Sabah güneşi dağ evinin perdelerinden içeri sızarken, ilk uyanan Asi oldu. Yorgun gecenin ardından gözlerini ovuşturup hafifçe doğrulmuştu. Hamuş yatağın sonunda, Alaz ve onun ayaklarının ucuna yayılmış uyuyordu. Alaz ise her zaman olduğu gibi darmadağınıktı. Dün gece üzerinden çıkardığı tişört pencerenin önünde duran tekli koltuklardan birinin üzerine fırlatılmış bir haldeydi. Çıplak göğsünü süsleyen gümüş, zincir kolyesi ve darmadağınık karamel saçları eşliğinde huzurla gözlerini kapatmıştı. Kollarının ikisi de Asi'ye sımsıkı sarılmış olmasına rağmen bununla da yetinmeyip, bir ayağını da kızın üzerine atmıştı.
Asi, bir süre boyunca Hamuş'un keyifli horultuları eşliğinde sevgilisinin uzun kirpiklerini izlemeyi tercih etti. Son zamanlarda uykuları bile bölük pörçüktü. Hayatının tüm karmaşası onu sıkboğaz ediyor ve huzurunu kaçırıyordu. Rüyalarında gördüğü saçmalıklardan ise sıkılmıştı. Yine babasıyla ilgili bir dolu şey görüyordu. Tek fark, bu defa babasının bir yüzü ve sesinin de olmasıydı. Bazen babası onu küçük bir kız çocuğuyken buluyordu. Bazen de Asi onun peşinden koşuyor ama yetişemiyordu. Tıpkı geçmişte gördüğü rüyalar gibi..
Babası ile olan ilişkisi yolundaydı. Onu yavaş yavaş tanımaya ve alışmaya başlamıştı. Fakat dedesi için aynı şeyi söyleyemeyeceğini biliyordu. Bakışları, tavırları ve sözleriyle tartışmaya yer bırakmayacağını adeta bağırıyordu Demir Asiloğlu. Ve genç kıza göre tuhaf sayılabilecek bir yaşam biçimleri vardı. Asi ilk kez o eve gittiğinde her şeyin sanki geçmişten fırladığını düşünmüştü ama şimdi bu düşüncesinde yanıldığını da fark ediyordu. Ev geçmişten fırlamamıştı. Ev geçmişin ta kendisiydi.
Asi derin bir nefes bıraktı ve yeni bir nefes almak için çabaladı. İçini sıkan bütün düşüncelerin onu köşeye sıkıştırmasından yorulmuştu. Ara ara kendisinin bile anlamlandıramadığı endişe ve gerginlikler yaşıyordu. Kimseye bir şey söyleyemiyordu. Alaz için yeterince büyük bir yüktü zaten. Bir de bunları anlatıp onu iyiden iyiye bunaltmak istemiyordu. Çağla'ya anlatmak için ise tereddütlüydü. Arkadaşının, anlattıklarını anında Alaz'a söyleyeceğinden neredeyse emindi. Asi bunun olmasını istemiyordu. Alaz'ın da nefes almaya ihtiyacı vardı. Bu nedenle halihazırda olan sorunlarına yenilerini eklemek akıl karı değildi. Asi bunları bir sonraki seanslarında Mehmet Bey ile konuşabilirdi.
Düşünmeye bir son vermesi gerekiyordu. Bu nedenle sağ elini Alaz'ın tıraşlı yanağında hafifçe gezdirirken, kirpiklerini parmağının ucuyla sevdi. Uyurken oldukça huzurlu ve masum görünüyordu. Tıpkı çocukken olduğu gibi.. Uyandığı anda ise tam bir kasırgaydı. Asi bu düşünceyle birlikte kendi kendisine gülümsedi. Yıllar sonra güzel anılarının yer aldığı bu dağ evine gelmek ona iyi hissettirmişti.
Hamuş ve Alaz hala uyumaya devam ederken genç kızın gözü saate ilişti. Henüz altıya çeyrek vardı. Asi yerinden doğrulmak için hafifçe kıpırdandığında, Alaz da sanki birbirlerine bağlılarmış gibi onunla birlikte hareket etmişti. Asi saniyeler sonra odadaki sessizliği bozmamak için usulca kalktı ve Alaz'ın kollarını yavaş bir tavırla yatağa bıraktı. Ardından kimseyi uyandırmamak için adeta bir hırsız misali parmak uçlarında yürüyerek banyoya geçmişti. Sessizlik içinde yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladıktan sonra odaya geri dönmüş ve hemen ardından balkona açılan cam kapıya yönelmişti.
Kapıyı açtığında çam kokusu, kuş cıvıltılarıyla karışıp içeri doluverdi. Asi geniş, ahşap balkonda yer alan çift kişilik bambu koltuğa oturmuş, karşısındaki yemyeşil manzarayı süzerken temiz havayı da içine çekmişti. Sabahın erken saatleri olduğu için insanı istemsizce ürperten bir serinlik vardı. Ama Asi bu keskin soğuktan hoşlanmıştı. Bacaklarını kendisine doğru çekti ve ardından göl kıyısındaki ahşap iskeleyi inceledi. Çocukken en sevdiği şey o iskelenin en ucuna oturup gölü izlemekti. Birden bire kendi küçüklüğünü görür gibi oluverdi.
