89

2.4K 67 94
                                        


Alaz'ın kulakları duyduğu bu yepyeni ve sarsıcı bilgiyle beraber uğuldadı. Bakışları şaşkınlık dolu bir şekilde Özge'ye sabitlenmişken, duyduklarını sindirebilmek adına derin bir soluk bırakmıştı.

"N-ne, n-nasıl?"

"Asiye Abla.." diye mırıldandı Özge gözlerine bariz bir hüzün çökerken. İfadesi paramparçaydı ve dudakları hafifçe titremişti. Alaz onun bir anda gözyaşlarına boğulacağını düşünse de kendisini toparladı konuşmasına devam ederken. "Onun yüzünden öldü."

Alaz'ın kaşları bu net beyandan sonra yukarı kalkmıştı. Onun yüzünden öldüğü bir gerçek miydi, yoksa Özge içinde biriktirdiği nefret nedeniyle bu günahı ona kendince mi yüklemişti bir an için emin olamadı Alaz.

"Onun yüzünden öldü derken?" diye sordu emin olabilmek için. "Nasıl?"

"Psikoloji okumuştu." diye mırıldandı Özge, Alaz'ın sorusunun aksine bambaşka bir yanıt vererek. Yine de Alaz onu bölmedi. Bütün dikkatiyle Özge'nin ağzından çıkacakları dinlemeye konsantre olmuştu. "Kendine ait bir ofisi vardı. İşini çok seviyordu. Hedefleri vardı, hayalleri.."

Alaz pür dikkat Özge'yi dinlerken, kadın cümlesinin ortasında durmuş ve gözlerini sımsıkı yumup açarak derin bir nefes bırakmıştı. Ondan bahsetmek canını yakıyor gibiydi.

"Ama hepsini mahvettiler." diye mırıldandı Özge gözünü yerdeki bir noktaya diktiğinde. Gözünden bir damla yaş akarak yanağını ıslattığında, Alaz sessizce onu izlemeyi sürdürmüştü. "Tek bir günde, hayatını aldılar ondan. Hepimizden.."

"Nasıl öldü peki?"

"Babasıyla arası iyi değildi. Asiye Abla, kendi ayakları üzerinde duran ve hiç kimseye eyvallahı olmayan biriydi. Kendi kararları ve babasının kararları sürekli olarak çatışıyordu bu nedenle. Sık sık tartışırlardı. Asiye Abla boyun eğmezdi ona. Demir Asiloğlu, herkesi ve her şeyi yönetmekte usta olsa da kendi öz kızını yönetemeyeceğinin son derece farkındaydı."

Özge sanki asırlardır kilitli kalmış bir sandığın anahtarını yeni bulmuş gibi yavaştı anlatırken. Anlattıklarını unutmaya çalışarak geçirdiği upuzun yılları olmuştu. O sandığı kapatalı ve üzerine kilit üstüne kilit vuralı çok zaman geçmişti. Şimdi burada, yıllar sonra bunları bir başkasına anlatmak onun için çok zordu. Alaz ise merakla karışık bir sabırla bekliyordu kadının konuşmaya devam etmesini. Nihayet Özge birkaç saniyelik bir sessizlikten sonra bakışlarını sabitlediği o noktadan kaldırmış ve gözlerini Alaz'ınkilere çevirmişti. 

"Bir akşam büyük bir ziyafet hazırlandı malikanede. O büyük yemek masası, hınca hınç doluydu. Kristaller, altın kaplama şamdanlar, porselen tabaklar.. Masada yok yoktu. Demir Asiloğlu masanın baş köşesinde her zamanki gibi oturmuş, gelen misafirlerini keyifle ağırlıyordu."

"Sancaktarlar?"

"Sancaktarlar.." Alaz'ın doğru olduğuna yüzde yüz emin olduğu tahminini küçük bir kafa sallamasıyla onaylamıştı Özge. Sesindeki buz gibi nefret yeniden kendisini belli etti. Tiksinir gibi bir ifadesi vardı konuşurken. Alaz ona hak vermeden edememişti. "Herkesin keyfi yerindeydi. Sohbetler, övgüler, kahkahalar.. Asiye Abla işten döndüğünde masaya katılmıştı. Hemen sol tarafımda oturuyordu. Yüzünde yalandan hafif bir tebessüm vardı yemek boyunca. Bütün gece tabağındaki yemeği eşelemiş, sohbete dahil olmamıştı. Ama o aile ve Demir Asiloğlu, onu sürekli olarak sohbetin içine çekmeye çalışıyorlardı. Verdiği kısa cevaplar işe yaramıyordu. Tatmin etmiyordu onları. Daha fazlasını istiyorlardı."

Oyun İçinde OyunBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin