Asi ve Alaz iki hafta boyunca kendi içlerinde yaşayıp, hayatın akışına kapılırken, şimdi arkadaşlarıyla çevrili bir anın içinde mutlu mesut oturuyorlardı. İstanbul'un hareketli bir Cuma gecesinde Boğaz'a yakın, loş ışıklarla aydınlatılmış, şık ama abartısız bir restoranda, kahkahalarla karışık bir masa dolusu genç sohbetin en koyusunu yaşıyordu. Ceren, Levent, Samet, Melike, Burak, Yağız, Çağla ve Cesur, günlerdir planladıkları bu buluşma için bir araya gelmişti. Masadaki hava rahattı, sıcaktı. Herkes kendi içinden bir parça getirmiş gibiydi sohbete. Samimiyet, biraz dedikodu ve bolca kahkaha eşlik ediyordu onlara.
Asi, Alaz'ın hemen solunda oturuyordu. Üzerinde Alaz'ın görür görmez salya akıttığı asker yeşili, derin kare yakalı, mini bir elbise vardı. Alaz çıkmadan önce Asi'yi o elbisenin içinde gördüğünde, arkadaşlarıyla olan buluşmaya gitmeyip, evde baş başa kalmak ve tabi ki de sevişmek için yalvararak genç kıza bin bir tane dil dökmüş, ama bu hamleleri Asi'nin gülerek onu zorla kapıdan çekiştirmesiyle beraber maalesef ki işe yaramamıştı. Alaz iç çekerek kızın güzel fiziğini aralıksız süzmeye devam ederken, Asi'nin sesi biraz daha neşeliydi bu akşam. Yüzü güldüğünde gözlerinin içi parlıyordu. Son haftalarda içini kemiren onca şeyin üzerine, bu masa belli ki ona iyi gelmişti. Adeta ışıl ışıl parlıyordu. Bu nedenle Alaz da otomatik olarak oldukça mutluydu. Asi'nin arkadaşlarıyla konuşurken kocaman gülümsemesi ve arada attığı tatlı kahkahaları dinleyerek kızı izlemekle geçiriyordu zamanını.
"Dünyadan Alaz'a, dünyadan Alaz'a.." diye seslendi Melike, esprili yapısı nedeniyle her zamanki gibi ayağına gelen bu fırsatı değerlendirirken. Ara sıcaklar başlayıp bitmiş ve çiftin hemen karşı çaprazlarında oturan Melike, Alaz'ın gözlerini bir an bile o sırada karşısında oturan Ceren ve Çağla ile konuşan Asi'den çekmediğini fark etmişti. "Burada mısınız efendim?"
"Buradayım." diye bildirdi Alaz gözlerini Asi'den ayırıp Melike'ye çevirdiğinde. Fakat Melike'nin gözlerinde gördüğü muzip parıltı giderek çoğalırken başka bir şey söylemesine fırsat bile kalmadan kız yeniden konuşmuştu.
"Gözlerini alamadın da kızdan. Endişelendim senin için." demişti sırıtarak Asi'yi işaret ederken. "İyi misin diye bir kontrol etme ihtiyacı hissettim."
"Çok düşüncelisin Melike." dedi Alaz da kızla aynı muziplikle gülümserken. Ardından sinsi bir göz kırpmayla ekledi. "Gecenin tadını çıkarıyorum diyelim."
"Ana yemekler servis edildi yalnız." demişti Çağla da alaycı bir sırıtış eşliğinde söze karışırken. "Ama sen Asi'yi süzmekten daha tabağına dokunmadın bile. Aç kalacaksın bu gidişle bak."
"Sen beni düşünme." dedi Alaz kız kardeşine de cevap verirken. "Ben halimden gayet memnumun. Önce ruhumu ve kalbimi doyuruyorum."
"Ooo!" demişti Samet bu cevaba Yağız ile aynı anda. "Bizim patron yine formunda."
"Kalbi ve ruhu değil de, daha çok gözü açmış gibi geldi bana.." diye araya girdi Melike pis pis gülerken. "Ama neyse.."
"Melike!" diye uyardı Asi hemen duruma müdahale ederken. Biliyordu çünkü arkadaşını. Durdurmazsa eğer utanmaz şeyler söylemeyi sürdürecekti. Ve Alaz'ın da masadaki herkesten daha utanmaz olduğunu bildiği için sevgilisinin de kesinlikle bunun üstüne katarak ilerleyeceğinden emindi. Ama Asi'nin buna izin vermeye niyeti yoktu. Zira Asi bu yemeği koca bir domatese dönüşmeden bitirmeyi planlıyordu. "Sus ve yemeğini ye."
"Bana değil de sevgiline söyle sen onu. Aç kalan o." demişti Melike geri adım atmayarak. "Sana bakmaktan adamın önündeki peçeteler dağ oldu."
