Asi ve Alaz, bir saat sonra beraber oteldeki odalarına el ele geri döndüklerinde saat henüz sabahın yedisi bile değildi. Alaz kapıyı kapatırken, bu sırada Asi ağır adımlarla ilerleyerek yatağın kenarına oturmuş ve ardından esneyerek ayağındaki sandaletleri çıkarmaya koyulmuştu. Bu sırada Alaz ise odanın kapısını kapattıktan hemen sonra yüzünden asla silinmeyen gülümsemesiyle beraber Asi'nin yanına oturdu.
"Ohhh.."
Alaz yatağa oturur oturmaz kendisini geriye bırakıp sırt üstü uzanmış ve aynı anda derin bir oh çekmişti. Asi sandaletini sağ ayağından çıkardıktan sonra başını sağ tarafında uzanan adama doğru çevirdi ve onun rahatlamış ifadesini izledi.
"Ne oluyor?"
"Kuş gibi hafifledim." demişti Alaz bakışlarını kıza doğru çevirdiğinde. "Yemin ederim gerginlikten bir haftadır gözüme uyku girmedi."
"Bir hafta mı?"
"Evet." diye onayladı Alaz kafasını sallayarak. "Uçağa bindim ve sonrasında kafamda bir milyon tane plan yaptım. Tabi işler istediğim gibi gitmezse diye, alternatif b planları da vardı. Ama işlerim yaver gitti. Sen Milano'da yorulup, alışverişin bir yerinde kahve içmek istediğinde ekmeğime de yağ sürülmüş oldu. Yoksa gece sen mışıl mışıl uyurken, yüzük alabilmek için Tiffany mağazasını açtırtmak durumunda kalacaktım."
Asi onun bu açıklaması karşısında önce şaşırsa da, sonrasında kafasını iki yana sallayarak gülmüştü. Alaz'ın her şeyi öncesinden planlayarak hareket etmesine artık alışması gerekiyordu sanırım. Fakat bir şekilde sevgilisinin bu saman altından su yürütmelerine şaşırıyordu işte.
"Ohhhh.." Alaz'ın yeniden büyük bir rahatlamayla beraber ohlaması Asi'nin dikkatini dağıttı ve bakışları çözmeye çalıştığı diğer ayağındaki sandaletten ayrılarak yeniden adama doğru çevrildi. "Allah'ım şükürler olsun."
"Biraz abartmıyor musun?" diye sordu Asi kaşlarını havaya dikerek adamın ohlayıp durmasını izlerken. "Gören de savaştan çıktın sanır."
"Ölüm kalım savaşı verdim ben o köprüde." demişti Alaz dramatik bir tavırla elini kalbine doğru götürerek. Ardından derin derin nefesler alarak göğsünü kaldırıp indirmiş ve sonrasında da acıklı bir ifadeyle Asi'nin gözlerine bakmıştı. "Ecel terleri döküyordum sen manzarayı izlerken. İnsanın ayakları bile titrer mi ya? Sen az daha cevabını söylemeden öylece yüzüme baksaydın eğer, yemin ederim yığılıp kalacaktım köprünün ortasına."
"Heh!" dedi Asi alaycı bir gülümseme eşliğinde adama bakıp ardından sol ayağındaki sandaleti çıkarırken. "Yine başladın kendini acındırmaya drama queen."
"Sen şimdi gülüyorsun ama o güzel ağzını açıp evet diyene kadar, ben kaç defa ölüp ölüp dirildim haberin var mı senin?" demişti Alaz kalbini tutmaya devam ederken. Ardından abartılı bir mimik eşliğinde yüzünü buruşturmuş ve sonrasında yatağın üzerinde kalp krizi geçiriyormuş gibi kıvranmıştı. "Yemin ederim, hala dizlerim titriyor. Sen beni korkudan öldüreceksin kız."
"Amma abarttın. Hemen evet dedim bir kere. Sanki saatlerce bekledin de, kendini acındırıyorsun."
"Saydım ben içimden, neredeyse üç dakika sürdü cevabının gelmesi. O üç dakika içinde ben yüz defa tahtalı köyü boyladım. Azrailimi gördüm gözlerimin önünde, azrailimi!"
"Cidden senaryo yazmakta üstüne yok senin." dedi Asi kıkırdayarak yatakta geriye doğru kayıp, ardından tıpkı Alaz gibi sırt üstü uzanarak. İkisinin de ayakları yatağın ucundan aşağıya sarkıyordu şimdi. Tek fark, Alaz'ın ayakları ayakkabıları içinde ve zemine bakarken, Asi'nin çıplak ayakları ise havada sallanıyordu. "Hem sen yat kalk şükret bu haline. En az bir yıl beklememiz lazımdı normalde bu cevabı vermem için. Ama kıyamadım sana. Yalvarır gibi bakıyordun gözlerimin içine."
