamı almış kapının önünde ayakkabılarımı giyiyordum. Ayakkabılarımı giyip Melis'i beklerken bir o yana bir bu yana gidip ''Hadi Melis!'' diye sızlanıyordum. En nefret ettiğim insan tipiydi. Hiçbir şeyi ciddiye almazlardı. Dakik değillerdi. Ben onun aksine öyleydim. Çünkü servis bizden önce gelirse bütün herkes bize bakıyormuş gibi gelirdi bana.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
GECE KADIN
Roman pour AdolescentsKoruma iç güdüsü yüzünden bir yalan söylemek insanın hayatını ne kadar değiştirebilirdi ki? Hikayenin kapağını hazırlayan @lorderme 'ye çok teşekkür ederim. © Tüm hakları saklıdır.
