36. Bu benim meselem!

57 24 0
                                        

"Mavi." Diyordu bir ses. "Güzelim uyan hadi yemek yiyeceğiz." Diye devam ediyordu hatta. Gözlerimi açmak istemiyordum. "Uykum var." Diyebildim sadece. "Hadi." Dedi ve kolumu dürttü sesin sahibi. Gözlerimi açtığımda karşımda Ulaş duruyordu, hava iyice kararmıştı. Ani bir baş ağrısıyla kafamı tuttum. "İyi misin?" Dedi ilgiyle Ulaş. "İyiyim." Dedim ve gülümsedim. Benim hakkımda daha fazla endişelenmemesi gerekiyordu. Yatakta doğruldum. "Ben koltukta uyuya kaldığımı hatırlıyorum." Dedim. "Evet ama boynunun tutulmasına izin vermedim diyelim." Dedi ve güldü. Yataktan kalktım. "Lavaboya gireceğim, geliyorum aşağı." Dedim. Olumlu anlamda başını salladı ve kapıdan çıktı. Hemen lavaboya girip yüzümü yıkadım ve aşağı inmeye başladım. "Günaydın diyeceğim de hava karardı uyuyan güzel." Dedi Armağan. Ona gülümseyip Mutfağa girdim. Yağmur tavuk sote yapıyordu ve Ecemde tabaklara pilav koyuyordu. "Yanına tulumba alıp Mevlüt yapalım dedim istemediler." Dedi ve bir tabak pilav alıp içeri götürdü Özgür. Ona da güldüm ve iki tabak pilav alıp içeri geçtim. Yağmur tavuklarımızı getirdi ve hep beraber yemeğe oturduk. Başım o kadar çok ağrıyordu ki tavukla ufak bir savaşa girmiştik ve pilav taneleri de piyondu. "Tavuk sevmez misin?" Dedi Ecem başımı kaldırıp ona baktım. "Ben mi?" Dedim afallamış gibi. "Evet." Dedi Ecem şaşırarak. "Severim, neden sordun?" Dedim. "Tavuk ile bakışmayı daha çok seviyorsun herhalde." Dedi Yağmur. Gülümsemeye çalıştım. "Çok aç değilim." Dedim.
Bir süre sonra hepsi yemeğini bitirmişti ve bende yarısını tabağımda bırakarak mutfağa götürmüştüm. Ardından üst kattaki balkona çıktım. Ufak bir televizyon ve altında DVD'ler vardı. Oraya yaklaşıp kucağıma DVD kutumu aldım ve bağdaş kurup oturdum. Amerikan filimlerinden tutun Türk Yeşilçam filimlerine kadar bir sürü film DVDsi vardı. Yanımda bir rüzgar hissettiğimde Ulaş yanıma oturmuştu. "DVD sever misin?" Dedi merakla. "Evet koleksiyonum var ,İşte bunlar." "Bir gün evime gel ve asıl koleksiyon neymiş gör." Dedi alayla. "Bak 327 tane var diyorum, sende kaç tane var ki?" Güldü. "1254" dedi tek nefeste. Ağzım açık kalmıştı. "Yarın sana geliyorum." Dedim ve güldüm. O da gülümsedi. Sonra bir DVDyi eline aldı. "Bu ne?" Dedi. DVD kapağı boştu ve içinde ne olduğunu gayet iyi biliyordum. "Hiç." Dedim. "Ne var içinde?" Konuyu değiştirmem gerekiyordu. "Hadi bir şey izleyelim." Dedim ve ayağa kalktım. Ulaş elindeki DVDyi açıp televizyona taktı. "Ya Ulaş!" Dedim sitemle. "Hadi oturalım da izleyelim bakalım bu neymiş." Dedi ve koltuğa oturdu, bende yanına oturdum ve kolunu omzuma attı. Beraber DVDnin açılmasını bekliyorduk. Bu Yağız, senin, Alaranın ve Ateşin DVDsiydi Mavi. Evet bu DVD'de küçüklüğümden beri çekilen anılarım vardı. Alara'yı öldü bildikten sonra sadece Ateşin, benim ve Yağız'ın olduğu bir DVD. Ateş neredeydi sahiden? En son okula gittiğimde bir haftadır okula gelmemişti. Onu aramadın bile Mavi! Oda beni aramadı!
DVD başlamıştı. Çocuktuk, yanımda Yağız, Ateş ve Alara vardı. Sahilde koşuyorduk. Bizi annem çekiyordu yüksek ihtimal.
"Heyy! Mavi! Kızım! Düşeceksiniz!" Diyordu annemin güzel sesi. Ulaş bana baktı. "3. Olan sensin değilmi?" Dedi ve gülümsedi. "Evet." Dedim.
"Ya Alara çok yavaşsın!"
"Sanane Yağız sanane!?"
"Karışmayın kardeşime." Deyip Alara'ya sarılmıştı küçük Mavi. Acı içinde Gülen yüzüme baktım. Sonra Ateş geldi ve bize sarıldı,ardından Yağız. 4 çocuk birbirine dünyalar kadar mutlu bir şekilde sarılıyordu. "O zaman da çok güzelmişsin." Dedi Ulaş kulağıma fısıldayarak. Sonra başka bir an'a geçtik. Ve defalarca başka an'lara. En son Alara gittikten sonra ki son videomuzu izledik ve bu sefer tarih atladı. 14 yaşındaydık mantı yiyorduk ,Ateş ben ve Yağız. "Aramızda tek kız kalmak nasıl bir duygu?" Diyordu Ateş. Yağız bizi çekiyordu. "Beni de erkek yapacağınızdan korkuyorum." Dedim ve mantımı yemeye devam ettim. "Biz seni prenses yapacağız." Diyordu Yağız. Ona gülümseyerek bakmıştı genç Mavi. Sonra başka bir anıya geçtik. Ateşe bağırıyordum. 16 yaşımdayım. "Ya gerçekten gerizekalısın!" Diyordum Ateşe ve ona vuruyordum. "Ya kızım ne yapsaydım anla biraz anla, ne kadar inatçısın!" Diyordu ve benden kaçıyordu Ateş. Bizi yine Yağız çekiyordu. "Ya kıza sevgiliyiz demişsin kız benim saçımdan çekti beyinsiz!" Yağız arkadan bağırmıştı. "ÇÜŞ!" Dedi. "Yarın hesabını sorarım ben ona." Diye de devam etti. "Mavi! O güzel gözlerine yakışıyor mu hiç?" Diye küçük bir bebek gibi yapmıştı suratını Ateş. Ulaş'ın bana baktığını hissetim. "Yeşil gözlü bela!" Diye bağırmıştım Ateşe. "En sevdiğim renk artık yeşil değil!" Diye bağırdım sonra. "Neymiş en sevdiğin renk?" Dedi ve bana bir kaç adım attı Ateş. "Siyah." Demişti akıllı Mavi. Ateşin büyük kahkahasından sonra video bitti ve başka bir ana geçtik. Yağız bana sarılıyordu ve bu sefer Ateş bizi çekiyordu. "Yağız ne oldu?!" Diye bağırıyordum. "Mavi! 3 net yapmışım!" Diye ağlamaklı bir ses yapıyordu Yağız. Benim taklidimi yapıyordu ve ondan ayrılıp koluna bir yumruk atmıştım. "Gıcık!" Dedim sonra da. Ateş ile Yağız'ın kahkaha sesleri ile sona erdi DVD. Ulaş tekrar bana baktı. "Ateş kim?" Dedi. Ona şaşkın bir şekilde baktım. "Arkadaşım." Dedim ve iç çektim. "Son bir haftadır onu görmüyordum, bir daha da göremedim zaten." Diye devam ettim. "Aşağı mı insek ayıp oluyor." Dedim. "Ayıp olmuyor ama sen bilirsin." Dedi Ulaş. "Duş alıp gelicem." Diyerek ayağa kalktım. Oturduğu yerden beni onayladı ve bende içeri girip duşa girdim. Su damlaları saçlarımdan aşağı doğru bir terapi gibi akarken başımın sızlaması artıyordu. Kafamın üzerine döktüğüm şampuan bile ağrı yapıyordu başıma. Daha fazla dayanamayıp duştan çıktım. Bornozumu giyip odama yöneldim. Bir swet ve altına da bol bir eşofman giydim. Saçlarımı tarayıp ,kurutmadan aşağı indim. Koltukta oturmuş ve derin bir sohbete dalmışlardı. Yağmur bana döndü, "Mavi!" Ona şaşkın bir şekilde baktım. "Efendim?" Dedim. "Senin çillerin mi var!?" Dedi hayran olmuş bir şekilde. Güldüm. "Evet, çok mu garip?" Dedim gülerek. "Çok güzelsin." Dedi ve herkes bana baktı. "Aaa! Ne bu iltifatlar alışkın değilim!" Dedim ve gülerek yanlarına oturdum. "Ama bu gün o adam yaptığın neydi ya!" Dedi Armağan. Güldüm. "Çocuk oyuncağıydı zaten kıl gibi herif." Dedi Serhat bize bakmayarak. Ortamda ki ironi yok olmuştu. Yine herkes susmuştu. Yine herkes Ölü Gibiydi.
Ardından ortamda ki sessizliği Özgür bozdu. "Kapıda ki adamlar gitmişti ya." Dedi tereddütle. Ulaş ona baktı ve başını aşağı yukarı salladı. "Geri gelmişler, az önce gördük." Yine kanı donmuştu herkesin. Ulaş ayağa kalkıp perdeyi araladı, geri bize döndü. "İstediğini alacağını sanıyor ama ben benim olanı kimseye isteği üzerine vermem." Dedi tek nefeste. Ardından telefon çalma sesi duydu kulaklarımız. Sağıma dönüp baktığımda benim telefonum çalıyordu. *Murat Amcam* yazıyordu telefonda. Alıp kulağıma koydum.
"Efendim amca." Dedim.
"ALİ GERİ DÖNMÜŞ!" Dedi bağırarak. Kulağımdan telefonu biraz uzaklaştırdım.
"Evet bu gün evime izinsiz girdi." Dedim sakince. Bu sakinlik değil Mavi hiç bir şey hissetmemek.
"Kızım. Nasıl bu kadar sakin olabilirsin." Dedi. Yutkundum.
"Zaten geleceğini söylüyordu, tek gereken büyümem di. Ve ben büyüdüm amca." Dedim ve gülümsedim.
"Acı çekmenin zamanı yoktur Mavi, yaşı da yoktur." Dedi, sesi yavaş yavaş kısılıyordu.
"Acıya gülümsemeyi öğrendiğinde büyümüşsündür amca, ve ben acıyı artık sarmak yerine acıya gülümsüyorum." Dedim.
"Köpeğimi öldürmüş." Dedim sonra tek nefeste. Sustu.
"Ondan nasıl kurtulacaksın? Onlardan?" Dedi.
"Onlar derken?" Dedim şaşırır gibi.
"Ali ve Alara'dan. Sonuçta birlikte çalışıyorlar. Ali Alara'dan yardım alıyor. Yoksa bunların hiç birini göze alamaz." Dedi. Anlamamıştım.
"Nasıl yani?" Dedim ve yutkundum.
"Yani Mavi, asıl büyümesi gereken sen değildin, Alara'nın organize suç şirketiydi." Ağzım açık kalmıştı. Bunu bilmiyordum.
"Nereden öğrendin?" Dedim.
"Bir kaç yerde buluştular. Onları izledim. Sana daha sonra söyleyecektim ama kıyamadım." Dedi. Sinirlenmiştim.
"Amca. Daha sonra diyorsun birde! Belki bunları daha önce söyleseydin daha fazla koruyacaktık birbirimizi! Yağmur kaçırıldı, köpeğim öldü. Bir de daha sonra diyorsun!" Dedim kızgınca.
"Bak Mavi-" Derken sözünü kestim.
"Bu benim meselem! Bir daha benim meselemde ki gelişmeleri benden saklamayacaksın!" Dedim sitemle.
"Yanlış anladın." Dedi mahçupça.
"Ben yanlış anlamadım Amca. Bir daha olmasın yeter. Kapatmam gerek." Dedim ve telefonu kapattım. Ardından masaya gidip kağıt kalem aldım. Evin krokisini çizecektim ve etraftaki arabaların yönünü belirleyecektim. "Mavi ne oldu?" Dedi Ecem. "Bir saniye." Diye beklettim onları. Evin krokisini çizip camlara yaklaştım, camdan bakıp kaç arabanın hangi yönde olduğuna dair not aldım ve çizdim. "Ne yapıyorsun." Dedi Ulaş ve yanıma geldi. Arkama dönüp diğerlerine baktım. "Masaya gelin." Dedim. Hepsi masaya oturdu ve ben anlatmaya başladım. "Amcam aradı, ve bana bazı bilgiler verdi." Dedim ve devam ettim. "Ali Tekin ve Alara birlikte çalışıyorlarmış, yani bana gelen mektuplarda yazan o değişmeyen söz aslında ben değilmişim." "Sadece bekle büyümeyi bekle." Dedi anlamış gibi Ulaş. "Evet, yani asıl büyümesi gereken ben değilmişim, Alara'nın suç şirketiymiş." Dedim. "Beraber çalışıyorlar yani kapıda ki arabalarda ikisinin birliği, tek bir kişi değil." Dedi Serhat. Onu başımla onayladım. "Bu evden gitmemiz gerek." Dedi Yağmur. "Evet. Hemde hemen." Dedi bu sefer de Özgür. "Hadi o zaman hazırlanın yarım saate çıkıyoruz." Dedi Ulaş. Hepsi yavaş yavaş dağıldı. Bende odama çıktım. Hemen ardımdan Ulaş geldi "kendine bir valiz hazırla, artık burada kalamazsın." Dedi. "Tamam." Diyerek onu onayladım. Odadan çıkıp yan odaya gitti. Dolabımın üzerinden minik bir valiz aldım ve dolabımdan kıyafetler koydum. Diş fırçamı ve benzer şeyleri de koyup valizi kapatacakken komidinime baktım. Annem, Yağız, Ateş ve ben. Yan yana tebessümlerimizle birbirimize bakıyoruz. Fotoğraf çerçevesini elime aldım ve fotoğrafı çerçeveden çıkardım. Ardından onu da bavuluma koydum ve aşağı indim. Hepsi çantalarını almış beni bekliyorlardı. "Mavi" dedi ve koluma girdi Armağan. "Efendim." Diyerek ona baktım. "Buraya bir süre gelemeyeceksin almak istediğin her şeyi al." Dedi. Sanki bir şey ima etmeye çalışıyordu. "Herşeyi aldım." Dedim. "Hadi çıkalım artık, hazır mısın Mavi?" Diye yanımıza geldi Özgür. Başımı aşağı yukarı salladım ve kapıya yöneldik. Tüm ışıkları tek tek kapattım. Şartelleri söndürdüm ve arka bahçeden çıktım. Armağan yanımda yürüyordu ve elini cebine götürdü. Ardından bana bir kutu uzattı. "Bunu unutmuşsun." Dedi. Kutuyu açtım. İçinde annemin yüzük, kolye ve küpe takımı vardı. Ona minettarca baktım...

Ölü Gibi Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin