Yüreğinden susadı
Bir nehri devirdi
Yetmedi bir deryayı daha
Thor eline su dökemedi
Tanrıların şaşkın bakışları arasında
Zeusun mızrağını sapladı göğsüne defalarca
Yine göğsünden kan yerine çöl fışkırdı
Dağın ürpermesine aldırmadan
Dağı aldı göğsüne, yere çaldı
Ummanların mavisinin heybetini aldırmadı
Aldı maviyi hesapsızca gökyüzüne serpti
Suskunluğunun adıydı eylemi
Gel zaman git zaman
Ne develerin tellallığı
Ne pirelerin berberliği
Ne kaf dağının ardı
Dile gelebilirdi bu masalda
Daha doğrusu masal mı bu
Grinin varlığı açık beyan iken
Bir kadının gözünü gördü
Kamer düştü çöllere
Işıklar loşlaştı gözün nurundan
Gölgeler birikti kum dağlarında
Vahalar su vermedi dişi deveye
Taş çatlamayı bıraktı
Gök gürlemeyi unuttu
Rüzgar hangi yöne eseceği şaşırdı
Dünya bir çocuk gibi yeni ayaklanmaya başladı
Hayta hayta yürümeye başladı
İlk bakteri daha ayaklanmadı
İlk buzul çağ daha yaşanmadı
Ne bir his var ısıyı algılayacak
Ne toprak, ana olacak kıvamda
Daha havva ana gebe kalmasına yüzyıllar var
Belki bin yıllar var
Bereket tanrıçası olmasına
Gelin biz yine adama dönelim
Kafalar zaten allak bullak
Daha da yormayalım
Adam ummanları kuruttu susadı yine
Cehennemi yüreğine basarak söndürdü
Oysa bir kelam yeterdi bu susuzluğa
Bir kelime yeterdi yürek yangınını susturmaya
Aramadık yer kalmadı
Sormadık kimse kalmadı
Söylendi on sekiz bin cümle alem
Adam yanmaya devam edecek
O büyük gün gelene kadar
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mısralarımdan akan yaşlar
PuisiZaman ilk oluşumuna döndü İlk doğum serüvenine Her şey ilkine dönme koşusundaydı En arkalarından yüreğim vardı Çünkü yine sana koşacaktım ......................... ......................... Akdeniz bir akşam göğe yükseldi Böylece oluştu...
