Asi ve Alaz, tam üç gün boyunca Alaz'ın şirketinin en üst katında kendi dünyalarında zaman geçirirken, her şey çok daha kolaydı. Bu şekilde tüm gerçeklerden kaçıp kendilerine küçük ama huzurlu bir alan yaratmışlardı. Fakat hayat onları beklemiyor ve aksine akıp gidiyordu. Ve bunu Alaz'ın durmadan çalıp duran telefonundan bile anlayabiliyordu genç kız.
Alaz'ın bir ton işi vardı ve onları yapmak yerine son üç gündür Asi'ye bebek bakıcılığı yapmak zorunda kalmıştı. Genç kız bu durumdan oldukça rahatsızdı. Şımarık küçük kızlar gibi Alaz'ı işlerinden alıkoyup, dertleriyle boğmak istemiyordu. Aksine birbirlerinin yanında nefes almaları gerekiyordu genç kıza göre. Ama Asi ile olmak maalesef ona nefes aldırmamıştı işte. Kendisiyle beraber bir paket halinde tüm dertlerini de Alaz'ın hayatına dahil etmişti en sonunda. Korktuğu başına gelmiş ve Asi'nin şanssızlığı Alaz'ın da katlanması gereken bir yüke dönüşmüştü. Genç kız bu gerçeği düşündükçe ağlama hissi geliyor ama bunu sabahtan beri yaptığı gibi bastırmaya devam ediyordu.
"Alaz?"
Asi koltukta oturmaya devam ederlerken, Alaz'ın kendisini sımsıkı saran kolları nedeniyle sol yanağını adamın sağ omzuna yaslamış vaziyetteydi. Alaz onu yan bir şekilde kucağına oturtmuş ve Asi de bacaklarını koltuğa rahatça uzatmıştı. Birlikte yaptıkları kahvaltıdan sonra bulaşıkları yıkayıp ortalığı toparlamışlar ve ardından koltuğa yerleşmişlerdi. Saatlerdir öylece oturarak gelişigüzel bir şeylerden bahsediyorlar ve asıl konudan ise uzak duruyorlardı.
"Efendim güzelim?"
"Sen artık işinin başına dön hadi." dedi Asi ona engel olmaktan oldukça rahatsız bir şekilde konuşarak. Sürekli olarak telefonda konuşarak işlerini yönetmeye çalışması karşısında kendisini suçlu hissediyordu. "İyiyim ben."
"Olmaz öyle şey." diye kaşlarını havaya kaldırdı Alaz, tam da tahmin ettiği gibi anında bu öneriye itiraz ederek. Asi bu yanıtı aldığına tabi ki de şaşırmazken, pes etmeye de niyeti yoktu. "Bırakmam ben seni."
"Saçmalama Alaz. İn aşağıya hadi. Bir ton işin var. Durmadan arayıp duruyorlar. Bu şekilde olmaz. Kaç gündür benim yüzümden tıkıldın kaldın zaten buraya."
"Olmaz. İnmem." Asi onu aşağıya inip işlerinin başına dönmesi için ikna etmeye çalışırken, Alaz ise gitmemekte bir hayli ısrarcıydı. Bu nedenle Asi kafasını adamın omzundan kaldırıp ona delici bir bakış gönderdiğinde, Alaz da ona kararlı bakışlarla karşılık vermişti. "Seni yalnız bırakmayacağım demiştim. Söz verdim. Sözümü bozamam ben. Kusura bakma hiç."
Onun bu çocuksu inatçılığı karşısında derin bir nefes bıraktı Asi. Buraya geldikleri ilk gece o kadar büyük bir şok içindeydi ki, Alaz da her an onun varlığından sıkılıp, kaçıp gidecekmiş gibi hissedip korkmuştu. Ki şu şartlar altında adamın sıkılıp kaçması gerekiyordu. Ama buradaydı işte. Üç gün boyunca bu odada onunla beraber tıkılıp kalmış ve Asi ağlarken, son derece sabırlı bir şekilde saçlarını okşayıp tüm yüzüne öpücükler kondurmayı, tek lokmayı bile zorlukla yerken onu kendi elleriyle beslemeyi sürdürmüştü. Fakat onun da bir hayatı vardı. Asi'nin dertleri olabilirdi ama yine de dünya kendisinin etrafında dönmüyordu. Bu nedenle bugün ne yapıp edip, Alaz'ı işlerinin başına geçirmeye kararlıydı. Bir süre ikisi de kararlı bir tavırla birbirlerine bakmayı sürdürmüş ve hemen ardından Asi, güven veren bir gülümseme eşliğinde konuşmuştu.
"İyiyim ben, merak etme. Burada oturup seni bekleyeceğim zaten. Hadi, işinin başına dön artık."
"Niye benden kurtulmaya çalışıyormuşsun gibi hissediyorum?" diye sordu Alaz kaş çatarak sevgilisini yanıtladığında. Yüzünü saniyeler içinde tıpkı beş yaşındaki bir çocuk gibi asmış ve dudaklarını büzmüştü. "Ben sensiz duramıyorum hiç. Ama sen durabiliyorsun maşallah."
