Karşımda kim vardı biliyor musunuz?
Karşımda Ulaş vardı...
Yıllardır beklediğim özlemden her gün gözlerimi dolduran Ulaş...
Benim onun uğruna kendimi feda ettiğim Ulaş...
Güzel siyah gözleri mosmor olmuş ama yinede hala çok güzel bir şekilde bana bakıyordu.
"Ulaş..." dedim titrek bir sesle. Boğazıma bir yumru oturdu.
Gözüm diğerlerine kaydı...onlar da maskelerini çıkarmıştı.
Hepsi gözümün önündeydi...hayal değildi.
Gerçekten gerçekti.
O an şunu fark ettim yine.
Bir göz göze gelme bazen kırbaç acısından daha çok yakabilir, bir tokattan daha sert çarpabilir,kalbine giren bir kurşundan daha hızlı yavaşlatabilir...
Bir insanı özlediğinizi gittikten veya gittiğinizden sonra fark etmezsiniz.
Kavuştuğunuzda göz göze geldiğinizde anlarsınız ne kadar özlediğinizi.
Yani kalbin acıması,yavaşlaması,hızlanması veya durması gerçek olmasa da yaşanabilir.
Bu bazen bir bakışmadan, bazen bir terk edilmeden,bazen bir aşktan veya ölümcül bir nefretten gerçekleşebilir.
Yani kısaca her şey dış dünyada yaşanmaz, önemli olan içinizde hissettiğiniz,gördüğünüz ve duyduğunuzdur.
Kalbiniz atışını duyamazsınız;
Ama bazen kulaklarımızda çınlar atışı mesela...
Gözlerimi tekrar Ulaş'a çevirdim.
Saçları uzamıştı, sakalları yavaş yavaş çıkmıştı...
Mahvolmuştu.
"Neredesin sen..." kısık sesi kalbimi acıtmıştı.
Başımı önüme eğerek göz yaşlarımı sakladım.
"Özür dilerim...çok...çok özür dilerim."
Beni kendine çekip, kollarıyla belimi sıkı sıkı sardı.
Şimdi uzun zaman sonra onun omzunda ağlıyordum, onun kokusunu soluyordum,onun hıçkırıklarını dinliyordum...
"Ağlama." Dedim burnumu çekerek.
"Sende ağlama."
Onu daha çok sıktım,
"Çok özledim..." dedim ağlayarak.
"Bende..." nefes alışları kulaklarıma doluyordu.
Benim kokumu içine çekiyordu.
Yavaşça benden ayrıldığında yüzümü sildi.
"İyisin.." dedi ve burnunu çekti.
"İyiyim."
"Nasıl geldin buraya? Ne zamandan beri böyle dışarı çıkabiliyorsun? Alara nerede?"
Yutkundum.
Ayaz...
Ayaz'ı unutmuştum.
Gözlerimi sıkıp tekrar açtım.
"Anlatacağım...her şeyi." Dedim ve iç çektim.
Diğerlerine baktım.
Bize doğru yaklaşıyorlardı.
Armağan hızlıca yanıma gelip bana sarıldığında canımın yanması ile dudaklarımın arasından ufak bir inilti koptu.
Sırtımda ki izler sızlıyordu.
Korkuyla geri çekildiğinde ben ona sarıldım.
Ellerini belimi sarmadı.
Unutmuştu...
Bana zarar geldiğini unutmuştu...
Sahi ya bana zarar gelmişti.
Bu bir insana ne kadar koyardı?
"Ben unuttum." Dedi mahçup bir sesle kulağıma.
"Bir şey olmadı ki, neyi unuttun." Belli etmemeye çalışıyordum.
Diğer tarafa Ecem sarıldı, ardından diğerleri de geldi.
Ve bir çıkmaz sokağın ortasında 7 kişi sarılıyorduk.
7 Ölü Gibi ruh...
Daha yeni yürümeyi öğrenen 7 çocuk...
Her şeyi yaşayıp yaşlanan 7 olgun...
Biz ikisideydik.
Yaşasakta...bu bizi yaşlandırsa da, çocuk olmaktan vazgeçmedik.
Evimizde kavga gürültü, ölü kokusu gitmedi belki ama.
Kendi çiçek bahçemizde koşmayı da bırakmadık.
Arabanın sağ camından bakarken sol camındakileri hayal etmeyi unutmadık.
Biz ne yapmadık biliyor musunuz
Biz pes etmedik.
Dövüldük,hakaretler yedik, istenmedik, taciz edildik, canımız yandı...
Ve belki daha sayamadığım bir çok şey.
Ama asla pes etmedik.
Bakın.
Yine beraberiz.
Biz bir çıkmaz sokağın ortasındayız,
Her anlamda
Ama "ben" değil, "biz" bir çıkmaz sokağın ortasındayız.
Ve bu bize yetiyor.
Güç veriyor.
Bu yüzden ne olursa olsun onların yanına bir gün döneceğinizi unutmayın.
Onlar; bir kitap, bir insan olabilir, bir hayvan veya bir bitki olabilir...
Siz evinizi kendiniz bulursunuz.
Belki bir hastane odası evinizdir,
Ya da bir ay çiçeği tarlası,
Ne fark eder ki,
İnsan evinde olunca ne fark eder?
Ben çıkmaz sokakları seçtim mesela,
Çıkmaz olması kimin umurunda?
♾️
(3 saat sonra)
Saat gece 1'di.
Evin önüne gelmiştik.
Koşarak kaçtığım o evle bir kez daha yüz yüze geldim.
Sağıma baktım,
Dizlerimin yırtıldığı o yol üzerime devrildi resmen.
Hala o arabaların far lambasını görebiliyordum.
"Mavi."
Gözlerimi Ecem'e çevirdim.
"İyisin değil mi?"
Yutkundum, "Ben...ben sadece." Sustum.
Ne diyebilirdim ki?
"Eve girelim." Dedi Serhat kalın bir sesle.
Girmek istemiyordum.
O odanın boş olması ile yüzleşmek istemiyordum.
"Biz Mavi ile biraz daha dışarıdayız. Geliriz birazdan." Dedi Ulaş beni anlamış gibi.
Yolda hiç konuşmamıştık.
Ara sıra ufak cümleler kuruyorduk.
Hepsi onaylayıp içeri girdiğinde kapıya baka kaldım. O bana bakıyordu.
"Hiç konuşmayacak mısın?" Dedi kısık bir sesle.
Yüzüne bakamadım.
"Yüzüme bile mi bakmayacaksın?" Gözlerim doldu.
Yutkunduğunu hissettim.
"Seni daha önce bulmaya çok çalıştım...ama bulamadım. Özür dilerim Mavi...orada daha fazla kaldığın her gün için özür dilerim."
Gözümden bir damla yaş düştü.
"Bu kapıdan çıkıp sizi bıraktığım gün geldi aklıma, acımasızca, hem kendime hem size acımasızca kaçıp gittim....şu sokakta dizlerim yırtıldı mesela."
Gözlerimi bu sefer ona çevirdim.
"Canım yanmıyor...yani fiziksel olarak hiç bir yerim acımıyor, kalbim çok acıyor ama bununda çok bir önemi yok."
"Nasıl bir önemi yok?"
"Hissetmiyorum yine."
"Ne?"
"Hiç bir yerimi, hiç bir duygumu hissetmiyorum."
"Özür dilerim..." kendini suçluyordu.
"Niye özür diliyorsun ki...ben yaptım bunların hepsini. Gözündeki morlukların da sebebi benim sırtımda ki kırbaç izlerininde..."
"3 sene Mavi...3 sene 4 ay 8 gün..."
Gözlerimi kapatıp açtım.
"Nasıl dayandın..."
"Seni hayal ettim her gece... sizi hayal ettim...bir sahilde biralarınızı yudumlayıp dans ettiğinizi."
"O hayallerin içinde seninde olman gerekiyor."
"Bu izlerle sahile bile gidemem ki Ulaş."
Durumumuzun gerçekliği ile bir kez daha yüzleştik.
"O izleri kapatmana gerek yok ki güzelim...senin içinde ki izleri kapatmak lazım..."
"Ben artık eski Mavi değilim, bu 3 yıl 4 ay 8gün bana çok şey öğretti Ulaş."
"Her şeyi anlatacaksın bu gece ve anlattığın gibi de unutacaksın."
Gülümsedim.
"O imkansız biraz sanki"
Gözleri büyüdü
"İmkansız mı? Benim tanıdığım Mavi'nin hayatında imkansızlıklara yer yok."
"Senin tanıdığın Mavi, senin kahvene uyku ilacı attığı gün öldü."
Gözlerini kıstı, sanki o güne tekrar gitti.
"İçeri geçmek ister misin?"
"Telefonunu kullanabilir miyim?"
Durdu.
"Ta-tamam." Dedi ve ceplerinde telefonunu aradı.
Ardından telefonunu bana uzattı.
Telefonu açtığımda karşıma Ulaş ile bir fotoğrafımız çıktı.
Ekranda biz vardık...
Gözlerim dolduğunda hemen burnumu çekip telefonun kilidini girdim.
Ardından arama kısmına girip.
Ayaz
Yazdım.
Kayıtlı olduğunu biliyordum.
Ayaz Altay yazılı yere tıkladım ve kulağıma götürdüm.
Ulaş bana kaşları çatık bir şekilde bakıyordu.
"Sen-" dedi şaşkın bir şekilde.
O sırada Ayaz telefonu açtı.
"Efendim?" Dedi telaşlı bir sesle.
"Ayaz...benim...Mavi..."
"Mavi! Neredesin sen!"
"Ben, Ulaşlar'ın yanındayım...biz karşılaştık...onlar beni buldular...yani-" Derken Ulaş telefonu kulağımdan çekti.
"Neredesin?" Dedi sakin bir sesle.
Durdu.
"Attığım konuma gel."
Başını olumlu anlamda sallayıp telefonu kapattı.
"Ne yapıyorsun sen!"
Bana şaşırarak baktı
"Sakin."
"Telefonu kulağımdan neden çekiyorsun!"
"Asıl sen onu nereden tanıyorsun."
Bana göre gayet sakindi.
"Ayaz...o senin ikizin."
Yutkundu.
"Her şeyi anlatıyorsunuz...ikiniz de"
Durdum.
"Ben...Ayazla 1 ay oldu tanışalı...onun yanında değildim."
"Anlatırsınız."
Kaşlarımı çattım.
"Gerçekten, onun yanında değildim."
"Bana hesap vermek zorunda değilsin Mavi."
Sustum.
"İçeri geçelim." Dedi ve önden yürümeye başladı.
Kapıyı çaldığında Armağan açtı.
Ulaş konuşarak içeri yöneldi; "Ayaz geliyor, Mavi ile bu gece her şeyi anlatacaklar."
"Ne?"
Hepsinin kaşları çatıldı.
Ayazın kim olduğunu gayet iyi biliyorlardı.
"Ayaz ne alaka Ulaş?" Ecem'in tepkisi ile gözlerimi ona kenetledim.
Her şeyi saklıyordu.
"Mavi onun yanındaymış"
"Ne?"
Titrek bir iç çektim.
"Sadece 1 ay...1 aydır oradayım...o beni onlardan kurtardı."
Yutkundum.
"Anlatırsınız." Dedi ve mutfağa girdi Ulaş.
Salonun ortasında öylece kalakaldım.
Hiç bir şey değişmemişti.
Her şey eski yerindeydi.
Kitaplıkta ki tozlar bile yerinde duruyordu.
Özgür'ün bana seslendiğini fark ettiğimde etrafa bakmayı bıraktım.
"Mavi...Otursana."
Yavaşça onların yanına doğru ilerledim.
Koltukta oturan Yağmur'un yanına oturdum. Yağmur saçlarımı okşamaya başladı, ona gözlerimi çevirdim. "Gittikçe daha da güzelleşmişsin." Dedi tebessümle, zoraki bir şekilde gülümsedim.
O sırada kapı çaldı.
Ulaş mutfaktan çıkıp kapıyı açtı, kapıda ki kişiye bakmadan arkasını dönüp yanımıza geldi.
Ayakkabı çıkarma sesleri geliyordu.
Ve 16 saniye sonra Ayaz salona girdi.
İlk baş bana baktığında nefesini dışarı verdi, onu korkutmuştum.
"Otur Ayaz." Dedi Ecem.
"Buraya sadece Mavi için geldim,beni bir köpeğinizmişim gibi yönetmenize izin vermeyeceğim" Yutkundum.
"Ayaz." Dedi ve elleri ile yüzünü kapattı Ulaş.
"Sadece ne olup ne bittiğini anlatacaksın...anlatacaksınız. Sonra da çekip git ve kimin köpeği oluyorsan ol, umrumda değil." Ulaş koltuğa oturduğunda Ayaz da benim yanıma geçti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
