16 dakika 24 saniye geçmişti ve diğerleri hala masaya gelmemişti. "Gelmediler." Dedim sıkıntılı bir sesle. "Güzelim, sakin olur musun?" Dedi içten bir şekilde. Geriliyordum. Ona yaslanmayı bırakıp doğruldum. Masadaki duran ananas suyunu sonuna kadar içtim. Arkama yaslanıp boş bardak ile bakışmaya başladım. Sonra ışıklar bir anda kapandı ve şarkı sesi durdu. Refleks ile elimi Ulaş'ın koluna koydum. İnsanların sessizliğini bir ses bozdu. Silah sesi. Ulaş'ın kolunu daha sıkı tuttum. İnsanların çığlıkları kulaklarımı çınlatırken Ulaş ayağa kalktı ve benimde kalkmamı sağladı. Karanlıkta onu göremiyordum. Kimseyi göremiyordum. Ardından bir ses duydum, "Ulaş!" Diyordu. Serhat'ın sesi. "Buradayız!" Dedi Ulaş ve sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Sonra biriyle çarpıştım, ardından kolumda bir acı hissettim. "Ulaş." Dedim korkuyla. "Efendim." Dedi gergin bir sesle. Sonra onu tuttuğum elimle sağ kolumu elledim. Islaktı, dokunduğum yer acıyordu. Tüm insanlar bir kapıdan çıkmaya çalışıyordu. Ecem'in açtığı flaşın yanına doğru ilerledik. "Alara burada." Dedi Özgür. Ulaş olumlu anlamda başını salladı. "Çıkmamız lazım. Hemen." Dedi Serhat. Ardından herkesin çıktığı ve açık olan kapıya yöneldik. Arkama baktığımda kimse yoktu. Sonra önüme döndüm ve kapı biz çıkmadan kapandı. "Şaka mı bu!" Dedi Serhat ve ulaştığı kapıyı zorlamaya başladı. Kapı açılmadı. Ardından ışıklar açıldı. Sağ koluma baktığımda kanıyordu, kesik yarası vardı. Boş mekanın sessizliğini bozan bir ses oldu. Yürüme sesi. Oldukça rahatsız eden bir adım sesi. Ve sonucunda karşımızda beliren Alara. Uzun zaman sonra onu görmek iğrenmeme sebep olmuştu. "Merhaba!" Dedi histerik gülüşüyle. "Kapana kısıldınız küçük fareler!" Dedi ve kahkaha attı. "Ne istiyorsun." Dedi Ulaş kısık ve tehtitkar bir sesle. "Ben isteğimi size aylar önce belirtmiştim patron!" Dedi alayla. Sonra Ulaş ve bana doğru bir kaç adım attı. "Ama siz beni kandırdınız! Siz anlaşmaya uymadınız! Ve bunun cezasını da daha çekmediniz!" Dedi histerik şekliyle. Ulaş Alara'ya bir adım attı. "Bende sana benim olanı kimseye vermem demiştim. Ama sen bunu anlamadın. Ve bunun cezasını da daha çekmedin." Dedi kelimelerinin üstüne basa basa. Alara gözlerini bana çevirdi. "Mavi..." dedi gülümseyerek. Ona sinirle bakıyordum. "Bu sefer sana bir tehtidim var." Dedi ve Ulaş'ı atlatıp bana doğru 4 adım attı. Aramızda tek nefeslik bir mesafe kalmıştı. Sinirimden dolayı burnumdan soluyordum. "Eğer, beni ve babanı seçmezsen..." dedi ve diğerlerine baktı. Sonra gözlerini bana çevirip gülümsedi. "Ne olacağını sen düşün güzelim." Dedi ve kahkahasını attı. "Yorulmadın mı Alara." Dedim dişlerimin arasından. "Cık." Dedi gülerek. Daha da sinir oluyordum. İşaret parmağım ile omzuna dokundum. "Sen." Dedim ve devam ettim. "Yancı olarak istediğin kadının en nefret ettiği kişinin tarafına geçerek ilk hatanı yaptın güzelim." Dedim ve güldüm. Ama bu hiçte hoş bir gülümseme değildi. Yüzünde ki çirkin tebessümü yavaş yavaş söndü. "Bir de senden korktuğumu düşünüyorsan da..." dedim ve durdum, gülümsedim. "O senin aptallığındır." Diye devam ettim tehtidkar bir sesle. Sonra işaret parmağım ile ona yavaş yavaş vurdum. "Konu sevdiklerim olursa. Canını yakmak ile bırakmam Alara." Dedim ve ciddileştim. "Beni onlarla tehtid etmek şu ana kadar yaptığın en mantıklı şey, ama onlara zarar gelirse de benim yapacaklarımdan kork. Bu da sana kalan tehtid olsun." Dedim ve parmağımla onu son kez ittirdim. "Canavara dönüşmüşsün." Dedi kaşları kalkık bir şekilde. "Siz beni bir canavara dönüştürdünüz." Dedim ve cebindeki anahtarı aldım. Bana şok içinde baktı. Diğerlerine baktım. Başıyla bana işaret verdiler, kapıya doğru yöneldim. "Git Mavi! Ama sadece 1 gün 23 saat 59 dakikan kaldı!" Diye bağırdı arkamdan. Durmadım. Onu duymamış gibi yaptım. Ama gibiler kendimi kandırmama yetmiyordu İşte. Kapının kapanma sesini duyduğumda durdum. Ve bir soluk verdim. Ardından boynumda ki kolyeyi çekip elimde tuttum. Daralıyordum. Sırtımda bir el hissettim. Ama yüzüne bakamadım. Sonra yürümeye devam ettim. Arabanın kapısı açıldığı gibi kendimi koltuğa attım. Ulaş yanıma oturdu. Beni kollarıyla sardı. Camdan bakıyordum. Saçlarımı okşamaya başladı. "Seni iyi yetiştirmişim." Dedi kulağıma. Gülümsedim. "Senin yetiştirdiğin çiçek bile güzel açıyor Ulaş ben ne yapayım." Dedim kısık bir sesle. "Sen benim gördüğüm en güzel çiçeksin ama." Dedi ve yanağımdan öptü. Gözlerimi özlemle kapattım. Ondan uzak olmasam bile hep özlemle bakacaktım o güzel gözlerine. Sonra Ulaş'ın sardığı bedenimde bir acı hissettim. Kolumu kaldırıp kanayan yere bastırdım. "Koluna ne oldu?" Dedi Ulaş kaşları çatık bir şekilde. "Biri geçerken kesildi her halde." Dedim ve parmaklarımın arasından kanlar gelmeye devam etti. Ulaş arabanın yan cebinden bir peçete çıkardı, katlayıp koluma bastırdı. "Biz her eğelendiğimizde aynı terane abi yeter ya!" Diye arabaya bindi Armağan. Ardından ön kapılar da açıldı ve diğerleri de içeri girdi. "Neymiş 1 gün 23 saat 59 dakika kalmış! Saydın mı amına koyayım!" Diye de devam etti. "Armağan!" Dedi Ecem uyarıcı bir sesle. "Ne ya! Her mutlu anımızda anın içine ediyor şerefsiz!" Bağırarak konuşması beni aşırı geriyordu. Ama haklıydı. Hemde sonuna kadar haklıydı. "Şu kıza etmediği kalmadı! Bir de hala tehtid ediyor!" "Mavi ağzının payını yeterince verdi bence." Dedi Ecem. "Evet, bir aptal olduğunu hatırlattı." Dedi Özgür. "O da ona canavar dedi." Önden gelen Serhat'ın kısık sesi herkesin kaşlarının çatılmasına neden oldu. "Serhat?" Dedi Özgür. "Mavi bir canavar değil Özgür." Dedi ve Özgüre döndü Serhat. Öndeki ikisini izliyorduk. "Evet kardeşim biliyoruz." Dedi Özgür şaşırmış bir tonda. "Serhat." Dedim ve ön tarafa doğru eğildim. "Ben ne olduğumu biliyorsam diğerlerinin benim hakkımda ki düşünceleri zerre umrumda değil." Dedim içten bir şekilde. "Seni tehtid etti Mavi. Daha önce yaptıklarını göz önüne alırsak, korkmuyor musun?" Dedi ve bana döndü. Ona karşı kaşlarımı çattım. Korkuyor muydum? Bilmiyordum. Yutkundum. "En fazla..." dedim ve durdum. "Size bir şey olmaması için kendimi feda ederim değil mi?" Diye devam edip gülümsedim. "Sonuçta hepimize zarar geleceğine birimize gelmesi daha mantıklı." Sanki her zaman mantıklı davranırsınız ya Mavi!
"Hayır." Dedi Ulaş. Ona baktım. Bana kızgın bir şekilde bakıyordu. "Evet, hayır Mavi." Diyerek Ulaşa katıldı Özgür. "Sizinle tartışmayacağım." Dedim ve başımı cama çevirdim.
18 dakika 54 saniye sonra evimize gelmiştik. Yavaşça içeri girip direk odama çıktım. Üstümdeki beni rahatsız eden herşeyi çıkarıp duşa girdim. 13 dakika sonra duştan çıktım ve saçlarımı kurutup yatağıma oturdum. Yerdeki halı ile bakışmaya başladım. Bakıyordum, ama boş bakıyordum. Her bakışa bir anlam yüklerken boş bakmak nedir bilir misiniz? "Şimdi de şizofren oldun herhalde." Diye bir ses geldi kapıdan. Başımı o yöne doğru çevirdim. Ulaş kapıdan beni izliyordu. Güldüm. "Dalmışım." Dedim ve elimi başıma götürdüm. "Uykun var senin. Uyu bence." Dedi gülümseyerek. Arabada ki halinden bir gram eser kalmamıştı. Olumlu anlamda başımı salladım. Işığı kapatmak için ayağa kalktım ve Ulaşa doğru ilerledim. Aramızda kalan bir adımlık mesafeden ona baktım. "Ne bu şimdi?" Dedi muzip ifadesiyle. Ona yaklaştım. Yaklaştım. Ve yanağından öptüm. Gözlerini devirdi. "Ha öyle olsun Mavi hanım." Dedi sitemle. "Öyle zaten sevgilim" dedim ve güldüm. "Senin de uykun gelmiş bence sevgilim sende uyu bence." Dedim alayla. "Bu böyle kalmayacak ama, göreceksin sen." Dedi iddalı bir sesle. Gülen yüzüne gülümseyerek karşılık verdim. "İyi geceler." Dedim tebessümle. "İyi geceler sevgilim." Dedi ve gülerek odasına doğru ilerledi. Işığımı ve kapımı kapatıp yatağıma uzandım. Çok uykum vardı ve gözlerim yastıkla buluştuğu gibi güzel bir uykuya daldı...
♾️
Gözlerimi açtığımda odama güzel renkli bir ışık vuruyordu. Sapsarı huzur dolu bir renk. Güneş. Dışarıdan gelen kuş sesleri odada yankılanıyor, içimi ürpertiyordu. Yatağımda doğrulup komidindeki telefonuma uzandım. Saat 08.54'tü. Kalkıp banyoya girdim. Yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Ardından telefonumu alıp aşağı inmek için odalarımızın olduğu koridora çıktım. Tam merdivenlerden inecekken bir ses duydum. Yağmurun odasından geliyordu. Kapısına yaklaştım. "Yağmur." Dedim ve kapıya tıkladım. Ses kesilmedi. "Yağmur." Dedim tekrar. Sesler yine kesilmedi. Odaya girmeye karar verdim ve kapıyı açtım. Yağmur yatağında yatmış ve gergin bir şekilde sayıklıyordu. Yanına yaklaştım. Çok terlemişti. Örtüsünü üstünden kaldırdım. "Yağmur." Dedim ve kalkması için dürttüm. "Ulaş." Diyordu şimdi de. "Serhat." Diyordu. Hepsinin ismini sayıklıyordu. "Anne." Diyordu mesela. Göz kapaklarına baktım. Gözleri hareket ediyordu. "Yağmur!" Dedim ve kollarından tutup onu doğrulttum. Uyanmıyordu. Yüzüne yavaş bir şekilde vurdum. Yine uyanmadı. Onu başlığına yaslayıp koşar adımlarla aşağı indim. Diğerleri salonda oturuyordu. "Ulaş!" "Ecem!" Diye bağırdım korkuyla aşağı inerken. Bana kaşları çatık bir şekilde baktılar. "Yağmur, uyanmıyor. Sayıklıyor." Dedim ve dediğim gibi Serhat ayağa kalkıp yukarı çıktı. Onun peşinden gittim, diğerleri de benim peşimden geldi. "Yağmur." Diyordu Serhat. "Ne oldu ona!" Dedim korkuyla. "Mavi. Sakin ol. Onun parasomnia rahatsızlığı var. Kriz geçiriyor." Dedi Özgür. "O ne?" Dedim kaşlarım çatık bir şekilde. "Uykuda veya normal bir anda kitlenip hayaller yada rüyalar görme rahatsızlığı. Kendi başına uyanamıyor yani." Dedi ve Serhat'a su uzattı Ecem. Serhat Yağmurun ağzını aralıyıp suyu vermeye çalıştı. Sonra Ecem komidinde ki kolonyayı alıp eline döktü. Ardından Yağmurun burnuna bastırdı. Yağmur öksürmeye başladı. Serhat yatağa oturup bir "oh" çekti. Yağmur gözlerini kısık bir şekilde yavaş yavaş açtı. "İyi misin?" Dedi Ecem. Yağmur olumlu anlamda başını salladı ve ardından Ecem odadan çıkıp aşağı indi. Özgür de onun peşinden gitti. "Ben sana bir sonraki krizinde haber ver dememişmiydim ikiz!" Dedi Armağan ve Yağmurun yanağından makas aldı. "Aşağıda bekliyorum." Dedi ve odadan çıktı. Onu takip edip bende kapıya yöneldim. "Mavi." Dedi arkamdan Yağmur. Hemen ona baktım. "Efendim." Dedim. "Sen kalsan olur mu?" Dedi içten bir sesle. Gülümseyip yatağa doğru ilerledim. Serhat ayağa kalkıp "İyisin değil mi?" Dedi ilgiyle. "İyiyim." Dedi Yağmur. Ulaş ile Serhat odadan çıktı. Yağmur ile baş başa kaldık. Kısa bir sessizlik oldu. "Yine o odadaydım." Dedi kısık bir sesle. Yutkundum. Onu anlayamazdım. Onu kimse hissetmeden anlayamazdı. "Geçti." Dedim ve elimi omzuna götürdüm. "Geçmiyor Mavi." Dedi ve gözünden bir damla yaş geldi. Elimle yaşını sildim. "O odanın kapısını açmayı öğrenmen lazım Yağmur. Sen artık o küçük kız çocuğu değilsin. Ayrıca yalnız da değilsin. Gerekiyorsa o odanın kapısını açmanda biz yardımcı olacağız." Dedim ve ona sarıldım. "Korkuyorum Mavi. Bu zamana kadar hiç korkmadım ama şu an çok korkuyorum." Dedi ve göz yaşları kazağıma düştü. Sırtını sıvazladım. "Her zaman buradayım." Dedim içten bir sesle. "Alara yüzünden bizi bırakmayacaksın değil mi Mavi. Bizim için kendini feda etmeyeceksin değil mi?" Dedi ve bana daha sıkı sarıldı. Hiç bir şey diyemedim. Sadece ona sarılmak ile yetindim. Benden ayrıldığında ayağa kalktım. "Elini yüzünü yıka ve üstünü değiştir. Aşağıda bekliyorum seni." Dedim gözlerimi kaçırarak. Sonra odadan çıkıp derin bir nefes aldım. Yavaşça aşağı indim. Salonda kimse yoktu, hepsi mutfaktaydı. Mutfağa gidip kendime bir bardak su doldurdum. Hızlı bir şekilde içip bir bardak daha doldurdum. Onu da içtim. İçim yanıyordu. "Ateşin mi var?" Dedi ve elini anlama koydu Ecem. "Hayır." Dedim nefes nefese. Güldü. "Bir bardak daha iç Mavi." Dedi alayla. Onu ciddiye alıp bir bardak daha su içtim. "Şaka yapmıştım!" Dedi gülerek. Güldüm. "İçim yanıyor." Dedim ve bardağı tezgaha bıraktım. Ardından kurulmuş olan kahvaltı masasına ve masanın başında duran Serhat, Ulaş ve Armağan'a göz gezdirdim. Ciddi bir şekilde maç izliyorlardı. "Üçüde farklı takım tutunca böyle oluyor." Deyip güldü Ecem. "Sen takım tutuyor musun?" Dedim ve ona döndüm. "Özgür'e inat Galatasaraylıyım ben." Dedi gülümseyerek. "O Fenerbahçeliydi değil mi?" Dedim gülerek. Olumlu anlamda başını salladı. "Ulaş, Yağmur ve Özgür Fenerli. Serhat beşiktaşlı, ben ve Armağan da Galatasaraylı." Dedi alayla. "Sen?" Dedi ardından. "Ben Beşiktaşlıyım Ecemcim." Dedim gülerek. "Hıh!" Dedi ve güldü Ecem. Ardından mutfağa Yağmur ve Özgür girdi. Gülerek bir şeyler konuşuyorlardı. Ecem ile patates kızartmasını masaya götürerek masaya oturduk. Yine bir kahvaltı ve yine biz beraberdik. Buna şükür etmem mi gerekiyordu?
♾️
Kahvaltımızı etmiş ve gerekli çalışmalarımızı yapmıştık. Terlediğim için duş almış ve giyiniyordum. Üstüme bir sweet ve altıma bir tayt giydim. Ardından yatağıma oturup düşünmeye başladım. Yatak örtümle olan bakışmamda bir çok düşünce geçiyordu gözlerimin önünden. Ne yapacaktım? Alara daha önce bizi tehtid ettiğinde neler olmuştu? Şimdi çok daha kinliydi ve çok daha güçlüydü. Eğer onu tanıyorsam tek bildiğim.
O dediğini yapardı. Ve şu an yapmasından çok korkuyordum. Bu korkumu kimsenin bilmemesi lazım dı ki savaşabileyim. Bu yüzden uzun süre yalnız başımıza ağlayacağız güzel dostum. Göz yaşlarımızı kimse görmesin ki bizi güçlü sansınlar artık. Baktığım örtünün üzerinin ıslandığını fark ettim. Ağlıyordum güzel dostum. Ama şükürler olsun ki yalnızdım. Bu uzun bir süre böyle olacaktı. Böyle olmak zorundaydı. Düşünmem lazımdı. Ne yapacaktım? Onlara zarar gelirse kendimi ömür boyu sorumlu tutardım. Onlara zarar gelirse yaşayamazdım. Bazen kendini feda etmeli insan, ki sürüsü zarar görmesin.
Bir yaşlı geyik, her sabah kalkıp sürüsü ile yattığı güzel bahar çiçekleri arasından uyanıp güçlü adımlar ile yürümeye başlamış. Bu adım seslerini duyan diğer geyik sürüsü, uyanıp yaşlı geyiğin peşinden gitmeye başlamış. Teker teker uyanan güzel geyikler bir sürü haline geldiğinde koşmaya başlamış. Özgür olduklarını son zerresine kadar hissetmiş ve bir anda durmuşlardı. Sağ taraflarından bir ses duymuşlardı. Bir yaşam belirtisi. Hepsi bir araya gelip orataya çıkacak şeyi beklerlerken, bir anda karşılarına bir panter çıktı. İri ağzı ve büyük dişleri hepsini parçalamaya yeterdi. Yaşlı geyik pantere kafa tutup dikine dikine ilerledi. Panter ilk bulduğu anda yaşlı geyiğin üstüne atladı. Yaşlı geyik başını sürüsüne çevirip yüksek sesli bir çığlık attı. Tüm sürü aynı anda koşmaya başladı tekrar. Hepsi özgürlüğüne, göklere. Koştu. En uzaklara en güzel yerlere. Yaşlı geyiğe ne mi oldu? Yaşlı geyik sürüsü için kendini feda etmişti orada. Bir kaşık suda boğulmuştu belki de. Ama ne olursa olsun terk etmemişti sürüsünü. Bu ihanet değildi. Korkaklık da değildi. Yaşam kanunuydu. Ve yaşam kanunununa uymayan yaşayamazdı...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
Chick-Lit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
