Barlas'la nihayet salona girdiğimizde -nihayet çünkü Barlas'a kalsa bütün bir geceyi o bahçede geçirmeliydik- gecenin ilerleyen vakitlerinde herkesin muhabbete dalıp bedava içkiler nedeniyle yarı sarhoş olduğunu gördüm. Gerçekten herşey iyi gidiyordu bir masada dikilen Giray kendisini tebrik eden insanlarla sohbet ediyordu.
Etrafa bakındım Emre hala ortada yoktu. Acaba geldiğinde bıçaklanmış taklidimi yapsaydım. Gerçeği öğrendikten sonra ağzıma sıçardı sanırım ama yüzünü görmeye değerdi.
Barlas uzunca esnediğinde kaşlarımı çatarak ona baktım ve alay ettim "Ağzını kapat bari, insan içindeyiz" dedim,Barlas umursamaz bir sesle "Rahatsız oluyorlarsa çıkabilirler" dedi, iç geçirdim. Bu çocuğun yaptığı her şey neden bu kadar tatlı geliyordu!? Aslında ondan korkup kaçmam gerekirdi.
Tam Barlas'a ondan nefret ettiğimi söyleyecekken bütün salonun ışıkları birden sönünce kelimlerimi yuttum. Salondan uğultular yükselmeye başlamıştı "noluyor lan?" Dedim, Barlas'a döndüm ama karanlıktan seçebildiğim kadarıyla oda benim kadar şaşkındı "hiç bir fikrim yok" dedi.
Birden eskiden müzisyenlerin bulunduğu platformun üzerindeki ışıklar yanınca herkes gibi bende o tarafa döndüm ve platformun üzerinde duran maskeli adama baktım. Üzerinde uzun kadife gibi duran siyah bir pelerin vardı ve sol omzunu tamamen kapatıyordu. Ellerindeki deri eldivenleri, özel yapılmış gibi duran kaliteli takımı ve sadece gözlerini kapatan maskesi ile oldukça ilginç görünüyordu.
"Hepinize iyi akşamlar" çok yumuşak bir ses tonu vardı neredeyse hipnoz ediciydi "bu gece böyle birbirine düşman olan iki topuluğu bir arada görmek sizin için olmasada benim için çok değerli. Bu gün size bir kaç küçük sihir gösterisi yapacağım!" dedi.
Kaşlarımı çatıp Barlas'a baktım "Balolarınıza genelde böyle sinirbazlar çağırırmısınız?" Dedim, oda benim gibi kaşlarını çatmış sahnedeki adama bakıyordu, sadece soğuk bir sesle mırıldandı ve "hayır." dedi, tahmin ettiğim gibi.
Yeniden maskeli adama döndüm. Bilinen bir kaç sıradan sihir gösterisi ile başladı kartların arasından güvercin çıkarmak yada bir sopayı çicek buketine dönüştürmek gibi. Bazıları ona garip bakışlar atarak izliyor bazılarıysa bunun sıradan bir eğlence olduğunu varsayıp keyfine bakıyordu.
"Ne kadar çok dövmeniz var beyefendi ancak hiç çete dövmesi görmüyorum, bir belirsiz misiniz?" Maskeli adamın konuştuğu kişiye baktım. Kuzey... Umursamaz bir şekilde omuz silkti "Bir çeteye girmeyi seçmeyen kişi bendim." dedi.
Maskeli adam gülümseyip bulunduğu platformdan indi "Mantıklı bir seçim. Çete dövmeleri bir tür kelepçe gibidir dövmeye kölelik ederek yaşaman gerekir." uzanıp Kuzey'in elini tuttu "Oldukça acınası değil mi?" Ve gömleğin kolunu sıyırıp gül desenli dövmeyi ortaya çıkardı "Bu güllerin arasında gördüğüm bir yılan değil mi? Onu almamda bir sakınca varmı?"
"Ha?"
Maskeli adam birden Kuzey'in kolunu büktüğünde Kuzey acıyla inledi, dişlerimi sıkıp öne doğru bir adım atmıştım ki Kuzey'in giydiği takımın kolundan çıkıp maskeli adamın bileğine dolanan yılanı gördüğümde olduğum yerde kaldım. Bunu nasıl yapmıştı lan!?
Kuzey bileğini maskeli adamdan kurtarıp ovarken bileğine dolanmış yılanın çenesinin altını okşayan adama öldürücü bakışlar atıyordu. Kolundan çıkan yılandan oda oldukça rahatsız olmuştu.
Adam bileğindeki yılanla birlikte platforma çıkıp birden kollarını iki yana açtı "Ve bu gecenin son gösterisi!" Dedi ve kendisini izleyen kalabalığa pelerinini savurarak döndü "Hepinizin nefesini kesecek, aklını başından alacak bir gösteri. Ancak bunu yaparken aranızdan özel birini seçeceğim." dedi.
Elini rastgele kalabalığa doğru tutarken birden benim üzerimde durdu ve "Sen!" Dedi, gözlerim şaşkınlıkla açıldı, tereddüt edip kendimi gösterdim. Maskeli adam kafasını sallayıp "Evet sen, gel hadi buraya. Utangaç olma." dedi.
Kaşlarımı çattım ve öne doğru bir adım atacakken duraksadım. Arkamı döndüm ve Barlas'a baktım ama o çoktan ortadan kaybolmuştu. Bir an şaşkınlıkla etrafıma bakarak onu aradım. Nereye gitmişti?
Maskeli adam benim olduğum yere bakarken "Bütün gece bekleyemeyiz kızıl çocuk. Hadi ama, insan yemiyorum sonuçta, değil mi?" Diyip güldü.
Göz ucuyla maskeli adama baktım ve iç geçirdim. Bu saçma gösteriden sonrada Barlas'ı arayabilirdim. İsteksizce maskeli adama döndüm ve ona kısaca bakıp bir kaç adımda platformun üzerine çıktım. Karşımda ki maskeli adama gülümseyerek bana döndü. Yakından bakınca fark etmiştim gözlerinden biri siyah diğeriyse yeşildi. Bana rahatsız edici bir gülümseme ile baktı "şimdi bana bir rakam söylemeni istiyorum. İstediğin kadar olabilir bu sana kalmış" dedi.
Kaşlarımı çattım çokta önemli olmadığını düşünüyordum "sekiz" dedim, adam eliyle karanlıkta bir yere işaret ettiğinde kendisi gibi maske takmış siyahlı adamlar insan boyutlarında bir kutuyu ve sekiz adet kılıcı yanımıza getirdiler.
Beni kutuya sokup bıçakları içimden geçireceğini düşünürken o kılıçları bana uzattı "İstediğin yerden saplayabilirsin." dedi, duraksayıp bana uzatılan kılıçlara baktım "Bu kutunun içinde kim var?" Dedim.
Maskeli adam gülüp "Ah hiç kimse, istersen kontrol edelim" diyip kutunun kapağını açtı. Gerçektende içi boştu, yinede emin olamıyordum. Kutunun kapağı tekrar kalandığında bana uzatılan kılıçlardan birini elime alıp kutunun etrafındaki kılıçlar için açılmış deliklerden birine soktum.
Bütün kılıçları yerleştirdiğimde maskeli adam ellerini çırptı "Mükemmel!" Dedi ve kutunun kapağını seri bir hareketle açtı. Az önce boş olan kutunun içinde insan boyutlarında bir kukla vardı ve vücuduna saplanan kılıçların olduğu yerlerden kan kırmızısı bir sıvı akıyordu. Beni rahatsız eden şey ise kuklanın yüz hatlarının tıpkı Savaş'a benzemesiydi.
Yan tarafımızdaki bir ekran açıldığında korkuyla o tarafa döndüm. Ekranda oldukça pis depo görünüyordu kamera boş depoda dolandı sonunda bir kaç adamın iki kollarından tuttuğu kafası önüne eğik duran Savaş gözüktü. Nefesim kesilmişti.
Kamerayı tutan kişi Savaş'a doğru bir kaç adım attı ve ekran karıncalanmaya başladı. Kalbim korkuyla atmaya başlamıştı sadece önümdeki ekrana bakıyordum.
Bana yıllar gibi gelen dakikalardan sonra ekran yeniden kendine geldi. Bu sefer ekransa yerde kanlar içinde yatan Savaş vardı. Gözlerim dolarken ağır ağır kafamı maskeli adama çevirdim. Göğsümden adını veremediğim bir baskı vardı ve bu baskı daha önce hissetmediğim bir acıya ve öfkeye neden oluyordu.
Kuzey'in sesini duydum, kendime gelmem ve sakinleşmem için bir şeyler söylüyordu ama onu anlayamıyordum. Sadece bana gülümseyerek bakan adama bakıyordum.
Belimde taşıdığım silahı çıkarıp direkt ona doğrulttum. Salondaki bir kaç kişi çığlık attı "Sen..." Dedim, Savaş'ı öldüren bu piçti. Kim olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu ama oydu.
Adam kendisine doğrultulmuş bir silah yokmuş gibi sakin bir şekilde "Sayıyı sen verdin, sekiz..." dedi ve kollarını iki yana açtı "havai fişek şovuna son sekiz saniye!" Diyip birden kendini salonun karanlık bir köşesine doğru attı onun arkasından silahın mermisi bitene kadar ateş ettim hatta vurduğuma emindim.
Derin derin nefes alıp verirken dediği şey aklıma geldi. Havai fişek şovumu?
Kalabalığa doğru döndüp "Bomba!" Dedim ama salonun diğer tarfında gerçekleşen ve bedenimi savurup kulaklarımı çınlatan facia için artık çok geçti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇETE [gay]
AksiKaranlık Dünya, pis zihniyetli insanların pis işler çevirdiği bir alt dünyadır. Kayra ve Barlas birbirlerinden bağımsız şekilde bu korkutucu dünyadan kurtulmanın hayaliyle büyürler ancak büyüdükçe hayat onların ışığa çıkan bütün yollarını kapatır ve...
![ÇETE [gay]](https://img.wattpad.com/cover/297428067-64-k743718.jpg)