Keman...piyano...gitar...saz...darbuka.
Aslında aynı başlığın altında olup birbirinden bambaşka olan, bambaşka çalınan, bambaşka duygular yansıtan. İçlerinde ki ritmin istediklerinde birbirlerine ayak uyduran, istediklerinde başka notalarla birleşen aletler.
Bir koyun sürüsü vardır köyde, binlerce hatta milyonlarca kuzu vardır o sürüde. Çoban hepsini otlamaya çıkarır. 7 tanesi başka yerde 7 tanesi başka yerde. Bazıları ise aileleri ile.
Otladıkları yeşilliği paylaşmak istemese de kıyamaz koyun diğerine. Diğeri de yanındakine.
Birbirlerine güvenip beraber yürürler tüm yollarda, ne kadar farklı içleri, ne kadar farklı ritimleri olsa da.
Aileleri başka yerlere süzülmüş, toprağın altına gömülmüş olsa da, kendilerinden önce koruması gereken biri daha olduğunu unutmamışlar.
Tekrar ahıra döndüklerinde birbirlerini kaybetmemek için kendi renkli bilekliklerini güneşte parlatmışlar...
(1 yıl sonra)
"Ulaş!" Gülümsemesi bomboş olan tarlada yankılanıyordu.
"Gelsene!" Koca lavanta tarlasının başında durmuş, Ulaş'ın tek tek hepsini kokladığı morluklara yaklaşamıyordum.
"Bu koku midemi bulandırıyor!" Arkasına baktı garip garip. "Bebek kokuyor bak, hepsi öyle. Mide bulandırmıyor." Sinirle güldüm. "Seni bulandırmıyor, beni bulandırıyor. Hadi çık şu tarladan!" İç çekip yavaş yavaş yanıma geldi.
"Öyle olsun Mavi hanım, hadi bin arabaya." Kıkırdadım, "Öyle zaten sevgilim." Arabaya bindik ve yolumuza devam ettik.
Arkadan horuldama sesleri yükseldiğinde, Armağan'ın arkada sızmış olduğu aklımdan tamamen çıkmıştı.
Korkuyla sıçradığımda Ulaş güldü, "Armağan!" Diye bağırdı tüm yolda uyuyan Armağan'a.
Homurdanarak kalktığında, "Ne var?" Dedi kısık sesle.
"Geldik kardeşim, geldik! Tüm yol uyur mu bir insan!" Kıkırdadığımda Ulaş göz ucuyla bana baktı.
Edirne, Enez'e gelmiştik.
Çocukken tüm tatillerimizi annemle burada geçirirdik.
Ağustos ayının kavurucu sıcaklığı nedeni ile de burası güzel bir tercih olmuştu.
Ön arabada ki, Özgür'ün sağa sinyal vermesi ile Ulaş da sağa döndü.
Ufak bir köye gelmiştik ve deniz buradan bile gözüküyordu.
"Çok güzel." Diye mırıldandım ve camımı araladım.
Deniz kokusunu içime çekip gözlerimi kapattım.
Son dönemlerde tüm kokular hatta çoğu yemekler beni iğrendiriyordu.
En sevdiğim yemekleri bile yiyemiyordum.
Yüksek ihtimal mevsim değişikliği kaynaklı bir grip içerisindeydim.
Turuncu çiçekler ile süslenmiş müstakil bir evin önüne arabayı park ettiğimizde hızla arabadan indim.
Yağmur ön arabadan yanıma geldi, "Haklıymışsın Mavi, buralar aşırı iyiymiş." Gülümsedim, "Sen daha denizini görmedin!" Serhat ve Özgür bavulları çıkarırken Ecem'de arabadan inmişti.
Yanımıza geldiğinde yüzünde büyük bir gülümseme vardı, buraları sevdiği aşinaydı.
"Nasıl?" Gözlerini bana çevirdi, "Çok güzel."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
