Gözüme gelen araba farı ile bakışlarımı o yöne çevirdim. Lüks bir siyah minibüs bana doğru yaklaşıyordu. Çöktüğüm yerden kalkamadım.
Keşke beni ezip geçseydi şu an.
Belki daha az acırdı canım.
Araba durdu.
Ve yüzü gözükmeyen 4 kişi arabadan indi.
"Sen bize gelmeden biz sana geldik desene pamuk prenses" kendimi sıkmaya başladım. Vakit şimdi gerçekten gelmişti.
"Kalk şuradan." Bu Alara'nın sesiydi.
"Eğer kalkmazsan ben seni kaldıracağım ve bu ilk acın olacak Mavicim." Sesi yavaş yavaş yükseliyordu. "Sizinle aynı konumda olmaktansa yerde sürünmeyi yeğlerim" dedim dişlerimin arasından.
Baş mı kaldırıyorsun Mavi?
O sırada iki kişi sertçe kolumdan tutup beni kaldırdı ve Alara ile göz göze gelmemi sağladı.
Çirkin tebessümü kazandığını simgeliyordu.
Kazanmış mıydı?
"Aramıza hoş geldin Mavi, evde seni bekleyen çok kişi var." Dedi ve ufak bir kahkaha attı. Ardından arkası dönük bir şekilde arabaya yürümeye başladı. İki koruma beni kolumdan itekleyerek peşinden gitmemi sağladılar.
Alara arkası dönük ve sağ eli havada konuşmaya başladı.
"Doğru tarafı seçeceğini biliyordum." Dedi ilhamla.
Benimle gurur duyuyordu.
Duymasındı.
Siyah minibüse bindikten 1 saat 47 dakika sonra hiç bilmediğim bir yere gelmiştik.
Bir orman içerisinde tek kalmış, üstünde kuş bile uçmayan bir malikane.
Yine iteklenerek minibüsten indirildim ve malikaneye doğru yürütüldüm. Alara'nın topuklu ayakkabı sesleri arkamdan geliyordu. Kapıyı bir çocuk açtı, gözlerinin altı mosmor kolları ve bacakları aynı zamanda da vücudu incecik bir genç çocuk.
Ona madde vermişlerdi. Gözlerinden belliydi.
Yemek vermedikleri de aşinaydı.
Ben bunu nasıl yapacaktım.
Yapmayacaktım.
Alara'nın tebessümü eksilmezken büyük bir salona giriş yaptık. Uzun bir masanın en ucunda yani en başında bir adam oturuyordu.
Ali Tekin
Ona iğrenerek ve aynı zamanda nefretle baktım bir kez daha. Nefreti en içime kadar hissediyordum. Ondan öyle bir nefret ediyordum ki.
Ayağa kalktı ve korumalara bir işaret yaptığında iki koruma da elimi bıraktı.
Arkasında ki camdan yavaş yavaş güneş belli oluyor onun yüzüne baktığımda da o güneş tekrar sönüyordu.
"Kızım, hoşgeldin." Dedi yapmacık bir gülümsemeyle. Ellerimi daha çok sıktım. "Aç mısın? Yemek ister misin?" Onun elinden yiyeceğim veya içeceğim her şey benim için zehir tadındaydı.
Hatta o başlı başına bir zehirdi benim için.
Bana doğru bir kaç adım attı ve sağ elini yüzüme değdirmek istediğinde geri bir adım attım. "Dokunma bana." Dedim dişlerimin arasından.
Gülümsedi, "O çocuk dokunurken bir şey demiyordun ama babacım." Tırnaklarım avuç içlerimi delmek üzereydi. "Sen." Dedim zorlukla "benim." Kelimlerimin üstüne oldukça bastırarak konuşuyordum. "Babam değilsin." Sağ elini tekrar kaldırdı ama bu kez yanağımı okşamak için değil, sol bileğimi kavradı ve bir anda sıktı. "Her geçen gün annene benziyorsun ve bundan hiç hoşlanmıyorum." "Sende her geçen gün daha fazla bir canavara benziyorsun ve ben de bundan hiç hoşlanmıyorum." Bileğimi daha fazla sıktı.
"Onun gibi konuşuyorsun, baş kaldırıyorsun." Gülümsedim. "Bundan gurur duyuyorum." Dedim. Kolumu çok acıtıyordu ama şu an önemli olan bu değildi.
"O kadın bir ucubeydi, çocuğuna sahip çıkamayacak bir ucubeydi ve sen ona benzemekten gurur mu duyuyorsun?" Sinirden gözleri kızarmaya başlıyordu.
"Sen çocukları çok mu seviyorsun! Sen çocukları çok sevseydin bir çocuk katiliyle ortak olmaz! Daha emeklemeyi bilmeyen kızını babasız bırakmazdın!"
Mavi! O neydi!
Kolumu daha da sıkı kavradı. Gerçekler acıydı.
"Her şeyin bana benziyor. Yüzün mimiklerin hareketlerin-" cümlesini yarıda kestim.
"Bundan iğreniyorum... her geçen gün senin vücut bulmuş halin olmaktan iğreniyorum."
Sustu.
Ona biraz daha yaklaştım. Ve dişlerimin arasından tısladım adeta.
"Keşke annem bu toprağın altında değil de sen olsaydın. Keşke o gün abim kaybolmasaydı da sen kaybolsaydın bu dünyadan. Keşke o fahişenle yurt dışında yataktan yatağa gezseydin ama benim babam olmasaydın. Keşke." Elini elimden çekti ve eliyle yumruk yaptı.
"Senden nefret ediyorum." Dediğimde yüzüme beklemediğim ağır bir tokat geçirdi. Başım sağ tarafa doğru yattığında ağzımın içine kan tadı geldi.
Sinirden dolan gözlerimle gülmeye başladım.
"Gerçekler koyuyormuş değil mi Ali Tekin." Dedim ve çenemi kaldırdım.
"Gerçekler acıdır, ve sen daha acıyı tatmadın bile."
Yüzüme uzun uzun baktı.
"Emre." Dedi korumasına seslenerek. Hala bana bakıyordu.
"Bu sabah başlayın. Küçük hanımın anca aklı başına gelecek." Hala gülüyordum.
Beni korkutamazdı.
Çünkü korkudan daha ağır basan bir duygu vardı.
Nefret.
(4 saat sonra, Ulaş'ın Anlatımıyla)
Gözlerimi yavaş yavaş araladığımda balkonda olduğumu ve güneşin doğduğunu farkettim.
Kendime gelmeye başladığımda aklıma dün geldi.
Hayır.
Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Hayır.
Hızlıca oturduğum koltuktan kalktım ve ilk mutfağa girdim. Tezgahta açık bir şekilde uyku ilacım vardı.
"Kahretsin." Dedim mırıldanarak.
Ardından salona baktım. Mavi orada yoktu.
Koşarak yukarı çıktım. Odasında yoktu. Çalışma masasında ki küçük lambader açık kalmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
