Restorandan ayrıldıktan sonra eve dönen Aslan, çok uzun zamandır belki de ilk kez mutlu bir şekilde dalmıştı uykusuna. Sabahın erken saatlerinde uyandığında ise gerçek dünyaya dönmüştü yine. Zira biliyordu. Onu okkalı bir yüzleşme bekliyordu. Gömleğinin düğmelerini iliklerken, hiç acele etmedi. Kahvaltı saatine henüz vardı. Bu nedenle de adımları sakin ve hareketleri ise yavaştı.
Ceketini üzerine geçirdiğinde aynada kendisini son bir kez süzmüş ve sonrasında yatak odasından çıkmıştı. Yine yavaş adımlarla merdivenlerden indiği sırada birkaç çalışan onu saygıyla selamladı. Aslan kahvaltıdan önce ana salona girdiğinde babasının tekli koltuğuna oturmuş, gözlerini devasa pencereye dikerek önlerindeki deniz manzarasını seyrettiğini görmüştü. Demir sadece oturuyordu. Fakat yüz ifadesi ve oturuşu bile hüküm veriyordu.
"Günaydın."
Aslan'ın sesi keyifsiz çıkmıştı. Dün gece her ne kadar onun için mutlu bir gece olsa da içten içe yaşananlar da barizdi. Demir bakışlarını ağır ağır kendisine doğru çevirdiğinde, onun da sesi en az Aslan kadar keyifsiz çıkmıştı.
"Günaydın mı?" diye sordu Demir bakışlarını oğlunun gözlerine sabitlediğinde. Onun bu kadar rahat olması Demir'i daha da fazla öfkelendirmekten başka bir işe yaramıyordu. "Gün aydınlık mı sence?"
"Haklısın. Bence de değil." demişti Aslan da onu dümdüz bir ifadeyle onaylarken. "Benimki sadece formalite icabı.."
"Tıpkı babalığın gibi mi?"
Demir'in sorusu Aslan'ın yüzüne bir tokat misali çarptığında, birkaç saniye boyunca nefesini tutmuş ve ardından aldığı nefesi burnundan geri vermişti. Babası her şeyi eleştirebilirdi. Ama kızıyla olan daha yeni yeni kurmaya çalıştığı baba-kız ilişkisini asla.
"Aynı fikirde değiliz." diye bildirdi çenesini sıkarak. Mavi gözlerinde sert bir ifade olsa bile ses tonu ölçülü bir şekilde çıkmıştı dudaklarının arasından. Demir ise oturduğu yerden Aslan'ı baştan aşağı süzmüştü.
"Dün akşam olanları açıklamak ister misin öyleyse?" diye sordu Demir, öfkesini diri tutarken. "Torunumun bize karşı olan soğuk duruşu.. O Alaz Soysalan denen kibirli adamın rahat tavırları, hadsiz sözleri! Ve senin tüm bunlar yaşanırken adeta kafanı kuma gömer gibi yapıp, tek bir kelime bile etmemen!"
Aslan bu sözler karşısında derin bir nefes daha aldı. Evet, Alaz yine Alaz'lığını yapmıştı. Kızıyla el ele restorandan içeri girdiği daha ilk andan itibaren varlığı devasa ve engel olunamaz bir doğal afet gibi sarmıştı tüm masayı. Hareketleri her zaman olduğu gibi kendisine has bir rahatlıkta, sözleri iğneleyici ve alaycı bir şekilde ve tavırları ise egosunu gözler önüne seren cinstendi.
"Doğum günümde sorun çıkmasın diye sustum."
"Sustun, evet. Sustun. Beni de susturdun üstelik." demişti Demir gözlerini sertçe açarak. "O çocuğun bana, babana, Demir Asiloğlu'na bütün bir gece boyunca laf sokmasına izin verdin. Üstelik sadece bana da değil.. Nazım ve ailesine de.. Küstahça meydan okudu hepimize! Nasıl mahcup olduğumuzun farkında mısın sen?! Ne söyleyeceğim ben Nazım'a?! O adamın bu akıl almaz cürreti karşısında nasıl bir açıklama yapacağım?!"
Aslan'ın çenesi gerildi. Daha en başında Nazım Sancaktar ve ailesinin dün akşamki yemekte yer almaması gerektiğini söylemişti. Ama Demir Asiloğlu her zaman bildiğini okurdu. Ona kimse karşı gelemezdi.
"Nazım Amca'ya karşı yapılan bir saygısızlık yoktu."
"Öyle mi?!" diye sordu Demir alaycı bir gülümseyişle. "Torunumun elini tutmalar, öpmeler, sarılmalar.. Kolunu kızın sandalyesinden bir tek saniye bile çekmedi o adam dün gece!"
