Ulaş kapıdan çıkalı tam 19 dakika 43 saniye geçmişti. Saniyeleri saymaya başlamıştım. Balkondan çatıya giden ufak bir merdivenim vardı. Artık ona bakmak yerine çatıya çıkmak istediğimi farkettim. Merdivenlerden çıkıp çatıya çıktım. Bir kiremidin üstüne oturdum. Rüzgar yüzüme yavaş yavaş çarpıyordu. "Özür dilerim." Dedim kendi kendime. "Ona zarar veremem." Sonra telefonumu cebimden çıkardım. WhatsApp'a girdim ve Ulaş'a tıkladım.
*Ulaş*
*Biliyorum bana kızgınsın*
*Özür de dilemeyeceğim çünkü sen sana özür dilememi sevmiyorsun*
*Sadece. Üzgünüm*
*Odamdayım balkon çatısında*
İki mavi tik olmuştu. Mesajlarımı görmüştü. Cevap vermedi. Ve whatsapptan çıktı. Gelmeyecekti. Onu bu sefer fazla kızdırmıştım, kırmıştım. "Allahım ben ne yaptım." O bunları hak etmiyordu. Pişmandım. "Anne..." gökyüzünde annemi görüyordum ve onunla konuşmak ona söylemek istediklerimi gökyüzüne fısıldamak o kadar iyi geliyordu ki. "Ben bu gün yine birini kırdım." "Canını çok acıttım." Ellerimle yanaklarıma destek verdim . "Hemde aşık olduğum adamı" "sen duysan inanmazdın ama ben aşık oldum..." bu sefer güldüm. "Özür dilerim anne..." "Ona özür dileyemiyorum, ama senden özür dilerim." Gözlerimi kapatıp dizlerime kafamı yasladım. Ardından yanımda yaklaşan birini hissettim, merdivenden ağırlık sesi geliyordu. Kafamı kaldırdım. Ulaş yanıma geliyordu. Çatıya çıkıp yanımda ki kiremidin üstüne oturdu. Hiç bir şey demedi. Sadece oturdu. "Mavi-" "Ulaş-" Aynı anda birbirimizin isimlerini söylemiştik. Gülümsedi, bende gülümsedim. "İki yabancı gibi olmamızdan nefret ediyorum." Dedi. "Bende." "Az önce sana kızmadım veya kırılmadım. Fazla tepki göstermemin nedeni...." Sustu. Devamını getiremedi. "Son zamanlarda gerçekten yanıma yaklaşan, beni seven kişiler ya kendi isteğiyle yada zorla çekip gidiyor... ve ben seni kendime mahkum edemem Ulaş.." beni duymamış gibi davrandı. "Eğer son zamanlarda böyle şeyler olmasaydı ne olacaktı Mavi." Gökyüzüne bakıyordu. "Korkma." "Senden korkmuyorum." "Benden değil, artık kaybetmekten, acı çekmekten korkma Mavi." Yutkundum. Haklıydı. "Eğer istemiyorsan da zaten ben seni kendime mahkum etmem. Bunu bil." Gayet ciddiydi ama dokunsam patlayacaktı buna da emindim. Ona biraz daha yaklaştım. Kafamı omzuna yasladım. "Bir daha...beni kandırma Mavi..." dedi acı dolu sesiyle. "Seni kandırmadım." Dedim suçluymuş gibi. "Olmayacak şeyler için ümitlendirme beni." Ona baktım. "Olmayacağı ne malum." bu Sefer o da bana baktı. "Zamana ihtiyacın var." Dedi. "Ama annene benim hakkımda aşık olduğum adam diye bahsediyordun." Dedi muzip bir ifadeyle. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Beni dinlemişti. "Zaman Ulaş... zaman." Dedim ve iç çektim. Kafasını başıma yasladı. "Daha iyi misin?" Dedim. "Evet." Ateşi Yoktu. Havanın soğukluğu gibi bir o kadar o da soğuktu. Ama içi sıcacıktı. Her zaman olduğu gibi. Saçlarımı okşadı. "Beni hayal kırıklığına uğratma Mavi..." dedi fısıldayarak. "Oscar Wilde'i bilirmisin?" Olumlu anlamda başımı salladım. Sonra Oscar Wilde'nin o büyüleyici repliğini söyledi;
"Tüm yollar eninde sonunda nereye çıkar Glayds?"
"Nereymiş orası?"
"Hayal kırıklığı..."
Başımı kaldırdım. "Ulaş..." ciddi bir şekilde ve yüzünde oldukça belli olan hayal kırıklığıyla, çatıdan çok az gözüken denize bakıyordu. "Ben senin o yola girmene bile izin vermeyeceğim..." bana döndü. "Öyle olsun." Dedi acı bir tebessümle. Benden aynı şekilde gülümsedim. "Öyle zaten." Sonra ona baktım. Ve kollarımı boynuna doladım. Sanki birbirimize özlem taşıyormuş gibi sıkı sıkı sarıldık. "Anneme yalan söylemem..." dedim anlamlı bir şekilde. Sonra ona sarılarak saçıyla oynamaya başladım. "Zorunluklar insanı zorlar Ulaş..." Manolya kokusunu içime tekrar çektim. Ve ondan ayrıldım. "Doğum günüm akşamı, dans etmiştik ya." "Evet." "Bir daha dans edelim mi?" Bana şaşırır gibi baktı. "Nerede?" "Balkonda." Gülümsedi. "Tamam." Dedi ve merdivenlere yöneldi. "Dikkat et." Dedi merdivenlere çıktığımda. Sonra aşağı indik . "Şarkıyı sen seç." Dedim ve koltuğa oturdum. "Bekle." Dedi ve telefonundan şarkı aramaya başladı. 1 dakika 4 saniye sonra telefonunu sehpaya bıraktı. Ve bana elini uzattı. Bir adam konuşuyordu. Sanırım şarkının yazarıydı;
Çünkü bazen o kızdığımız insanlar, kızamayacak kadar yakınımızda bile olmayabilirler...
Diyordu şarkıcı. Ulaş ile şimdi gerçek bir şarkıda bu sefer dans etmeye başlamıştık. Bana bakıyordu. Ve çok da güzel bakıyordu. Ona sadece tebessüm ile karşılık verebiliyordum.
İlk geceden belliydi, o zaman neredeydin?
Dün daha seni öperken, şimdi bana dur diyemezsin...
Ellerimi Ulaş'ın boynuna doladım bu sefer , şarkı bizi yansıtmaya başlamıştı yavaş yavaş. Onun gözlerine baktım usulca. Beni içine çekiyordu koyu kahvesi. Yine.
Sözlerin,gözlerin,ellerin yalnız benim için...
Düşlerim,gülüşlerim,hayallerim yalnız senin için...
İnsanlar konuşmadan da anlaşabilir. Gözleriyle mesela yada titreyen elleriyle ,güzel tebessümleriyle. Aşk da böyledir, lafa bakmaz söze bakmaz. İnsanın kalbine bakar. Ve kalp ilk defa beyne sormaz. Ne görüyorsa onun için atmaya başlar...
Seni bulamamışken ben kayboluyorum, şimdi gökyüzünde kendimi ellerinle dans ederken buluyorum...
Belki gökyüzünde değildik, veya bir gökyüzüne bakmıyordu gözlerimiz. Ama eminim ki en güzel manzara burasıydı. Sizce manzara öznel midir? Nesnel mi? Eğer öznelse benim manzaram burası. Her zaman burası olacak.
Al beni yanına sevgilim...
Seni bana geri ver sevgilim...
Sevgili olmadan da sever insan. Bir deyime ihtiyacı yoktur sevginin, veya bir tanıma. Tanımsız bilgiler de ,duygular da daha güzel değilmidir zaten.
Şarkı bitmişti ama biz hala dans ediyorduk. Gören deli sanırdı anlayan ise aşk. "Ateşliyken dediklerini hatırlıyor musun?" Dedim gülümseyerek. "Evet, deli cesareti ile söyledim her şeyi sanırım." Dedi. Ve beni belimden daha sıkı sardı. Boynuna doladığım elimi yanağına götürdüm. Yanağını okşadım. Gülümsedi ve gamzesi orataya çıktı. Elimi gamzesine götürdüm. Sanki yüzünün her bir ayrıntısını tanımak dokunmak istiyormuş gibi bakıyordum ona. Sonra gözlerimi gözlerine çevirdim. "Bu çukuru betonla kapatamam..." dedim çaresizce. Elim hala gamzesindeydi. "O çukuru zaten sen kazdın." Yutkundum. Yüzümde acı bir tebessüm vardı yine. Ya bir gün ona benim yüzümden zarar gelirse, bunu yapamazdım. Onu ne kadar yakınımda tutarsam bir o kadar tehlikeliydi. Ama kalbim izin vermiyordu işte. Her hayır dediğimde kalbim bir parçasını köşeye fırlatıyordu. Ve ben kalpsiz olmak istemiyordum. Sonra ona yaklaştım ve kalbimin bir parçasını geri almasını sağladım. Gamzesine ufak bir öpücük kondurdum. "Beni çok zorluyorsun." Dedim. "Zoru seven sen değil miydin?" Güldüm. "Seni seviyorum Ulaş..." "Biliyorum..." yine o muzip gülümsemesi yüzündeydi. "Ve bende seni-" derken aşağıdan sesler geldi. Bardak kırılma sesi ve benzerleri. Aynı anda kapıya yönelip kapıdan çıktık. "Serhat!" Diye bağırdım aşağı inerken. "Armağan!" Aşağı indiğimizde salonda kimse yoktu. "Mavi arkama geç." Dedi Ulaş. Onu dinlemeyip yanında durdum. Sağ eli havada benim önündeydi. "Ecem!" Sonra mutfağa yöneldik ve içerdeki manzara ikimizi de şoka uğrattı. Beşi de zorla birer adamın elinden kurtulmaya çalışıyordu. Adamların yüzü bize yöneldi. Ulaş adama usulca yaklaştı, ve karnına bir yumruk geçirdi. Diğer adamlar da Ulaş'a yönelince korkudan geriye doğru adımlar attım. Mutfak kapısının yanındaki vazoyu elime aldım, Ecem'i tutan adamın arkası dönükken kafasına vazoyu indirdim. Yere düştüğünde Ecem kurtulmuştu. "Patronunuz nerede lan!" Diyordu Serhat. Sonra etrafa baktım, tüm adamlar yerde can çekişiyordu. Bize baktım. Aramızda tek bir kişi yoktu. Yağmur.
"Ulaş. Yağmur nerede?" Ulaş etrafa baktı. Sonra diğerleri. Serhat dövdüğü adamın yakasından tuttu. "Nerede lan Yağmur!" Dedi, yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden. "Bil...bilmiyorum." Dedi adam güçlükle. "Serhat, bırak." Dedi Ulaş. Serhat adamı bırakmadı. "Sana Yağmur nerede dedim! Cevap vermeden buradan kaçmak yok!" Adam güldü. "Serhat. Bırak!" Dedi Ulaş uyarıcı bir tonda. Serhat onu dinlemeyip adama yumruk attı. "BİRDE GÜLÜYOR ŞEREFSİZ!" "SANA YAĞMUR NEREDE DEDİM! EĞER O AĞZIN CEVAP VERMEZSE BİR DAHA SU BİLE İÇEMEZ DUYDUN MU!" Serhat'ın sesi evde hatta mahallede yankılanıyordu. Ulaş Serhat'ın omuzlarından çekti. Adam Serhat'ın elleri arasından kaydı. "Ulaş! Yağmur nerede?!" Dedi Serhat. Sonra Ulaş diğerlerine döndü. Ecem konuştu. "Serhat, bizi buraya getirirlerken Yağmur yoktu, odasındaydı." Dedi. Ani bir refleksle Yağmur ile Ecem'e ayırdığım odaya koştum. Kapıyı açtığımda Yağmur odada yoktu. "Hayır..." dedim fısıldayarak. Sonra yatağa baktım, bir zarf vardı. Zambak desenli zarf . Bu sefer daha çok şaşırmıştım. Öfkeyle zarfa baktım. Ve bir çırpıda açtım.
Merhaba kızım. Bu mektubu sen okuyorsun biliyorum. Ve emin ol senin her anını izliyorum.
Almam gereken bir intikam var ve devamını senden dileniyorum. Seni seviyorum
Sevgili baban
Elimde mektup ile öylece kalakaldım. Yağmur şu an onun elindeydi. Benim yüzümden. Benim hayatıma girdiği için zarar gören biri daha. Peki ya alması gereken intikam neydi? Kimden alacaktı da devamını benden getiriyordu? Annemden mi? Elimde zarf ile aşağı sessiz sessiz indim. Beni gören Serhat tam yukarıya çıkıyordu ama durdu. "Yağmur... Yağmur nerede?" Yutkundum. "Serhat..." gözlerim dolmuştu. Bu zarfı gördüklerinde ne düşüneceklerdi. Benim yüzümden onlara zarar geliyordu. Benden nefret etseler yeriydi. "Mavi Yağmur odasında de ne olur..." sesi o kadar acıydı ki. Yağmurun bir saç teline zarar gelse ,o bu dünyayı yakardı. Sonra ellerime kaydı gözleri, zarfa baktı uzun uzun. "Yağmur yok..." dedim ve yine Yutkundum. Armağan bir adım attı. "Mavi o ne?" Dedi elimi göstererek. Gözümden bir damla yaş düştü. Zarfı onlara uzattım. Serhat alıp okumaya başladı. Kafasını kaldırdı. "Yağmurun bab-" sonra durdu ve bana baktı. "Senin baban..." sonra zarfı Armağan'a uzattı. Ecem onun yanına gelip beraber okumasını sağladı. Ardından hepsi notu okumuştu. "Ben...özür dilerim." Dedim. Ve gözümden bir damla daha yaş aktı. Serhat öylece duruyordu. "Benim yüzümden." Dedim mahçup bir ifadeyle, tam Ulaş dudaklarını araladığında Serhat konuştu. "Evet senin yüzünden!" Dedi sitemle. "Serhat!" Dedi Ulaş yine uyarıcı bir tonda. "Ulaş! Onu korumaktan vazgeç artık! Yağmur senin kardeşin ya! Kaç senelik arkadaşın! Bir Mavi için onu bile göz arda ediyorsun!" Serhat bana döndü. "Bilerek mi girdin hayatımıza! Ajan mısın sen! Hayatımıza zarar vermekten yorulmadın mı?!" Yüzümü sağa çevirdim. Ona bakamıyordum. Ulaş yanımıza geldi. "Serhat! anlıyorum iyi değilsin! Ama kelimelerine dikkat et kardeşim!" Ardından Özgür ve Armağan, Serhat'ın sırtına dokundu. "Kardeşim. Yapma böyle." Dedi Özgür. "Evet." Dedi Armağan. Serhat bir iç çekti. "Peki bu kızın bizim hayatımıza yaptıklarına ne demeli!" Burnundan bir nefes soludu, "Size ilk günden beri diyorum bir kişiye daha ihtiyacımız yok diye!" Serhat gerçekten böyle mi diyordu, ilk günden beri. Fazla bağırdığı için yerimden sıçramıştım. Ulaş iç çekti, sabrı taşıyordu. "Eğer Yağmurun kılına zarar gelirse sana bu dünyayı dar ederdim duydun mu!?" Bana yaklaşmıştı. "DUYDUN MU!" Dedi ve bana vuramayacağı için tam yanımdaki duvara bir yumruk attı. Arkasını dönüp balkona çıktı. Gözlerimi kapatıp yere çöktüm. Ağlamamak için kendimi sıkıyordum. Yanımda bir hareketlilik hissettim, biri yanıma eğiliyordu. Gözlerimi açtım. Karşımda Ulaş duruyordu. "Sıkma kendini." Dedi gayet sakin bir ifadeyle. "Allah benim belamı versin." Dedim ve iki elimle oturduğum yere vurdum. "Allah benim belamı versin de kurtulsun herkes! Bende kurtulayım." Bu sefer gözümde tutamadığım yaşlar tekrar akmaya başladı. Armağan da yanıma eğildi. "Sakın." Dedi ve kolumu sıvazladı. "O sinirlendiği için öyle söyledi. Senin bir suçun yok güzelim." Armağan'a baktım. "Benin suçum var olmak Armağan." Dedim acı içinde. "Umarım en yakın zamanda annemin yanına giderim de herkes rahatlar." Bu sefer yolduğum tırnaklarıma bakıyordum. "Bana bak Mavi." Dedi Ulaş. "Sakın bir daha kendine başkaları yüzünden böyle şeyler söyleme." Ulaşa baktım. "Doğduğum gün bile sevilmemişim ben Ulaş, tertemiz bir bebekken bile kimse sevmemiş beni. Var olmak benim neyime. Kimsem yok ama herkese zarar veriyorum." Bu sefer Özgür geldi yanıma. "Sen kimsesiz değilsin." Dedi ve elini omzuma koydu. "Kimsesizler birbirine sahip çıktı bak." Dedi ve bizi gösterdi. "Bu evdeki herkes kimsesiz di ama birlik olup kimsesizliği unuttular. Ve sen bizdensin." Ona baktım. "Serhatta bana bunu söylemişti. Ama geldiğim ilk günden beri bir kişiye daha ihtiyacınız olmadığını düşünüyormuş, haklıda." Dedim. Özgür sustu. "Siz böyle çok güzelsiniz, 6 kişilik bir resim tablosu. Rengarenk, simsiyah sayfaları kazıya kazıya ulaşılmış bir gök kuşağı gibi. Ve emin olun ben o resmin siyah rengiyim." Dedim "Size zarar veriyorum. Serhat'ın da dediği gibi." Diye devam ettim. "Yağmuru bulduktan sonra beni bir daha görmeyin. Bende sizi görmeyeyim. Bu güzel tabloyu rengarenk yapın ve siyah renge yer kalmasın olur mu?" Dedim acı içinde gözümden bir damla yaş geldi. "İlk günden beri olması gerektiği gibi..." diye devam ettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
