Kalbi göğsünü yırtacakmış gibi atıyordu.
Nefesi sanki ciğerine dolmuyor, boğazında sıkışıp kalıyordu. Adamların adeta bir duvar gibi duruşu korkunun damarlarında yayılmasını hızlandırmıştı. Burası tanımadığı, yabancı bir gerçekliğe açılan bir kapıydı sanki. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki tepki vermeye bile fırsat bulamamıştı. Belki çığlık atıp bağırsaydı, biri onu fark edecek ve yardımcı olacaktı. Ama o anki şokla hiçbir şey yapamamıştı. Panik, yerini hızla kontrolsüz bir öfkeye bırakıyordu ama elleri dizlerinde çaresizce duruyordu. Yanında ve karşısında oturan adamlar suskundu. Ön koltukta oturanlar da öyle.. Arabanın içi lüks ama soğuktu. Koyu kahverengi, parlak, deri koltuklar açık renk tavanlarla zıtlık oluşturmuştu. Arabanın camları karartıldığı için dışarıyı doğru düzgün göremiyordu. Nereye gittiğini bile bilmiyor ve korkusu giderek daha da fazla artıyordu.
Çaktırmadan kolundaki saatine baktı. Yediyi on geçiyordu. Alaz birazdan işlerini bitirip, akşam yemeği için yukarı çıkmış olurdu. Asi ona ulaşamayacağı için adamın yaşayacağı endişe nedeniyle oldukça üzgün hissetmişti. Alaz ondan haber alamayınca panikleyecekti. Asi ise paniğin tam ortasındaydı o sırada zaten. Nefeslerini hızlı hızlı alıp veriyor ve titreyen elleriyle hala elinde tuttuğu market poşetini sıkıyordu. Daha sadece 15 dakika önce sakince bu poşeti taşıyordu. Şimdi ise kaçırılıyordu.
Adamlar onu arabaya bindirirken, aklına gelen ilk şey Alaz olmuştu. Ona mesaj bile atamamıştı. Olay öyle hızlı gelişmişti ki, bir anda kendisini arabanın içinde buluvermişti. Telefonu ise yoktu. Asi onu ne yaptığını bile hatırlayamıyordu. İçine bir boşluk, kocaman, uğuldayan bir korku çöküyordu. Ne istiyorlardı? Kimdi bunlar? Onu nereye götürüyorlardı? Hepsi ürpertici bir bilinmezlikti genç kız için.
Boğazındaki düğüm daha da sıkılaştı. Tek bildiği, başına gelen şeyin sıradan olmadığıydı.
***
Alaz stüdyosunun kapısını eliyle ittiğinde, yüzünde yorgun ama huzurlu bir ifade vardı. Sabahki mızmızlığını düşününce gülümsedi. Asi'yi düşündü. Onun kahkahasını, saçlarının kokusunu, sabah aceleyle sardığı sarmaları.. Gözleri pırıldadı. Kalbi bir anda sıcacık oldu. Neyse ki işi bitince yanına gitmek oldukça kısa sürüyordu. Tek mesafesi merdivenlerdi. Alaz şimdi o merdivenleri çıkarken derin bir rahatlamayla iç çekmişti.
"Yine özledim be." diye mırıldandı kendi kendine. Asi'den ayrı kaldığı saniyeleri sayıyordu her defasında. Çok başka bir duyguydu bu. Daha önce hiç yaşamadığı bir aidiyet ve bağımlılık duygusu vardı içinde ona karşı. Öncesinde kendisinden başka birini önemsediği anlar oldukça sınırlıydı. Ailesi tabi ki onun için önemliydi ama onlar bile bir yere kadar önceliği oluyordu. Fakat Asi'ye aşık olduğu andan itibaren çarklar tam tersi yöne doğru dönmeye başlamıştı. Alaz'ın dünyasındaki kendi hükümdarlığı Asi'yle beraber yıkılıverdi. Alaz şimdi düşündüğünde Asi'yi her daim önemsediğinin farkındaydı. Onu tanıdığında tombul yanaklı, kıvırcık saçlı, beş yaşında sevimli bir kız çocuğuydu Asi. Ve sessiz sakin, bir hayli de içe kapanıktı. Zaman içinde onlara alışmış ve bu halini üzerinden atmıştı. Cana yakın, sıcakkanlı yapısı ve uyumlu bir çocuk olması sebebiyle kendisini oldukça kısa bir sürede ailesindeki herkese sevdirmişti. Annesi ve babası kızın durumundan etkilenerek ona kol kanat germiş, abisi Yaman ise her zamanki kibarlığı nedeniyle Asi'ye kendisini anında bir abi olarak benimsetmişti. Çağla ilk kez arkadaşı olmasının vermiş olduğu o coşkulu mutlulukla, her şeyi Asi ile birlikte yapmak isterken, Asi de onun arkadaşlığının güzellikleriyle tanışmıştı. O sırada on yaşında bir şeytan olan Alaz bile, iş Asi'ye gelince daha nazik davranmayı seçiyordu. Alaz yapacağından asla geri durmayan bir çocuk olsa dahi, Asi'nin üzerine gittiği zamanlar diğer herkese olduğu gibi kırıcılık ve acımasızlık barındırmamıştı hiçbir zaman. Zira Alaz'ın acımasızlığı Asi'nin kırılgan yapısına taban tabana zıttı. Ve Alaz bu küçük kızı hiçbir zaman gerçek anlamda üzmek istemediğini bildiği için hayatı boyunca buna göre davranmayı seçmişti. O günden bugüne çoğunlukla didişerek oluşturdukları bu bağ, şimdi bambaşka bir yere sürüklendi. Bunu ikisi de asla tahmin edemezdi ama hayat sürprizlerle doluydu işte. En büyük sürprizi de Alaz'ı Asi'ye aşık ederek yapmıştı. Ve Alaz bundan oldukça memnundu. Düşünceleri arasında merdivenleri çıkma hızını arttırıp, ikişer basamak atlayarak kendi özel alanlarının kapısına ulaştı. Yüzünde kocaman bir gülümseme eşliğinde içeri girdiğinde ise, ona doğru yürüyen tek bir şey vardı. Gri ve tüylü bir Hamuş. "Yavrum, ben geldim!"
