31. Birbirni dirilten iki ölü gibi ruh.

53 27 0
                                        

Yüzüme gelen ışık ile yavaş yavaş gözlerimi açıyordum. Gün başlıyordu. Belki daha saatlerce uyuyabilirdim, ama beni sürekli uyandıran ağrılarım yüzünden çok az uyumuştum. Kalkmam lazımdı. Elime telefonumu aldım. Bir numara 9 kere aramıştı. Kapatıp Instagram'a girdim. Sonra aklıma ilk gelen ismi arama kısmına yazdım *Ulaş Altay*. Ulaş'ın profiline girdim. Gizli değildi. Bir paylaşım vardı. *Doesn't matter if it's blue or blue* denizin önünde çekilip gök yüzüne baktığı bir fotoğraftı. Çok güzeldi. Fotoğraf mı?Ulaş mı?Mavicim güzel olan? İkiside sanırım. Yada Ulaş. Bilemiyorum. Yazdığı yazı *Mavi ya da mavi fark etmez* demekti. Sonra diğer fotoğrafa baktım. Bir kafede yine başka bir yere baktığı fotoğraftı. Altında da *Öyle Zaten...* yazıyordu. Çüş! Mavi! Cidden Çüş! Bu da neydi? Diğer fotoğrafa baktım. Yine kameraya bakmadığı ve gece çekilmiş bir fotoğraftı. Gülüyordu. Çok güzel gülüyordu. Hep gülsündü. Mavi? Bizde buradayız. Diğer fotoğrafa baktım. Serhat ile yan yana birbirlerine bakıp kaşlarını çatmışlardı. Altında da *Topics discussed for the first time...love* yazıyordu. Yani *İlk defa tartışılan konular...aşk* demekti. Keşke girmeseydim. Bir an pişman olmuştum. 32 diş gülümsüyorsun ama Mavi! Tam sayfayı kapatacakken bir şey yaptım. Hayır! Hayır! Olmaması gereken bir şey! Ulaş'a takip isteği attın Mavi! Ona mesaj gitmişti bile. Kahretsin!. Neyse artık yapacak bir şey yok.
O an gözlerim bileğime kaydı. Işık gelince renk değiştirecek olan bilekliğime güneş vuruyordu. Şu an daha şok şaşırmıştım. Bilekliğimin taşı siyah olmuştu... çok güzeldi hâlâ. Bu taşa her baktığımda aklıma o gelecekti. Her ışık vurduğunda siyah taşa bakacaktım ve her yoluma ışık tutulduğunda da onun o siyah gözlerine. Ay! Aşırı romantik!
Düşüncelerimi yatakta bırakıp yataktan kalktım. Banyoda elimi bile yıkarken bilekliğimden ayırmıyordum gözlerimi. Sonra banyodan çıkıp aşağı yöneldim. Merdivenlerden inerken sesleri geliyordu, mutfaktalardı. "Ya kıza ne güzel sürpriz kahvaltı hazırlıyoruz! Size çocuk gibi 20 kere bağırmayın dedim!" Ecem diğerlerine bağırıyordu. "Tamam anne bir daha olmaz!" "Armağan! Kardeş mardeş demem alırım ayağımın altına!" "Ya tamam anne!" Gülmeye başladım. Mutfağa gidip kapıdan Ecem'e seslendim. "Annesi rahat bırak şu şımarık oğlunu." Dedim alaylıca. Ecem'de gülmeye başladı. "Şımarık ha?" Dedi Armağan. Kafamı olumlu anlamda salladım. "Kaç Mavi!" Dedi Özgür. Armağan ayağa kalktı. Koşmaya başladık. "Armağan yarası var Mavinin!" Diye bağırdı arkamızdan Ulaş. Armağan durdu. "Ay tamam yemedik Mavini." Dedi ve geri döndü. Gülerek yanına gittim. "Günaydın." Diye Mutfağa girdim. "Günaydın." Dedi Ecem ve kahvaltı hazırlamaya devam etti. "Yardım edeyim mi?" Dedim. "Hayır gerek yok sen çık balkona." Dedi. Diğerleri balkondaydı. Balkona çıktım. Serhat ve Yağmur birbirlerine odaklanmış bir şeyler konuşuyordu. Masadan iki salatalık parçası alıp Armağan'ın yanına oturdum. Birini onun ağzına verdim birini de kendim yemeye başladım. "Ne konuşuyorlar?" Dedim meraklıca. "Bilmem aralarında farklı bir bağ var son zamanlarda." Güldüm. "Merak etme yemezler ikizini." Dedim. Oda güldü. Kolumu dürttü. "Onlar sizin gibi değil en azından." "Biz?" Dedim anlamayarak. Daha fazla güldü. "Ulaş ile sen" kaşlarımı çattım. "Ulaş ile ben ne zamandan beri "biz" olduk?" "O okulda ilk göz göze geldiğinizden beri." Dedi kendinden emin bir sesle. Kafamı iki yana salladım. "Öyle bir şey yok Armağan." Elini kafasına vurdu. "Kızım deli etme beni!" Başımla Ulaş'ı gösterdim. Arkasına baktı. Sonra tekrar gülmeye başladı. "Özgür ile Ecem içeride uyuya kaldı herhalde ben bir bakayım." Dedi ve ayağa kalktı. Ulaş ile göz göze geldik, anında gözlerimi kaçırdım. Dudaklarını dişleyip gülüyordu. "Ne gülüyorsun ya?" Dedim bu sefer ondan gözlerimi kaçırmayarak. "Hiç." Dedi ve yine güldü. Yine aynı gülüştü asla anlayamadığım gülüşü. "Şunu hiç bir zaman çözemeyeceğim." Dedim mırıldanarak. "Neyi?" "Şu gülüşün anlamını." Dedim elimle onu göstererek. Bana uzun uzun baktı. Baktı. Ve tam dudaklarını araladığında. İçeriden Armağan'ın bağırış sesi geldi. "ÇÜŞ!" Diye. Ulaş kalkıp içeri gitti. Bizde peşinden. "Noluyor?" Dedi Ulaş ciddi bir sesle. Ecem kıpkırmızı olmuştu. Özgür de Armağan'a ilk defa bu kadar sinirli bakıyordu. Ecem elinde ki peynir tabağıyla balkona çıktı ve masaya bıraktı. Ardından koltuğa oturdu. "Ne oldu?" Dedi Serhat otoriter bir sesle. "Saygıdeğer Özgür ve Ecem mutfak-" Özgür Armağan'ın sözünü kesti. "Armağan sus artık!" Onlara şaşkınlıkla bakıyorduk. Armağan mırıldandı. "Keşke gelmeseydim." Dedi ve elini başına koydu. Sonra gülmeye başladı. Özgür iç çekti ve balkona çıktı. "Ne oldu olm." Dedi Serhat Armağan'a. "Yok bir şey." Dedi Armağan. "He bizimde anlımızda gerizekalı yazıyordu dimi Armağan." Armağan balkona çıktı. "La havle." Dedi ve Serhatta içeri geçti. Ardından Yağmur. "Öpüşüyorlardır." Dedi Ulaş bana bakarak. Şaşkın bir şekilde ona baktım. "Ne?" "Küçükken de onların değimiyle şakasına öperlerdi birbirlerini, biz kardeşiz ama onlar kendi çaplarında değil. Serhat ve Yağmur da öyle." Gülmeye başlamıştım. "Geriye sen ve Armağan kaldı yani." Dedim alaylıca. "Ben geride kalmam." Dedi kibirlice. "Bu ego mu?" Dedim şaşırır gibi yaparak. Bana uzun uzun baktı yine. "Bir daha ego deme." Ona anlamsızca baktım. "Neden?" Kaşları çatıktı. "Çünkü başka ego dediğin her zaman da yanında olmayacağım." Anlamamıştım. Bu neydi şimdi. "Egolu Ulaş." Dedim ve bende balkona gittim. Bir süre sonra peşimden geldi. Kahvaltı masasına oturduk. Sol elime çatalı alıp yemeye başladım. Yağmur bana baktı. "Sen solak mısın?" Dedi hayret içinde. Olumlu anlamda başımı salladım. Sonra sağ elimle peynir tabağına yöneldim. Karşımda duran Serhat öksürmeye başladı. Diğerleri de hayret içinde sağ elime bakıyordu. Ulaş toparlamaya çalıştı. "Helal helal." Dedi Serhat'a. Gülmeye başladılar. "Ulaş. Ben ne demiştim." Dedi Armağan. "Ne oluyor yine." Dedim kaşlarımı çatarak. Ulaş sinirle diğerlerine baktı ve kafasını bana çevirdi. "Hiç bir şey." Dedi sakince. Sonra benimde gözlerim elime yöneldi. Şimdi anlamıştım. Bilekliğime bakıyorlardı. Ama neden bu kadar gülmüşlerdi. Veya daha önce bu konuyu tartışmışlar mıydı? "Bilekliğim siyah oldu, evet." Dedim hepsine. Ardından ağzıma parçalara ayırdığım zeytini attım. "Ulaş'ın da bilekliği siyah." Dedi Ecem. Ulaş ayağıyla alttan Ecem'i dürtmüştü ki Ecem hızla ona baktı. "Benim yanımda böyle gizlice gözlerinizle mi konuşacaksınız?" Dedim. Anladığımı anlamışlardı. Kırılmıştım. Benim yanımda benden bir şeyler gizliyorlardı. Hepsi sustu yine. Ayağa kalktım. "Neyse ben gideyim de rahat rahat konuşun. Afiyet olsun." Dedim ve balkondan çıktım. "Mavi!" Peşimden gelen Ulaş'a aldırış etmedim. Ve odama çıktım. Tam oda kapıdan girecekken kapıyı kapattım. Odamdaki balkona çıktım bu sefer. Daha yüksekteydi ve daha serindi. Aşağıda ki gibi iki kişilik bir salıncak olmasada tekli bir salıncağım vardı. Yanında da bitkilerim. Sonra manolyalarla konuşmaya başladım. "Sizin gibi kokuyor." Dedim elimle manolyanın yaprağını okşayarak. "Ama hep bir şeyler saklıyor." Yaprağı içten bir şekilde sıkmaya başlamıştım. Sonra aniden bıraktım. Annemin güllerine döndüm. Kırmızı güllerine. "Güller Güler mi?" Diye sordum,güllere bakarak. Sonra gülümsedim. "İki güne solup gidersiniz." Diye mırıldandım. Sonra da geri salıncağıma döndüm. "Beyaz Gül.." diye mırıldandım. Salıncağa yaslanıp kendimi ağır ağır sallamaya başladım. Sonra da kendimi uykunun kollarına bıraktım.
(Ulaş'ın Anlatımıyla)
Mavi odasına girip onu izlemeye başladığımdan beri konuşuyordu kendi kendine. Güllere fısıldamıştı mesela. Manolyalara yada. Sonra salıncağa oturdu ve küçük bir çocuk gibi uyuya kaldı. Ama aslında o hiç çocuk olamamıştı. Onun elinden kayıp giden tek şey çevresi değildi. Çocukluğu da kaymıştı onun elleri arasından. Boğazıma gelen yumruyla düşüncelerime son verdim. Öksürmeye başlamıştım. Ses çıkarmamak için direnirken Mavinin lavabosuna girdim. Ardından çıkıp balkona girdim. Mavinin ufak nefes alış verişleri ile kuş cıvıltıları birleşiyordu. Koltukta ufak bir battaniye vardı, alıp Mavinin üzerine örttüm. Tam arkamı dönecekken kolumdan tuttu. Rüyasında mırıldanmaya başladı. "Gitme." Elini baş parmağım ile okşamaya başladım. Bileğimi sıkıyordu. "Buradayım." Dedim sakinleştirmek istercesine. Rüya görüyordu. "Bana...yalan söyleme" dedi mırıldanarak. "Söylemedim... söylemeyeceğim" dedim. Bileğimi bıraktı. Saçları önüne geldiğinde onları düzelttim, yumuşacıktı saçları. Tam kapıdan çıkacakken Mavinin sesini duydum. "Sana aşık oldum...seni seviyorum" O an duraksadım. Arkamı dönüp ona baktım. Yüzünde o kadar güzel bir tebessüm vardı ki. Yanına yaklaştım. Salıncağın yanında ki pufa oturdum. "Belki şu an bu sözleri bana bile söylemiyorsun ama. Sanırım bende seni seviyorum Mavi..." bunu ilk defa kendime itiraf edişimdi belki de. Aşk neydi bu zamana kadar bilmezdim. Hiç sevebileceğimi veya sevileceğimi düşünmemiştim. Ama o bana ayrı bakıyordu. Herkesten yüzümü saklarken ona daha fazla bakmak istiyordum. O bileklikte de emin olmuştum. Kadere hiç bir zaman inanmazdım. Ama şu an inanıyordum. Siyah ve Mavi birbirine en yakışan iki renkti. Ve bu renklerin imzaları da bize aitti, bunu da biliyordum. İlk defa kendime itiraf ediyorum. Ben Mavi'ye aşık oldum...
Ama asla onun bana aşık olmasına izin vermeyeceğim.
(3 sene önce)
"Bilekliklerimizin fotoğrafını çekelim!"
"Ya Ecem çocuk musun!"
"15 yaşındayım Serhatcım."
"Ulaş'ın bilekliği mavi olmuş!"
"Aaa evet."
"Düşünsenize aramızda biri daha olsaydı bilekliği ne renk olurdu acaba"
"Kırmızı olabilir."
"Yok ya turkuaz falan."
"Beyaz da olabilir"
O sırada Ulaştan bir ses çıktı;
"Mavi olabilirdi."
Diğerleri gülmeye başladı.
"Ulaş gel seninle bir iddiaya girelim"
Ulaş soran gözlerle kardeşlerine baktı.
"Aramızda hiç sevgilisi olmayan tek kişi sensin."
Ulaş olumlu anlamda başını salladı
"Ve eğer bir gün bir kıza gerçekten güvenip bu bilekliklerden verdiğinde ışıkta siyah olursa o senin gerçek aşkın olucak."
"Saçmalamayın."
"Ya olm bence mantıklı!"
Hepsi bir ağızdan olumlu sesler çıkarıp Ulaş'ı ikna etmeye çalışıyordu.
"Tamam susun tamam." Diye geçiştirdi Ulaş.
(Günümüz)
Ulaş gerçekten aşık olmuştu ve gerçekten bu bilekliği verdiği kızın bilekliği ışıkta  siyah oluyordu. Bu bir denk gelme miydi? Yoksa kader mi?
İki ölü gibi olan ruh birbirine sahip çıktı, güvendi, sevgi verdi ve en önemlisi birbirini yeniden yaşattı. Aşık oldular ve bu insanı yeniden yaşatacak bir duyguydu. Aşık oldular ve şimdi yeniden başlama zamanıydı. Aşık oldular ve birbirlerini diriltme zamanıydı. Ama güzel gözlü kız unutmuştu, aşık olduğu adam bir seri katildi. Ve onları bir araya getiren şey bir cesetti...

Ölü Gibi Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin