15. Sır dostu

103 33 0
                                        

Tesadüfler. Siz hiç tesadüfe uğradınızmı? Veya bir olayın tesadüf olmasını diledinizmi. Bob Marley'in bir sözü vardı "Tesadüf bir başlangıçtır,finali sen oynarsın perdeyi kader kapatır" diye . Kaderinizi bilememek ne kadar acı, ne olacağını bilmeden yola çıkmak. Sonunu hissedemeden yaşamak. "Umarım tesadüftür" "Daha önce hiç birimizin öldüğünü bildiği bir dostunun düşmanımız çıkma ihtimali olmamıştı" "Bu kadar uzun cümleler kurmak zorundamısın Armağan!" "Ne dedim ya şimdi" Armağan, Özgür ve Yağmur konuşurken onları duyuyordum ama hissedemiyordum. Duyup hissedememek nedir bilirmisiniz. "İlk önce şu seçenekleri elememiz gerek, tam olarak bilgileriniz neler?" Onlara bu soruyu sormam sanki onları şaşırtmıştı. Belki bayılmamı bekliyorlardı veya şok olup konuşmamamı. Evet şok olmuştum ama hiç bir şey beni güçlü olmamamaya zorlayamaz dı. Çünkü benim kaderim bu, ben güçlü olmalıyım ben güçlü olmak zorundayım. "Hemen okuyorum bilgileri" Yağmur okumaya başladı. "Kartal Yılmaz, daha yeni bu işlere atılmış bir katil, arkasında bir ekip yok kendi başına çalışıyor." Yağmur Kartal denen adamın fotoğrafını gösterdi. "Sevgi Ardıç, yine ekibi olmayan fakat bu işleri 3 senedir yapan bir katil." Ve Sevgi denen kadının da fotoğrafını gösterdi. "Doğan şahin, iki kişilik bir ekibi var, daha hiç insan öldürmemiş ve ne zamandan beri bu işlerle bir bilgimiz yok" Doğan ve ekibinin fotoğraflarını da gördüm. "Boyları çok kısa" "evet bir erkeğe göre orta boylular 1.62 1.64" "Bana zarar veren adam yeterince uzun boyluydu hatırlıyorum, 1.80 civarları olmalı" "o zaman bu ikisi elendi" Ulaş'ın tepkisine kafa salladım. "Ve Alara Naz Sığırcı, büyük bir ekip ile çalışıyor, uzun zamandır bu işlerde 10 senedir falan" o an kalbim durdu. Fotoğraftaki resim ile bakıştım o an, ela gözleri ve değişmeyen kirpikleri ,kaşları, dudakları hepsi aynıydı. 4-5 yaşlarıma döndüm o an gözümden bir yaş geldi bunu tek farkeden Ulaş oldu , hemen sol elimin tersiyle akmaya çalışan gözyaşımı sildim. "Bu o..." herkes sustu. Tek kelime etmediler, dışarı çıkıp nefes almak istiyordum. Bir yandan şükrediyordum onunla aynı havayı hala soluduğum için, bir yandanda üzülüyordum onunla aynı kaderi paylaştığım için. "Eğer toplantımız bittiyse ben çıkıyorum biraz hava alacağım." "Tamam bende seninle geleyim." "Gerek yok." "O hala senin peşinde, bizim peşimizde Mavi, Ulaş'ın seninle gelmesi iyi olur." Serhat'a kafa sallayarak odadan çıktım. Yıkıldığımı hissediyordum o an, ya bir gün birimizin ölmesi gerekirse. Kim ölecekti? Aklımda binlerce soru dönerken binlerce de yanıt vardı. Ne olursa olsun o yaşıyordu. Ve düşmandık. İnsan düşmanını özlermi? Ulaş ile kapıdan çıktığımızda berbat görünüyordum, kendimi öyle bir sıkmıştım ki ağlamamak için, gözlerimdeki damarlar gözükmüş ve gözlerim kıpkırmızı olmuştu. "Sıkma kendini." "Ne?" "Eğer benim yanımda ağlamaktan korkuyorsan korkma, ağlamak zayıflık değildir. Kendini sıkma yani" "hatırlıyormusun sana demiştim ki ben duygusuzum ve duygularımı paylaşamıyorum diye" "evet." "Sanırım ben duygusuz değilim Ulaş..." "sana söylemiştim." "Şu an öyle bir acı hissediyorum ki, saç tellerimden başlayıp ayak parmaklarıma kadar . Hep onun yaşamasını diledim ama şu an ölmesini diliyorum... umarım o gün ölmüştür de şu an benim düşmanım değildir diyorum" "seni anlayabiliyorum... yani birinin ölmesini dilemenin nasıl bir duygu olduğunu çok iyi bilirim" "sen kimin ölmesini diledin?" "Babamın" "o öldü mü?" "Evet... annemi öldürdükten sonra kendini asmış" "en azından sen babanı hatırlayabiliyorsun" "keşke hatırlamasam." "Ayrıca neden ki sen babanı hatırlamıyormusun?" "Babam beni ve annemi terk etmiş ben 2 buçuk yaşındayken... farklı bir kadına ve farklı bir aileye gitmiş." "Bana güveniyormusun Mavi?" "Nereden çıktı bu şimdi?" Ona soran gözlerle bakarken oda bir o kadar hüzün dolu bana bakıyordu. "Bunları tek sana anlatıyorum ve tek sen biliyorsun o yüzden kimseye söyleme olurmu?" "Sende o güzel gözlerini bir daha kırmızıya mahçup bırakma olurmu?" Ona buruk bir gülümsemeyle baktığım sırada oda bana gülümsedi. "Sana güveniyorum... yani yavaş yavaş" "ağlayınca burnun kızarıyor ve mavi gözlü bir sincaba benziyorsun, bunu daha önce duymuşmuydun?" Ulaş ufak bir kahkaha attı bende aynı şekilde gülümsedim. "Daha yolun başındayız biliyorsun değilmi?" "Biliyorum" "ve sanırım daha çok şey yaşayacağız biliyorsun değilmi?" "Biliyorum" "ve gözlerin çok güzel biliyorsun değilmi?" Ulaş her soruma biliyorum cevabını verirken bir anda durdu ve bana baktı "bu bir iltifat mıydı?" "Hayır...Asla" ikimizde kıkırdıyorduk. "Kendi gözlerine hiç bakmadın sanırım." "Neden ki?" "Baktıkça mavi dalgalar artıyor ve baktıkça dalıyorsun." "Sen gözlerinin içinde ki açık rengi hiç gördün mü?" "Mavi benim gözlerim siyah yanlız" "sen öyle san... bir gün bana hak vericeksin" birbirimizle anlamlı ama sanki dalga geçer gibi konuşuyorduk, her dediğimiz çekici ve anlamlı cümlelere gülüyorduk. "Sabah niye bana kötü davrandın?" "Kötü mü davrandım" "Davranmadın mı?" "Yağız sana çok iyi davranmıştır, sende normal bir insan görünce kötü sanmışsındır." "Ne alaka" "çok alaka" ufak bir kahkaha attım "benim cümlelerimi mi kullanmaya başladın sen, yüzüme mi vuruyorsun bunları." "Belki evettir belkide hayır yavaş yavaş öğrenirsin" "öyle olsun" yolda ilerlerken Ulaş akıllıca bir soru sordu "nereye gidiyoruz?" "Bilmem" güldü. "Böyle saatlerdir boş boş yürüyoruz yani?" "Boş mu?" "Evet, istersen yine sahile gidelim istersen farklı bir yere?" "Biliyormusun Ulaş, şu an yaşamak bile istemiyorum" "o zaman sessiz bir yere gidelim, şurada bir park var çardaklardan birine otururuz olurmu?" "Tamam, farketmez" Ulaş ile beraber parka girdik sevinç çığlıklı çocukları atlatıp sessiz sakin olan bir kaç kişinin ve çardakların olduğu yere gittik. "Hani sana sır arkadaşım yok dediğimde bana demiştin ya ben varım diye" "evet..." Ulaş bana Umut  dolu bakıyordu. "Belki zamanı gelmiştir" "Nasıl yani?" "Artık içimde tuta tuta patlayacağım sanırım, haklıymışsın..." "seni dinleyeceğim." "Bende." "Gözlerin parlıyor" "seninde..." "şimdi seni tanıyalım bakalım" Ulaş bana gülümseyerek göz kırptı. "Ben... çok acı çektim fakat bu acı yüzünden artık hissizleştim, sevemiyorum, mutlu olamıyorum. Her mutlu olmaya başladığımda o korku beni yakamdan tutup geri çekiyor." "Ben çok küçükken babam annemi dövüyordu, defalarca aldatmıştı ve annem bir gün kaçmaya çalıştı." Ulaş'ın ilk defa bu kadar üzgün bir yüzünü görüyordum. "Sonra, ben okuldan geldiğimde annem kanlar içinde babamda bir doğalgaz borusunda asılı haldeydi..." "hiç bir ailem olmadı taki onlarla tanışana kadar, biz yetimhane kapısında tanıştık." "Nasıl yani?" "Onlar oyun oynarken beni de yanlarına aldılar, hikayemiz bir topla başladı ve şu an hepimiz birer birey olduk. Artık o topla değilde insanların hayatlarıyla oynuyoruz." "Hani demiştin ya, sinirimi kontrol edemiyorum diye... travmatik bir olay yüzünden mi?" "Yıllarca babam gibi olacağım korkusuyla yaşadım ve bu beni sinirlerimi kontrol edemememi sağladı." "Ulaş, belki daha sadece 1 aydır tanıyorum seni... ama sana söz veriyorum ve buna eminim, sen asla baban gibi olmayacaksın" "Ben babam gibi olamam zaten, çünkü ben bir kadını hak edecek biri olmayacağım." "Olacaksın. Buna da 1 aydır tecrübem ile eminim..." Ulaş buruk bir gülümsemeyle yüzüme baktı. "Sen anlatacaktın ben susmadım." "Emin ol dinlemeyi konuşmaktan çok seviyorum" "bende aile konusunda çok şanslı değilim senin gibi." Tam dudaklarımı araladığımda arka çalılıklardan bir ses geldi. Ulaş hemen arkasını döndü. "Beni bekle ve buradan ayrılma Mavi" "Hayır!" "Mavi dedim!" Ulaş çalılıklara bakmaya gittiğinde çaktırmadan onun peşinden gittim. Bir anda ikimizin gözü de aynı göz işe buluştu. Sonra birbirimizin gözüyle. Ve kapanan karanlık gözlerle.

Ölü Gibi Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin