Asi yüksek lisans dersinin olmadığı her salı günü olduğu gibi erken saatlerde şirketteki mesaisine hazırdı. Saat 08:45'i gösteriyordu ve genç kız daha çayını yeni bitirmişti. Ardından Burak'la beraber odadaki küçük, dikdörtgen, toplantı masasına oturmuş, yapılacak işler üzerine notlarını güncelliyordu ki, şirket telefonunun ekranı parladı. Ekranda tabi ki de Alaz Soysalan yazıyordu. Burak bir yandan laptopunun ekranına bakarken, diğer yandan da başını ekrandan hiç çekmeden konuşmuştu.
"Bu sabah ilk işlerini bile bitirmeye fırsatın olmadı." diye mırıldandı sesindeki muzır tonlamayı saklamayarak. Her Allah'ın günü aynı döngüde yaşıyorlardı. Asi sabah saatlerinde Alaz ile beraber aşağıya iner, ardından Alaz onu masasına kadar götürdükten sonra -ki Burak, arkadaşının neden kızı masasına oturtmak konusunda bu kadar titiz olduğunu asla çözemiyordu ve bunu Alaz'ın deli olmasına bağlıyordu- bir ton nazlanarak kendisini öptürür ve sonra da odasına geçerdi. Bu süreçten sonra Asi'nin sınırlı dakikaları vardı. Alaz onu odasından aramadan önce sabahın ilk işlerini halletmesi için.. Fakat bu kez beklenenden de kısa bir süre geçmişti. "Kaç dakika sürdü sence?"
"On iki."
"Yeni rekor." Burak kıkırdadı. Ardından bakışlarını laptop ekranından Asi'ye doğru çevirip elini sallamıştı. "Hadi, büyük patronun acil işleri vardır kesin. Bekletme lütfen. Sonra bir ton dırdırını çekiyoruz."
Asi ona gözlerini devirdi ve sonrasında da iç geçirerek telefonu açtı.
"Efendim?"
"Asi Hanım?" Alaz'ın sesi müthiş ciddi çıkıyordu. "Ofisime gelir misiniz lütfen? Acil bir konu var. Görüşmemiz gerek."
"Aslında şu an Burak'la yapılacak işleri planlıyoruz ama-"
"Hemen Asi. Çok önemli. Bekleyemez."
Asi, Alaz onu görmese bile kafasını salladı ve ardından telefonu kapayıp ayağa kalktı. Burak onu izlerken kaşlarını havaya kaldırmıştı.
"Ne kadar önemliymiş?"
Asi omuzlarını silkti.
"Göreceğiz. Muhtemelen son hazırladığım rapor kapağıyla ilgili estetik kaygısı falandır."
Burak bu yanıta gülerek, kıza el salladı.
"İyi şanslar."
Asi az sonra Alaz'ın odasının kapısını çalıp içeri girdiğinde, Alaz koltuğuna yayılmış, ciddi bir tavırla masasının başında oturuyordu. Genç kız içeri girer girmez, toparlanıp oturduğu yerde dikleşirken, Asi kaşlarını kaldırarak sormuştu.
"Ne oldu?"
Alaz, oturduğu yerde kıpırdanmaya bir son verdiğinde derin bir nefes bırakmış ve dirseklerini masaya yasladıktan sonra göz ucuyla Asi'nin saçlarına bakmıştı. Ve o anda istediği bahaneyi de bulmuş oldu.
"Saçın biraz kabarmış. Kurumsal duruşuna gölge düşürebilir. Ofis içinde temsil ettiğin konumu düşününce, bunu göz ardı edemem."
Asi bir an için Alaz'a boş boş baktı. Ardından avcunu alnına yaslamıştı.
"Sen ciddisin misin?"
"Son derece."
"Alaz? Bu saç mevzusunu gerçekten acil kurumsal kriz olarak mı kodladın? Bana attığın çağrıda kırmızı kod vardı."
Alaz başını aşağı yukarı salladı. Yüzünde son derece ciddi bir ifade olması Asi'nin onu pataklama isteğini uyandırıyordu.
"Hem de uluslararası boyutta bir kriz." diye bildirdi ellerini masanın üzerinde birleştirdiğinde. "Şirketimin imajı benim için çok önemlidir. Ve sen de benim şirketimi temsil ediyorsun. İşimi şansa bırakamazdım."
