Ufak çaplı krizimden sonra tam 5 saat geçmişti. Saat 14.30'du. Bazen amcam ile konuşurken bir anda gözümün önüne Alara geliyordu. Hiç bir şeye tam olarak emin olamamıştım bu zamana kadar. Ama bunların hepsini onun yaptığına o kadar eminim ki. Hepsini o yaptı. Annemi o öldürdü. Yağızı da tehtid etti. Bunların hepsi açığa çıkana kadar durmayacağım. Sadece koşmaya başlamam için biraz daha zamana ihtiyacım var. Şimdilik yürümem gerek. Koşmanın zamanı geldiğinde, arkamdakileri göremeyeceğim bile. "Mavi?" Serhat'a gözlerimi çevirdiğimde bana elini sallıyordu. "Dalmışım." Dedim elimi başıma koyarak. "Kahve içelim" dedi Ecem ve ayağa kalktı. Yağmur da peşinden gitti. Balkonda oturuyorduk ve dışarıdan sadece öten kuşların sesi duyuluyordu. Ardından bir korna sesi duydum. Sonra bir kez daha. Ve bir kez daha. Armağan dayanamayıp ayağa kalktı. Ve aşağıya baktı. "Ne olmuş?" "3 siyah araba var yan yana, tanıdıklar herhalde" dedi ve yerine oturdu. Ardından kapıdan vurma sesleri gelmeye başladı. Sert bir şekilde kapımıza defalarca vuruyorlardı. Ayağa kalktım. Hemen kapıya koştum. Diğerleri de peşimden geliyordu. Delikten bakmadan kapıyı açtım. Panik olmuştum. Ulaş ufak bir "Of" çekti. Kapıyı açtığımda karşımda siyah takım elbiseli. Genç bir adam vardı. Kapının açılan yerinden tek ben gözüküyordum. Arkamda ki 7 kişiyi de görselerdi kaçarlardı herhalde. "Buyrun?" Dedim sorarcasına. "Mavi Gamzeoğlu sizmisiniz?" "Evet Buyrun." Diye tekrarladım yine. Adam elini cebine götürdü ve bir zarf çıkardı. Bana uzattı. "Bu sizin." Dedi gülümseyerek. Elinden zarfa bakmadan aldım ve kapıyı yüzüne kapattım. Bu sefer gözlerimi zarfa çevirdim. Zambak çiçek desenli zarf yine. Yine o zarf. Elimden kayan zarf ile yere çöktüm. Şok olmuştum. Bu ondandı. Ve yerimi biliyordu. Belki de o arabalardan birinde beni izliyordu. Bunun olmaması gerekliydi. Zaman gelmemesi gerekliydi. Büyümememem gerekliydi. "Ali'nin adamları" dedi amcam durumu açıklar gibi. "Aynı zarf. Yine." Dedim şok olmuş sesimle. "Yerimi biliyor. Yerimizi biliyor. Belki de o arabalardan birinde." Ulaş yanıma eğildi. "Tamam o zaman şöyle yapalım. Bunu sen açma ama biz görelim. Olur mu." Olumlu anlamda başımı salladım. Ulaş sol elini arkasına uzattı ve zarfı Özgür'ün almasını sağladı. Hepsi teker teker içeri gitti. Ulaşta kapıya yaslanıp yanıma oturdu. "Ondan korkmaman gerek." "Ondan korkmuyorum." "O zaman gerçeklerden korkuyorsun Mavi." Dudaklarımı araladım ama sonrasında geri kapattım. Ona yalan söyleyemezdim. Gerçeklerlerden korkuyordum. Gerçekler ile yüzleşmekten korkuyordum. "Mektupları yırtmaman gerekirdi mesela." "Her onlara baktığımda onun yüzünü biraz daha hatırlıyorum. Ve ben hatırlamak istemiyorum Ulaş. Ben unutmak istiyorum." "Seni anlıyorum." "Hissetmediğin bir şeyi anlayamazsın Ulaş." Dedim ve ayağa kalktım. Merdivenlerden çıkıp odama girdim. Yerde olan camları unutup yürümeye başladım. Ayağıma gelen acı hissi ile irkildim. Ayaklarımın altına camlar batmıştı. "Ahh!" Diye bir ses çıktı dudaklarımdan. Sonra kendimi yatağa attım. Camları yavaş yavaş ayağımdan çıkarıyordum. Canımın yanması ile gözlerimi kısıyor ve acımı bastırmaya çalışıyordum. Aniden kapı açıldı, ve içeri Ulaş girdi. "Camlara mı bastın!" "Görmedim! Yanlışlıkla oldu! Ah!" Ayağımdan akan ufak kan damlaları yatağımı yavaş yavaş kırmızıya boyuyordu. Tekrar kırmızı renginden nefret etmiştim. Ulaş camların arasından hızlı adımlar ile yanıma geldi "şuradaki çekmecede sargı bezi falan var" diyerek çekmeceyi işaret ettim. Hemen dolabı açıp birkaç malzeme çıkardı. Son ayağımda kalan büyük bir cam parçası vardı. Yavaş yavaş çıkarmaya çalıştım. Ve ufak bir çığlık çıktı ağzımdan. Çok yanıyordu. Ulaş dayanamayıp ellerimi camdan çekti. "Bırak." Dedi ve sol ayağımı sarmaya başladı. Sadece sağ ayağımda bir parça kalmıştı. "Çok yanıyor!" Dedim acıyla. "Bekle." Dedi ve sol ayağımı yavaşça sarmaya devam etti. "Ulaş! Yavaş yavaş niye yapıyorsun canım yanıyor!" Dedim sitemle. Gözlerime baktı uzun uzun. Tam 45 saniye geçmişti. Mavi sen saniye mi saymaya başladın? "Ne bakıyorsun öyle." Dedim sessizce. Hiç bir şey demedi. Yine kenetlemişti gözlerini gözlerime. Ve o an hiç beklemediğim bir hareket yaptı. Hızlıca camı ayağımdan çekti ve parçayı çıkardı. "Ahh!!" Diye ufak bir çığlık attım. "Şşş." Dedi mırıldanarak. Ardından yarayı temizledi ve sardı. "Bir daha önüne bak." Dedi uyarırcasına. "Ulaş görmedim diyorum. Neden bu kadar kızıyorsun. Ne oldu neden böylesin?" Dedim sitemle. "Ayakların kanıyordu içeri girdiğimde ve eğer ben gelmeseydim şu an hala o cam ayağının içinde olacaktı." "Neden bu kadar kızıyorsun Ulaş. Sana bir soru sordum." "Çünkü." Dedi ve sustu "Çünkü ne?" Dedim tekrar sitemle. "Aşağıdayım. Biraz dinlen." Dedi ve ayağa kalktı. Tam konuşacakken odadan çıktı. "Öyle olsun Ulaş bey." Dedim mırıldanarak. Öyle zaten Mavi ;) .
Tam 3 saat 17 dakika sonra bağırış sesleri ile uyandım. Hemen odamdan çıkıp merdivenlere yöneldim. Ardından bağırış seslerini dinledim. "Bu yazanları Mavi öğrenmeyecek dedim o kadar!" "Ulaş! Bak yanlış anlıyorsun! Bilmeye hakkı var her türlü!" "Zaten herşeyi düşünüyor ve yakında beynini bu kadar kullanmaktan ne olacağı belli değil! Depresyona mı girsin Özgür! Ulaş haklı!" "Ulaş haklı maklı değil Armağan! Bilmeye hakkı var diyorum! Ne kadar saklayacaksınız! Öğrendiğinde bizim yüzümüze bile bakmaz!" "Bakmasın! Gerekiyorsa bakmasın Özgür!" "Ulaşcım sakin." "Ne sakini Ecem ya! Gelmiş anlatalım diyor! Mavi Öğ-Ren-Me-Ye-Cek bu kadar!" Ufak adımlar ile aşağıya indim. Ayağa kalkmış ve tartışan Özgür ile Ulaşa ilk baş baktım. Ulaş'ın elinde bir kağıt vardı. Zarfın kapağı koltuğun üzerindeydi. Yavaş yavaş yanına gittim. "Ulaş o kağıdı bana ver." Geriye doğru gitti. "Hayır." Dedi çaresizce. "Sana o kağıdı bana ver dedim Ulaş!" "Vermeyeceğim Mavi!" Dedi bağırarak. Arkamı döndüm diğerlerine baktım. "Neymiş o ASLA öğrenmemem gereken şey!" Ecem kafasını önüne eğdi. Üstüne gittim. "Ecem! Söylesene!" Sonra Armağan'a döndüm. "Armağan! Sende mi!" Dedim kızgın bir sesle. Arkamı döndüm ve tekrar Ulaşa baktım. "Ulaş. O kağıdı bana ver." "Mavi! Vermeyeceğim!" "Neden?!" "Çünkü canının yanmasını, daha fazla üzülmeni istemiyorum tamam mı!" "Bunu benden saklayarak yapamazsın Ulaş!" "Ben ne istersem onu yaparım Mavi! Ve bunu sana vermeyeceğim!" "Tamam o zaman!" Dedim ve kapıya yöneldim. Montumu giydim ve ayakkabılarımı giymeye başladım. "Nereye gidiyorsun Mavi" "Nereye istersem oraya!" Dedim bağırarak. Ulaş kolumdan tuttu. "Gidemezsin." "Neden!" Ulaş bir iç çekti. "Çünkü! Şurada bir şeyler oluyor ve ben bunu durduramıyorum tamam mı!" Dedi kalbini göstererek. "Olmuyor. Durduramıyorum ve kendime olan sinirimi herkesten çıkarmak istiyorum!" "Bunun benimle ne alakası var?" Dedim sorarcasına. "Çünkü burası sana zarar gelirse deliye dönüyor Anladın mı!" Dedi tekrar kalbini göstererek. Bu ne demekti. Yutkundum. Ve ayakkabımın diğerini giyerek dışarı çıktım. Yolda yürümeye başladım. Derin derin nefes aldım. Bir kaç kere. Boynumdaki düğmenin birini açtım. Nefes almak istiyordum. Sonra kolumda bir el hissetim. Ulaş zannedip sağıma döndüm. Ama Ulaş değildi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
Chick-Lit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
