40.Affet beni...

55 25 0
                                        

"Bırak!" "Bırak dedim sana!" Yağmurun bağırış seslerini duyuyordum. Ama etrafta kimse yoktu. Gece yanımda yatan Ulaş da. Hemen yatağımdan kalkıp kapıya yöneldim. Odamdan çıkıp aşağı doğru indim. Hepsi aşağıdaydı. "Ulaş! Bırak dedim sana!" Yağmur hala bağırıyordu. "Olmaz dedim Yağmur!" Diye uyarıcı bir tonda konuştu Ulaş. Hepsinin gözleri bir an bana döndü. "Mavi!" Dedi Özgür. "Ne oluyor böyle?" Dedim şaşkınca. "Ver şunu!" Dedi Ulaş Yağmura. "Mavi. Artık öğrenmen gerek!" Dedi Yağmur. Sesli bir şekilde konuşuyor ve gözünden ufak ufak yaşlar geliyordu. "Neyi?" Dedim ve Yağmura bir adım attım. Sonra kolumda bir el hissettim. Sağıma döndüğümde Armağan beni tutmuştu. "Ben-" dedi bağırarak. "O hiç bir şey yapmadı!" Dedi Ulaş ve bana döndü. "Git Mavi. Çık hayatımızdan Senin için en iyisi bu olacak. Neden gittiğini öğrenme, ama git." Dedi. Ona şok içinde baktım. "Hiç bir yere gitmiyorum.Bana söyleseniz de öğrensem de öğrenmesem de gitmiyorum!" Diye bağırdım. "Ben senin tek umudunu öldürdüm Mavi." Dedi Yağmurun kısık sesi ile . İç çektim. "Artık şunu açık açık söyler misiniz!" Dedim sabırsızca. "Öldürdüm." "Ben yaptım." "Onlar sakladı. Ulaş sakladı. Senden sakladı." Diye aralıkla konuşuyordu. "Yağmur." "Benim tek umudum sizsiniz. Peki sizin görüşünüzde benim tek umudum ne?" Dedim ve Armağan'ın eli arasından kurtulup ona bir adım attım. "Özür dilerim." Diyordu ve uzaklaşıyordu Yağmurun sesi. "Özür dilerim." Diye olan sayıklamaları durmuyordu. Ama gittikçe uzağa gidiyordu. Ve her yer karardı. "Mavi." Diyordu bu sefer huzur dolu bir ses. "Uyanman lazım." Diye de devam ediyordu. Gözlerimi açtığımda yatağımda yatıyordum. Rüyaymış. Soluma döndüm. Ulaş bana bakıyordu. "Günaydın." Dedi kısık bir sesle. "Sen, gitmedin mi?" Dedim şaşkınca. Olumsuz anlamda başını salladı. "Kalkmak ister misin artık." Dedi ve yüzümün önüne düşen bir saç telini kulağımın arkasına yerleştirdi. Yutkundum. Ve o sormak istediğim soruyu sorma vaktim gelmişti. "Ulaş." Dedim onu duymamış gibi. "Efendim." "Biz neyiz?" Dedim merakla. Kısık sesimle çok masum gözüküyordum Belkide. Kaşlarını çattı. "Bilmem." Dedi ve gülümsedi. Onu son 2 ayda uzun zaman sonra gülerken görüyordum. "Bu tanımı senden beklerdim." Dedi yüzünde ki muzip gülümsemesiyle. Bende gülümsedim. "Yani, mesela beni neyin olarak öpüyorsun. Veya şu an neyim olarak benim yatağımdasın." Dedim muzip gülümsememle. Güldü. "Neyin olmamı istersin?" "Of! Dolandırıyorsun Ulaş!" Dedim sitemle. Güldü. "Bilemiyorum Mavi. Sanırım bu tanımı bir kaç gün sonra yapmalıyız." Dedi ve yüzünde ki gülümsemesi yavaş yavaş düştü. Şimdi ise kırık bir tebessüm kalmıştı sadece yüzünde. "Tamam o zaman." Dedim bozuntuya vermeden ve yataktan kalktım. "Hadi aşağı inelim." Dedim ve yatakta yatan Ulaşa baktım. "Bu ne şimdi. Trip mi?" Dedi kaşları çatılı bir şekilde. "Beni diğer kızlarla karıştırma Ulaş Altay." Dedim ve kapıyı açtım. Ulaş da hemen kalkıp peşimden geldi. Aşağı senkronize adımlarla indik. "Mavi." Dedi karşımda duran Amcam. "Hoşgeldin." Dedim ve yanına gidip ona sarıldım. "Test sonuçları çıkmış. Bizi bekliyorlarmış. Yüksek ihtimal verirler bizde burada gelip açarız. Dışarıda bakmak tehlikeli. Alara ve Ali'nin araştırmalarımızı öğrenmemeleri gerek." Dedi. "Tamam o zaman. Çıkalım." Dedim heyecanla. Amcam kafasını iki yana salladı. "Olmaz öyle şey. Kahvaltı edeceksin. Ondan sonra." Dedi uyarıcı bir tonda. Sonra yukarıdan Armağan indi. "Günaydın. Hoş geldin Murat abi." Dedi ve yanımıza geldi. "Hoşbuldum oğlum, hoş buldum." Dedi ve koltuklardan birine oturdu amcam. Ardından Ecem içeri geldi. "Hadi geçelim hazırladım tostlarınızı." Dedi sıcak bir gülümsemeyle. Ayağa kalkıp mutfağa gittim. Burnuma erişen güzel zeytinli tost kokuları içime huzur serpmişti. Mutfakta duran Yağmur,Serhat ve Özgür sofraya oturmuşlardı bile. "Hadi hızlı ye de hemen gidelim." Dedi heyecanla Amcam. Ona gülümseyerek baktım. "Tüm sonuçların bu gün çıkacağına hala inanamıyorum." Dedim ve tostumdan bir ısırık aldım. Hepsi bana gülümsemeyle karşılık verdi. Bir gariplik vardı, hepsi hiç konuşmadan sadece tabaklarına odaklanmışlardı ve bu benim bile canımı sıkıyordu. Bu gerginlik de neydi? Tostumu hızlıca bitirdim ve ayağa kalktım. "O zaman ben hazırlanıyorum. 5 dakika 12 saniyeye aşağıdayım." Dedim gülerek. Amcam güldü. Hemen yukarı çıkıp odama girdim. Bir pantolon ve sweet  giydim. Üstüne de trençkotumu giyip saçlarımı taradım. Aynaya bakıp gülümsedim. "Hadi Mavi." Dedim kendime enerji vererek. Oradan çıkarken ağlayadabilirdim belki, veya kahkaha da atabilirdim. Ama yine de gülmem gerekirdi. Benim kaderim buydu ağlarken gülmek zorunda olmak...
Aşağı indiğimde amcam koltukta oturup beni bekliyordu. "Hadi çıkalım." Dedim heyecanla. "Gelmemizi ister misin Mavi?" Diye sordu Armağan. "Yani, siz bilirsiniz. Zaten yarım saate dönmüş oluruz değil mi Amca? Gerek yok." Dedim ve ayakkabılarımı giymeye başladım. "Dikkat et." Dedi Özgür ve kapıdan çıktık. Ardından arabaya bindik. "Heyecanlı mısın?" Dedi amcam sevecen bir sesle. "Evet, galiba." Dedim ve titreyen ellerim ile su şişemden bir yudum su içtim. 13 dakika 39 saniye sonunda laboratuvara gelmiştik. Arabadan inip laboratuvar kapısına doğru yürümeye başladım. Amcam yanıma gelip koluma girdi. İçeri girdiğimizde danışma bizi "Sonuçlar." Adlı kısma yönlendirdi. Oradan gidip isim ve soy isim verdiğimizde bize büyük bir zarf verdiler. Bu kağıdın içinde her şey saklıydı. Açmamak için zor dursam da bu zarfı evde açacaktım. İmzamı atıp, Geri arabaya döndüğümüzde kucağımda zarf ile beraber tekrar 13 dakikalık bir yol sonunda eve geldik. Kapıyı çaldım. Kapıyı Ulaş açtı ve bana baktı sonra da gözleri elimde ki büyük zarfa kaydı. Ardından içeri girmemiz için işaret etti. "Merhaba." Dedim içeri de oturan diğerlerine. Gergin bir şekilde bana bakıyorlardı. Yağmur tırnaklarını yemeye başlamıştı. "Ne oldu?" Dedim kaşlarımı çatarak. "Yok bir şey." Dedi Özgür ve gülümsedi. Montumu üzerimden çıkarıp askıya astım. Hala zamana ihtiyacım varmış gibi işlerimi aheste aheste halledip zamanı ilerletiyordum. "Hadi açmayacak mısın?" Dedi amcam. Ona baktım. "Kötü hissediyorum." Dedim ve yüzümü buruşturdum. "Korkma güzel kızım. O kağıtta gerçekler var ve sen hiç bir zaman onlardan korkma." Dedi amcam içten bir şekilde. Sehpaya bıraktığım zarfı elime alıp koltuğa, yanlarına oturdum. Yavaşça zarfı açmaya başladım. İçinden ikiye katlanmış bir kağıt çıktı. Kağıdı açtım.
DNA sonuçları alınan ve TC tarafından araştırılan sonuçlara dayanarak. Mert Efe Tekin'in 18.08.2018 tarihinde vefat ettiği. Ve aynı zamanda adalet mahkemesinde bir sabıkası bulunduğu bilgisi verilmiştir. Mezarının yeri bilinmemektedir ve ölüm tarihi DNA sonuçlarından yola çıkılmıştır.
Kağıdı 4. Kez okuyordum. İnsan inanmak istemeyince hep kendine mi arar yanlışı? Şimdi 5. Kez okuyordum. Ne inanmak ne de görmek istiyordum bu kağıdı. 6. Kez okuyordum. O benim tek umudumdu. O da mı beni terk edecekti? Umutlar ölürmüydü? Gözümden bir damla yaş kağıdın üstüne düştü. 10 kez okumuştum bu kağıdı. Gerekirse on bin kez okurdum gerçek olmaması için. Kağıdı elimle buruşturdum. Ve sehpanın üzerine attım. "Mavi." Dedi Amcam. Ona bakmadım. Sehpanın üzerinde ki kağıda bakıyordum. "Mavi." Diye tekrarladı. Sehpanı üzerinde ki buruşturulmuş kağıda bakarak fısıldadım. "Ölmüş." Dedim kısık bir sesle. Duymalarını istemiyordum. "Ne?" Dedi amcam afallamış gibi. "Mert Efe Tekin. Ölmüş. 2018'de." Dedim ve gözümden bir damla yaş daha geldi. Sinirliydim. Buna alışmaktan sinirliydim. Amcam buruşuk kağıdı alıp açtı ve okumaya başladı. "Ama-ama bu nasıl olabilir. O kadar araştırma- boşuna mıydı?" Dedi şok içinde bir sesle. Sonra Ulaşa baktı. O yere bakıyordu. "Oğlum. Yanlış olabilir mi bu?" Dedi hayal kırıklığı dolu bir sesle. Yağmura döndüm. Ağlıyordu? Neden ağlıyordu? "Mavi." Dedi Ulaş. Onu aldırış etmedim. Şaşkınlıkla Yağmura bakıyordum. "Yağmur" dedim ciddi bir sesle. "Mavi." Dedi ve burnunu çekti. "Ben-ben özür dilerim." Dedi titreyen sesi ile. Serhat iç çekti. "Ben yaptım." Dedi Tekrar. Ona kaşlarım çatılı bir şekilde baktım. "Neyi?" Dedim anlamayarak. "Ben- senin kalan tek umudunu öldürdüm." Dedi ve ağlaması daha da şiddetlendi. Rüyamda da böyle diyordu. Ama tek değişiklik şimdi elimde bir zarf vardı, ve zarfın içinde de bir sonuç. Yoksa benden bunu da mı saklamışlardı. Sakladıkları için mi özür diliyorlardı. "Siz bunu biliyor muydunuz? Bu mu özür dilediğiniz konu?" Dedim zarfı göstererek. Armağan eliyle  yüzünü  kapattı. Çaresiz olduğunda hep bunu yapıyordu. "Tek o değil." Dedi hıçkırıklarının arasından Yağmur. Ayağa kalktım, Yağmur'a doğru ilerledim. "Yağmur! 2 aydır bekliyorum bunu! Çocuk gibi bana kopyalar veriyorsunuz ama hiç bir zaman ne yaptığınızı söylemiyorsunuz! Ve size son olarak soruyorum! Ne yaptınız!" Dedim yüksek bir sesle. Sonra amcama baktıklarını gördüm. Rahatsız oluyorlardı. Amcama arkam dönük bir şekilde seslendim. "Amca." "Efendim." Dedi korkar gibi. "Balkona git." Dedim. "Neden kızım?"İç çektim. "Balkona git amca!" Dedim yüksek bir sesle.
Mavi sana ne oluyor yine! Amcam koşar adımlarla balkona çıktı. "Mavi." Dedi Özgür ve yanıma gelmek için ayağa kalktı. Ona dönmedim, hala Yağmura bakıyordum. "Söylemeyecek misin Yağmur?" Dedim kısık bir sesle. "Mavi-" dedi ve burnunu çekti. Söylemek için kendine çeki düzen verdi.
"Ben senin abini öldürdüm...ve biz onu biyolojik ailesinden sakladık." Dedi. 56 harf 10 kelime. İlk başta durup kelimeleri anlamaya çalıştım. Tek tek analizini yaptım. Nasıl olabileceğini düşündüm. Bunu iyi bir şey için yapabileceklerini de. Hepsi gözlerini bana dikmiş ve yorgun  bir şekilde bakıyordu. "Ben senin abini öldürdüm. Bizde senden sakladık Mavi..." diye tekrarladı Yağmur "Abim. Kötü biri olduğu için mi?" Dedim. Onların bir doğrusu bile olsa onlara sarılmak için. Çünkü onlardan başka kimsem yoktu ve onlar bana ihanet edemezdi. Değil mi? "Hayır-hayır çok iyi birisiydi abin. Ve bir kaza olduğu için öldü. Her şey bir kazaydı." Dedi Özgür. "Nasıl bir kaza?" Dedim Yağmura bakarak. "Mert'in adını bilmezdik biz. Ona Barın dememizi isterdi. Biz de ona Barın derdik." Diye konuşmaya başladı Ulaş. Sehpaya bakıyordu. "Sana anlatmıştım. Özgür ile ilk o eve girdiğimizde aslında Barın da vardı. Ve çok saf çok temiz bir insandı. Daha doğrusu hepimiz öyleydik çünkü çocuktuk." Dedi. Şimdi anlamıştım. Bana eve girdiğinde 4 kişi olduğunu söylemişti. Ona sorduğumda geçiştirmişti. Ulaş bana yalan söylemişti. Konuşmaya devam etti. "Bir gün Barın bizim yanımıza geldi. 2 veya 3 gün sonra hatırlamıyorum. Biyolojik ailesinin test sonuçlarından çıkacağını söyledi. Biz çok sevindik. O bizim kardeşimizdi. Bir kaç gün sonra Barın test sonuçlarını almaya gitmeden önce Yağmur ile çalışma yapacaklardı. Beraber yukarı çıktılar. Sonra bir bağırış sesi geldi. Yağmurun bağırış sesi." İşte şimdi gelmiştik asıl noktaya. Ulaş'ın gözleri bana çevrildi. "Çalışma yaparlarken Barın, Yağmurun fazla üstüne gitmiş. Ve Yağmurda belinde ki silahla Barını sol göğsünden vurmuş." Dedi. Bu yanlışlıkla yapılmış bir şey miydi? Bir kaza mıydı? Yağmur, Ulaş'ın sözlerini kesti. "Özür dilerim." Dedi göz yaşları arasında. Ona bakmaya bile tenezzül etmedim. "Ben yukarı çıktığımda Barın kanlar içinde yerde yatıyordu. Ecem elinden geleni ve belki de fazlasını yaptı ama Barın bize veda etti. Bunu kimseye söyleyemezdik. Yağmurun birini öldürmesi bizim için bir yıkımdı. Kendimiz gömdük Barını. Ve biyolojik ailesine de asla söylememek üzere karar aldık." Diye bitirdi hikayesini. "Biyolojik ailesinde ki beni biliyordunuz yani?" Dedim. Ecem konuştu, "bir kız kardeşi olduğunu biliyorduk ama onun sen olduğunu bilmiyorduk Mavi." Dedi. "Nereden anladınız ben olduğumu?" "Murat Abi bir fotoğraf gösterdi. Barının. Oradan tanıdık." Dedi. "Ne zaman?" Dedim ciddi bir şekilde. "Senden uzaklaşmaya karar verdiğimiz gün. Senin bayıldığın gün test sonuçlarını aldık." Dedi.
Bir anneden saklamışlardı oğlunun cesedini.
Senelerce acı çekmiş bir kız kardeşinden de,
Ve belki de bunu bilselerdi yıkılmayacak bir aileden saklamışlardı.
"Mezarı nerede?" Dedim. Hepsi sustu. Benden bunu beklemiyorlardı. "Beykoz'da ki bir tepede. Denizi çok severdi Barın. Denizi görüyor diye oraya gömmüştük." Dedi Armağan. Uzun bir sessizlik oldu. Sinirle gülümsedim. Bana tek bir tepkimi bekler gibi bakıyorlardı. "Diyorum ki, tamam yanlışlıkla vurmuştur. Olabilir. Bakın buna bile göz yumuyorum. Ama ailesinden bile bile saklamanıza göz yumamıyorum." Dedim ve gözümden bir damla yaş geldi. "Ya bir insan. Yanlışlıkla bir insanı da öldüremez. Bakın bunu düşünürken bile susuyorum." Dedim ve Devam ettim. "Eminim ki annem Mert'in öldüğünü bile bilmek çok isterdi. Annemi geçtim, ben bile bu kadar emeği boşa harcayacağımı bilmek çok isterdim." Odada ki tek ses Yağmurun ağlama sesleriydi. Bana korkmuş gibi bakıyorlardı. "Sizden nefret etmiyorum. Korkmayın. Alıştım zaten." Dedim ve gülümsedim. Gülümserken hüngür hüngür ağlamak nedir bilir misiniz?
"Mavi." Dedi Özgür. Ona dönemedim. Ve ayağa kalkıp yukarı, odama çıktım. Kapımı kapatıp yere çöktüm. Sinirliydim ve kızgındım ama bunu onlardan çıkarmamıştım. Kendi kendime göz yaşlarımın içinde histerik bir kahkaha attım. Bu benim kıyametimin alametiydi. Ayağa kalkıp masamın yanına gittim. Orada duran bir atlı karınca müzik kutusu vardı. Onu alıp yere fırlattım. Atlar bir bir yerde parçalanırken masadaki tüm kalemleri yere attım. Canım yanıyordu ve birinin canını yakmamak için bunu canı yanmayacak şeylerden çıkarmam gerekiyordu. Masamda ki her şey yerlerdeyken odamdan çıktım. Spor odasına girdim. Elime eldivenleri takmadan benden en az 3 kat büyük olan boks torbasına vurmaya başladım.
Her vuruşumda 3 göz yaşım düşüyordu ve her bir göz yaşımda bir hayalim yıkılıyordu.
En son öyle bir vuruyordum ki ellerimin yandığını farkettim. Sahi ya acaba ellerim kaç dakikadır yanıyordu ve ben bunu şimdi farkediyordum? 
Daha hızlı yumruklar atmaya başladım. Yanması geçiyordu. Hep acılar daha çok yanarsa sönmezmiydi?
Ellerim yavaşlamaya başladı ve bir çığlık atıp yere çöktüm. Canım yanıyordu. Bunu bana yapmalarına göz yummak bana acı verse de en doğrusunun bu olduğunu bilmek daha da acı veriyordu.
Kapı açıldı. İçeri koşar adımlar ile Ulaş girdi. Yanıma  çöküp ellerimi tuttu. "Mavi. Bana bak." Dedi korkmuş bir sesle. Ona bakmadım. "Kendine bunu yapma." Dedi ona bakmamamı aldırış etmeden. "Mavi. Yapma güzelim. Bana bakar mısın?" Tuttuğu ellerim yanıyordu. Ellerime baktım. Parmak eklem bölgelerim kanıyordu. "Herkes yapsın ama siz yapmayın Ulaş!" Dedim ve ona baktım. "Sizin yüzünüzden acı çekeceğime ölmeyi tercih ederim ben!" Dedim. "Seni seviyorum Ulaş! Ve bu bana çok koyuyor! Belki sadece bir arkadaşım gibi görsem seni bu kadar canım yanmaz! Ama senden vazgeçemeyeceğim o kadar iyi biliyorum ki!" Dediğim an bana sarıldı. "Özür dilerim. Geçmişim için, yaptıklarım için. Affet beni." Diye fısıldadı kulağıma. "Yapma bunu." Dedim çaresizce. "Cesedini sakladığın adamın kardeşine aşık olabileceğini nereden bilebilirdin ki." Dedim. Onun suçlu olmasından, bir yanlış yapmasından çok korkuyordum ve bunu yapmadığına kendimi inandırmak istiyordum. "Affet beni Mavi." Dedi tekrar.

Ölü Gibi Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin