Sizce arkadaşlığın süresi varmıdır. Mesela bir insanı çocukluğunuzdan beri birini 1 ay önce tanıdınız bir önemi varmı? Arkadaşta kalbinizle mi yoksa beyninizle mi hareket edersiniz? Veya beyinizile hareket ederken mi devreye geçer kalp. Ulaş beni evime bırakıp kapıda beklerken eve girdim ve üstümü değiştirip kitaplığıma yöneldim. Yağız'ın bana tanıştığımızda ki doğum günümde aldığı kitabı elime aldım, ona bunu götürecektim. "Küçük Prens" . Kapıdan çıktığımda Ulaş bir ağaca yaslanmış telefonuyla oyalanıyordu. "Geldim..." "Hadi gidelim o zaman." Ulaş ile yürümeye başlamıştık. "Küçük prens demek." "İlk baskılardan mı bu?" "Evet" "Yağız mı aldı?" "Nereden bildin?" "Hissettim." "6. Hissin kuvvetlimidir?" "Bilmem ,hissiz biri için bu soru biraz zor" "Sen hissiz değilsin Mavi" "nereden biliyorsun?" "Çünkü görüyorum...Yağıza karşı olan sorumluluk hissini, annene karşı sevgi hissini, Armağan'ın esprilerine karşı mutluluk hissini ve belkide o adam sana zarar verirken ki korku hissini... görebiliyorum." "Ben dünkü kız değilmiyim, sonuçta bana söz hakkı bile tanımıyorsun, böyle hitap ettiğin bir insanın hislerini görebilmen mümkünmü?" "O an sinirle söyledim." "Bir kitapta okumuştum. Sinirle söylenen sözler gerçeklerdir geçiştirenlere kanmayın diye" "sadece seni anlamak istemiştim Mavi .kötü bir şey yaptığımı düşünmüyorum" "Kim söyledi kötü bir şey yaptığını, her yanlış kötü değildir Ulaş" "Kitaplar gibi konuşuyorsun" "Her doğrularda kitaplardan çıkmaz" diyerek gözlerine baktım. "Senin bir özelliğini daha keşfettim" "Neymiş bakalım?" "İnatçısın ,hemde baya." gülümsedim "herkes aynı şeyi söylüyor ama inatçı olduğumu düşünmüyorum" o sırada sahile gelmiştik "seninki orada." Gözlerimi kısarak Yağıza baktım bir taşın üzerinde oturmuş beni bekliyordu. "Artık beni bırakabilirsin" diye gülümseyerek ona baktım. "Bir şey olursa veya bir korku sezersen beni arıyorsun hemen" "tamam ,her şey için tekrardan sağol" sonrasında arkamı dönüp Yağız'ın yanına doğru ilerledim. Arkası dönük denize bakıyordu. Ona arkadan sarıldım, hemen korkuyla arkasını döndü "Mavi!" ayağa kalkıp bana sıkıca sarıldı. "Yağız dur ölücem" diye kıkırdadım. "Kızım kaç gündür senin yüzünden ben ölücem asıl nerdesin sen?" "Özür dilerim. Anlatıcam her şeyi söz veriyorum." "Hem bak ne getirdim." Elimdeki kitabı Yağız'a gösterirken bana dolu gözlerle baktı. "Asıl sorun büyümek değil ki..." Yağız devam ettirdi "Büyürken unuttuklarımız." Bir anda gözlerimden yaşlar süzüldü. Yağızında gözleri kıpkırmızıydı ve ağlıyordu. Bu replik bizim Küçük Prens kitabında en sevdiğimiz replikti. Hep başını ben devamını o getirerek söyleriz. Ve her söylediğimizde unuttuğumuz o güzel hatıraları birbirimize hatırlatırız. Ama şu an bir eksik vardı sanki ne ben o Mavi ne de Yağız o Yağızdı. Onu o kadar korkutmuştum ki ağlamasının sebebi beni karşısında görmesiydi. İnanamıyordu. "Beni seni unutmaya zorladığını sandım" "asla... asla senin beni unutman için seni zorlamayacağım Yağız" "Alara gibi gittin sandım." "Gitmedim benim güzel yüzlüm o güzel yüzünü göz yaşlarına maruz bırakma lütfen, bak ben buradayım ve şimdi beni dinlemen gerek." "Dinliyorum." Yağıza herşeyi teker teker anlattım bana inanamaz gözlerle bakıyordu. "Sen ciddisin yani şu an" "evet...maalesef" "bende o sınıfa gelirim" "tamam" "bak Mavi ne olursa olsun yanındayım güzelim tamam mı" "her zaman buradayım bunu biliyorsun eğer onlar seni üzerse veya sıkılırsan" "biliyorum" dedim ve gülümsedim. "Yürüyelimmi biraz" "olur" ayağa kalktık ve ona bu sefer ben sarıldım. "Her zaman bir kardeş bir abi ve en önemlisi bir dost bir yol arkadaşı olarak yanımda oldun sana ne kadar teşekkür etsem az sanırım , bazen çocuk gibi bir yaslanacak omuza ihtiyacım oldu yanımdaydın hastaydım sabaha kadar yine yanımdaydın ben senin hakkını nasıl ödeyeceğim" "sen hakkını var olarak ödedin zaten benim güzel kardeşim" Yağız benim anlımdan öptü ve başımı omzuna yaslayarak yürümeye başladık. "Annemde hep seni sordu biliyormusun" "hepinizi telaşlandırdım" diye pişman bir ifadeyle yola bakıyordum. "Bizde kalsana bu akşam film falan izleriz" "olur" Yağız bizde kaldığı zaman annemde mutlu oluyordu ,Yağızla aralarında farklı bir bağ var. O sırada telefonuma mesajlar gelmeye başladı. "Kimden bu kadar mesaj?" "Bakıyorum" telefonumu açtığımda ekrandaki yazılar dikkatimi çekti
*Katiller grubundan 6 yeni mesaj*
Serhat: Şüphelileri bulduk 4 tane kimlik var
Yağmur: Yarın sabah hepsini inceleriz
Ecem: Aynen yarın sabah 09.00 da toplanalım
Yağmur:Tamam geçenki kışlık eve gidelim oradaki toplantı salonunda hallederiz
Aramağan:Tamam ben hepsinin psfsini çıkarıyorum
Özgür: 👍 tamamdır
Kimlikleri bulmuşlardı, hemen yarın sabah olmasını ve kimin bu kadar acımasız olduğunu öğrenmek istiyordum. Acaba tanıdığımız birimiydi. "Kimmiş?" "Bizimkiler ,yarın sabah 09.00 da toplanacakmışız"
"Seni bırakırım oradan eve geçerim" "tamam hadi eve gidelim ben çok yoruldum" "tamam güzelim" daha sonrasında eve geçtik annem yemek hazırlamıştı yemeğimizi yiyip odama çıktık. Odama yer yatağı yaptım ,eskiden de annem bize yapardı ve sabaha kadar konuşurduk. "Eskisi gibi" Yağız'ın tepkisine karşılık verdim "sanırım sadece yer yatağı eskisi gibi..." Yağız yer yatağında bende kendi yatağımda minik televizyonumdan film açtık tabiki 2 gündür sadece 3 saat uyuduğum için filmin ilk 10 dakikasında uyuya kaldım. Sabah 08.30 da alarmım çaldı ve uyandım Yağız hala uyuyordu. Saçlarını karıştırdım "Uykucu ,uyan artık" "tamam ya 5 dakika daha" Yağız uykulu uykulu suratını ekşitirken gülerek lavaboya girdim . Yüzümü falan yıkayıp kıyafetlerimi alıp lavaboda giyindim. "Ya kalk hadi bak geç kalıcam sonra bana kızacaklar!" "Tamam" Yağızda kalktıktan sonra aşağı indim annem kahvaltı hazırlıyordu "Heh! kızım gelin oturun hemen iki lokma bişey yiyip gidin" "Anne geç kaldık hemen çıkmamız lazım" annem ısrarla ağzımıza ufak ufak peynirli ekmekler tıkarak bizi kapıdan yolladı. "Dikkat et tamam mı bişey olursa haber ver" "tamam ya gerilme bu kadar bak bende geriliyorum" konuşarak ilerlediğimiz yolun sonuna gelmiştik. "Burası..." "Tamam dikkat et" Yağız ile sarılırken gözüm bir arabaya çarptı ,arabadan Ulaş inmişti. Güneş gözlüğünü çıkarıp arabasını kitlerken bize baktı. Yağız ile ayrıldıktan sonra kapıya doğru ilerledim. O sırada Ulaş da peşimden geldi, "Günaydın" "Yağız o demekki" "Günaydın dedim Ulaş" "Günaydın Mavi" bana öyle bir bakıyordu ki ona ne kadar sinir olduğumu anlatamam. "Eveet sizde geldiğinize göre artık başlayabiliriz" Armağan sabah sabah nasıl bu kadar enerjik olabiliyor hala şaşıyorum. "İşte 4 kimlik bunlar" "yapılan araştırmalar sonucu bu 4 kişiden biri olması gerekiyor" Yağmur ve Ecem açıklama yaparken tahtaya yapıştırdıkları 4 kimlik okunmaya başladı, Serhat 4 kimliği de okuyarak tanıtıyordu. "Birincisi çok şüpheli değil olabilme ihtimali de var olmayabilirde Kartal Yılmaz ikinci Sevgi Ardıç üçüncü Doğan Şahin ve dördüncü şüphelimiz Alara Naz Sığırcı. Son ismi duyunca Ulaş'ın bana baktığını hatırlıyorum. Şok olmuştum ve idrak etmeye çalışıyordum, isim benzerliğimiydi yoksa yanlışlık mı . O an kulaklarım tıkandı içimde kendimle kavga ederken kimseyi duymak istemiyordum. "Mavi" "İyi misin?" O an Ulaş'ın bana seslenmesiyle kendime geldim. "Bir yanlışlık var." "Alara... o benim ölen arkadaşım ve... imkansız" o an cümle kuramıyordum aklıma gelen tüm kelimeleri söyledim o an. "Ecem su getir" Özgür'ün emriyle Ecem su getirdi. "İçmek istemiyorum iyiyim ben" "Mavi uzatma ve şu suyu içip herşeyi anlat" Ulaş'ın emriyle suyu içtim ve herşeyi onlara anlattım. Sesler kesildi. Kimse konuşmadı. Tek bilmek istediğim isim benzerliği olmasıydı. Veya yaşasa bile onun olmamasıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
