"Beğenmene sevindim." Utanç dolu gözlerle ona bile bakamazken, balkondan görünen gök yüzüne bakmak ile yetiniyordum. "Çok anlamlı ve değerli bir hediye." Dedim yine ona bakmayarak. "Bu kolyeyi hiç çıkarmayacağım. Taki sen beni terk edene kadar." Dedim idda edercesine bir sesle. "Yani sonsuza kadar seninle." Dedi Gülümseyerek "Öyle olsun." Dedim. Oda unutmadı ve "Öyle zateen" dedi alaylıca. Daha fazla utanırsam kırmızı renginden bir domates olacaktım. Ve bu durumu toparlamaya çalıştım. Ulaş'ın yüzünde yine o sırıtışı vardı. Asla anlayamadığım o sırıtış. "İçeri geçelim." Ayağa kalktım "peki." Dedi ve peşimden geldi. Mutfakta durdum ve oda benimle aniden duraksadı. "Ne oldu?" "Su alıp geliyorum. Sen geç." Koluma elini koydu ve içeri geçti. Kendime bir bardak su doldurdum ve içtim. Ardından bir bardak daha doldurup elime aldım. Ve bende içeri geçtim. Ecem, Serhat ve Armağan , Murat yani namıdeğer Amcam ile koyu bir sohbete dalmışlardı. Taki beni görene kadar. Beni gördüklerinde sustular. Sanki onların modunu düşürmüştüm. Bana acımak zorundalardı sanki... Evdeki Manolya kokusunu,yani annemin kokusunu içime çekip onlara doğru minik adımlar attım. Ve yine amcamın tam karşısına oturdum. Amcan Mavi...Gerçekten gerçek bir amcan var! Konuşmaya başladım "Ben Anneme karşı sözümü tutamadım. Ama sen tutmuşsun." Beni pür dikkat dinliyordu. "Hiç bir zaman dört dörtükte olamadım. Ama tek bir amacım vardı. Onu korumak. Söz verdim seni koruyacağım dedim. Ama o sözümü de tutamadım." Gözümden akan yaşlara engel olamamıştım yine. "Senin suçun değildi evlat" "O adamdan hiç etmediğim kadar nefret ediyorum. Bunu sende biliyorsun. O senin abin ama benim babam değil. Sen amcamsın ama o benim babam değil. Ve bu kadar güçsüz olmamamın sebebi de o adam. Senin abin ama benim hiç bir zaman babam olmayan ve olmayacak insan." "Sen güçsüz değilsin Mavi. Senin yanındayım. Belki bu zaman kadar bir baban olmadı. Ama ben senin ailen olabilirim." Ona acı içinde gülümsedim. Ve hiç vermeyeceğim bir tepki verdim. "Ailemi? Ben sokağa atılmış sahipsiz bir köpek değilim. Biri terk edilmişse edilmiştir. Ve benim ailemin bir parçası beni 1 yaşımı doldurmadan bıraktı. 12 Eylülde. Geriye kalan bir parçası da dün. 12 Eylülde. Yani benim ailem öldü." Bu cümleyi ilk defa kullanmıştım. Sanki anılar kısmından bir alan daha yıkılıp gitmişti hafızamdan. Sahi ya hangi kısım yıkılacaktı. Babamın bisiklet sürmeyi öğrettiği zaman mı? Babam ile uyuduğum bir gece mi? Annem ve babam ile gittiğim bir piknik mi? Yoktu İşte. Ne cevap, ne anı. Benim ailem de yoktu. Ailem ile olan anım da. Amcam bana şok içinde bakıyordu. Ulaş'ın elini kolumda hissettim ve aniden kolumu çektim. Napıyorsun Mavi! Cidden napıyorum ben? Özgür'ün bana bakan gözlerine baktım. Gözleriyle bana şefkat dolu baktı yine. Bu onun en güzel özelliğiydi. Sakinleştiriyordu. "Yanlış anladın beni. Öyle demek istemedim yani. Sana değer veriyorum Mavi. Sen annenin bana bir emanetisin." "Bundan bahsetmemiştin." Bana bir zarf uzattı. "Al ve bak." Zarfı elime aldım ve içindeki kağıdı açtım. Annemin el yazısı.
Eğer bir gün ölürsem Mavi Gamzeoğlu. Murat Tekin'e emanettir. Tüm iradem ile kızımın ona emanet olduğunu dile getiriyorum.
Annem yine yapmıştı yapacağını. "Sen benim gerçekten amcamsın." Dedim ve gözlerimi ona çevirdim. "Evet Mavi." Dedi dolu gözlerle. "Sen onun kanındansın. Sen benimle aynı kandansın." İlk defa aynı kandan olduğum. Aslında gerçek soyadımın aynı olduğu bir insan görmek. Garipti. Gözlerine baktım. Sanki aynaya bakıyorum. Ve bu gerçekten gerçekti. İki dolu göz birbirine yansıyordu. Yanıma geldi ve bana sıkı sıkı sarıldı. Havada kalan ellerimi sarmama neden olan o sözleri söyledi. "Bu zamana kadar gelemedim. Ama şimdi yeniden başlama vakti." Gözyaşım bu sefer onun o sıcak baba kazağına düşmüştü. Benden ayrıldı ve gözlerime tekrar baktı. "Gözlerin hala o ilk açtığın gibi. Parıl parıl. Ve hiç bir şey için geç değil." Dedi ve saçımın bir tutamını kulağımın arkasına attı. "Senin için misafir odalarından birini açalım." "Hayır hayır. Gerek yok. Benim kendi evim var." "Tamam" . "Yarın tekrar gelirim. Sizde keyfinize bakın. Mavi sende üzülme. Annen bir melekti ve şimdi olması gereken yerde. O seni görüyor ve eminim ki ağlamanı istemez. Sakın ha. Bak Serhat oğluma sorarım." Dedi ve gülümsedi. Bende gülümseyerek karşılık verdim. "Tamam tamam." Amcam montunu giydi ve konuşa konuşa kapıdan çıktı. "Gerçekten pilotmuymuş acaba." Dedi Yağmur Serhat'a "Tabi kızım, adamın yalan söyleyecek hali yok ya." "Ben yukarıdayım." Merdivenlerden çıkarken arkamı döndüm. Onlar beni görmedi ama ben onları görüyordum. Aralarında konuşuyorlardı. "Kolyeyi beğendi mi?" Hepsi Ulaş'ın başında toplanmış soru soruyordu. "Beğenmedi dimi,oğlum ben sana demiştim güzel değil kolye diye." "Anlamı vardı Armağan öyle deme" "Ya Ecem sende herşeyi duygusala bağla zaten" "Ya Armağan sussana biraz kardeşim" "Karışma lan ikizime!" Yağmur ve Armağan birbirlerine ikizim diye hitap ediyorlardı. "Ya Ulaş bişey desene çatlıycaz olm" Ecem'in son tepkisi ile Ulaş yüksek sesli bir iç çekti. "Of! Ne abarttınız!" "Ya sana beğendi mi beğenmedi mi diyoruz. Bence yeterince kolay bir soru!" "Bunu duyunca ne kazanacaksınız veya kaybedeceksiniz." "Ulaş! Uzatma!" Ulaş güldü. "Beğendi. Hemde çok. Yani bence beğendi." "Ne dedi yani hiç tepki vermedi mi? Sen ne yaptın?" "Yağmur! Çok soru soruyorsunuz!" Bir kaç çocuk izliyormuşum gibiydi. Gülüşüp tatlı bir şekilde kavga ediyorlardı. "Ulaş! Öptüm de olm bari! Öptün dimi biz bu sırıtışı biliyoruz." İstemsizce gülümsemeye başladım. Ulaş'da gülüyordu. Tam dudaklarını araladığında aşağı indim. "Benim dedikodumu yapıyorsunuz yani." Dedim tebessümle. Hepsinin kafası bana çevrildi. Ulaş bana baktığı an kızardı ve dudaklarını ısırdı. Sanki bunları duymamam gerekiyormuş gibi. "Mavi-" "Yani öyle düşündüğün gibi değil-" "Mavi-" hepsi kesik kesik konuşarak toparlamaya çalışıyordu. Ulaş dışında. Çok komik gözüküyorlardı. "Tamam sakin olun." Dedim gülerek. Ardından Özgür hallerine gülmeye başladı. "Bence susun konuştukça daha çok batıyorsunuz." Dedi gülerek. Ulaş mutfağa gitti. Su doldurma sesi geliyordu. O utanmışmıydı? Armağan yanıma geldi ve fısıldadı. "Öptümü seni." Dedi fısıldayarak. Koluna vurdum. "Ya saçmalamayın." Dedim fısıldayarak. Serhat gülerek tekrar konuşmaya başladı. "Ulaş utandı mı bana mı öyle geldi?" Dedi gülerek. Ulaş şu ana kadar suyu içmesi lazımdı. Ani bir kararla. Mutfağa gittim. Orada yoktu. Balkona çıktım. Salıncakta oturuyordu. "Merhaba" dedim kısık bir sesle. Hemen kafasını bana çevirdi. "Ne oldu?" Dedi yüzüme bakmayarak. "Hiç." Dedim yine sessizce. Ve gidip salıncağa yanına oturdum. "Senden bir şey istemeye geldim." Dedim sessizce. "İste" dedi ve bu sefer yüzüme baktı. "Odamdaki...mektupları. Görmek istemiyorum... ve onları tek bilen de sensin. Onları toplayıp çöpe atarmısın?" Bir süre gözüme baktı. "Ulaş? Ne bakıyorsun öyle?" Gözlerini bir kez daha kırptı. "Manzara değilim. Bir insanım." Dedim gülerek. "Hadi çıkalım." "Ne? Nereye?" Bu sefer ben soran gözlerle bakıyordum. Ve o gülüyordu. "Yukarı?" "He- evet doğru. Tamam" dedim ve ayağa kalktım. Salonda Yağmurları gördük ve aldırış etmeden yukarı çıkmaya başladık. Arkamı döndüğümde Ulaş onlara bıçak işareti yapıyordu. Gülüp kafamı geri çevirdim. "Hiç iyi rol yapamıyorsun Ulaş" dedim ona bakmayarak. "İzleyiciye bağlıdır belkide yetenek seviyem?" Dedi oda mırıldanarak. Odamın önüne geldik. "Bekle burada ben toplayıp çıkıcam." Dedi. Olumlu anlamda başımı salladım. 4 dakika 32 saniye sonra Ulaş elinde siyah bir poşet ile çıktı. "Kapıya koysam olurmu?" Yine olumlu anlamda başımı salladım. Merdivenlerden inmeye başladığı an bende odama girdim. Üstümü değiştirip kulaklığımı taktım. Oynatma listeme girip bir şarkı açtım.
Mabel Matiz-Aşk yok olmaktır
Şarkı huzurlu huzurlu ilerliyordu.
"Korkular, Arzular. Nasıl başım dar bilsen şaşarsın"
"Ya her yerim kör düğüm, dolaşık ipin ucunu bul çözeyim"
"Her ayrıntın sayıklıyor, sükunetin deliliğinden"
"Aşk yok olmak diyor biri, yar ben yokum,yok zaten..."
Aşk ne demekti. Yok olmak mı? Yoksa yeniden başlamak mı? Yada yok olunca mı yeniden başlardı insan? Ben hiç aşık olmamıştım. Olamam da zaten. Güvendiğim her dağa kar yağdı. Ve aşk güvendi. William Sheaksper'ın kitaplarından öğrendim ben aşkı. Yaşamadım, hissetmedim. Bir Romeom olmadı hiç mesela. Veya yaşama sebebim. Belki olurdu ama. Neden olmasındı. Düşüncelerimi delen bir ses duydum. Kapım çalmıştı. "Gir" dedim ufak yüksek bir sesle. Kapı yavaş yavaş açıldığında karşımda Ulaş belirdi. "Gelebilir miyim?" "Gel." "Ne dinliyorsun?" Kulaklıklarımı çıkardım. "Hiç." Dedim ve şarkıyı kapattım. "Ne yani hiç bir şey dinlemiyor muydun?" Güldüm. "Dinliyordum." "Bende sana ne dinlediğini sordum?" Ona aldırış etmeden ayağa kalktım. Ve küçük kütüphanemin kapısına yöneldim. Şifre girilince açılan ufak dolaba benzeyen bir yerdi. Benim namıdeğer kasam. Şifreyi girdim. Ve toplamda 489 tane kitap olan dolabım açıldı. Ulaş şok içinde dolaba bakıyordu. "Şunu okudunmu" dedim ve üst rafa yöneldim. Ulaş yanıma geldi ve üst raftan uzandığım kitabı bana verdi. "Bu ne demek. Kısamıyım yani ben." Şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. "Öyle bir şey demedim?" Dedi. Kitabı elinden aldım. Kitap Sonunda ikiside ölür'dü "Okudum." "En sevdiğin alıntı ne?" "Senin ne?" "Hmm" dedim ve bir sayfa açtım. "Bu" dedim ve altı çizilmiş olan sözü gösterdim. Ulaş dışından okudu;
"Son mesajım kendi insanlarınızı bulun ve her gün koca bir ömürmüş gibi yaşayın."
"Buldun mu kendi insanını." Dedi ve gözlerimin en derinine baktı yine "Bilmiyorum" dedim düşünür gibi. Dolabı kapatıp yine yatağıma oturdum. "Çok kitabın var." "Okumayı severim. Küçüklüğümden beri." Gelip yanıma oturdu. "O zaman ilk okuduğun kitabı hatırlıyorsundur" dedi sorarcasına. İlk kitabımı Yağız almıştı. "Küçük prens." Dedim acıyla gülümseyerek. Ulaş mırıldandı. "Bazılarının yüreğe iyi gelen bir yanı vardı. Armağan gibiydiler." Dedi. "Armağan'ın adını ilk duyduğumda aklıma bu söz gelmişti. Onun tek adı değil, kendisi de bize Armağan." Dedim . "Onunla tanıştığımda daha 5 yaşımdaydım. Dişleri yoktu ama düşleri çoktu." Dedi gülerek. Bende güldüm. Yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu. Geriye doğru gidip yatağımın başlığına yaslandım. Ulaş bana eski anılarını anlatıyordu. Bende tebessüm ile onu dinliyordum. Yavaş yavaş sesi de kesildi. Tek kesilmeyen şey kokusuydu. Sabaha kadar aldığım her nefes manolya kokuyordu. Yüzüme gelen güneş sonrası uyandığımda, gözlerimi yavaş yavaş açtım. Soluma döndüğümde yastığıma sarıldığımı zannediyordum. Ama gördüğüm tek şey Ulaş'ın kapalı gözleriydi. Benim üstümde örtü vardı ama onda yoktu. Nefes alıp veriş sesleri odayı dolduruyordu. Sağıma dönüp telefonumu aldım. Saat 08.54'tü uzun zaman sonra ilk defa bu kadar uyumuştum. Ulaş'ın kolları arasından zorla kurtulduktan sonra onu dürttüm. "Ulaş." "Uyuya kalmışsın" gözleri yavaş yavaş açılırken mırıldanmaya başladı. "Ya Serhat kes ya!" Gülmeye başladım. "Benim ben." Kolu ile gözlerini kapattığında kolunu tutup çektim. "Mavi ben." Dedim tekrar gülerek ama sitemle. Gözlerini bu sefer tamamen açtı. "Uyuya mı kalmışım" dedi kısık bir sesle. Olumlu anlamda başımı salladım. Ve yataktan kalkıp lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadım. Çıktığımda aşağıda bağırış sesleri duydum. Ve hemen kapıyı açtım. "Alara burada diyorsun Yağmur! Kafayı mı yedin sen!" Yağmurun ağlama sesleri geliyordu. Hemen aşağı indim. "Ne oluyor?" Dedim korkar bir sesle. Hepsi sustu. Yağmurun yanına gittim. "Yağmur ne oldu! Söylesenize!" Yağmur titreyen sesi ile konuşmaya başladı "Alara... Alara'nın adamları...ben...ben ekmek almaya gitmiştim...siz uyurken..." Serhat Yağmur'a bağırmaya başladı. "Yalnız başına neden dışarı çıkıyorsun! Delirdin mi sen Yağmur!" Serhat ayağa kalkmıştı. Onu omuzlarından nazikçe iterek Yağmurdan uzaklaştırdım. "Sonra...bir adam beni kolumdan tuttu...Alara'nın adamlarından biriydi o depodakilerden. Bende bağırdım. Birkaç adam geldi mahalleden...bende...bende hızlıca kaçtım eve geldim." Dedi titreyen sesiyle. "Özür dilerim...uyuyordunuz. Rahatsız etmek istemedim." Dedi yine mahçup bir ifadeyle. Serhat derin bir iç çekti. "Olan olmuş tamam. Serhat sende sakinleş, nereden bilebilirdi kız" "Bilecekti Ecem, biz 2 kişi zor dışarı çıkıyoruz hanımefendi ekmek almaya sabahın köründe yalnız başına gidiyor!" "Serhat bir balkona çık nefes al kendine gelip öyle içeri gir." Dedim uyarıcı bir tonda. "Hadi." Deyip itekledim aynı zamanda. Yağmur ağlıyordu. Korkmuştu. "Şşş tamam geçti. O sana zarar gelmesinden korktu güzelim o yüzden. Hem Serhat hiç seni kırar mı?" Diyordu Ecem Yağmurun sırtını sıvazlayarak. "Özür dilerim." Dedi Yağmur bana bakarak. "Özür dilemene gerek yok" dedim ve gülümsedim. Ulaş gözleri dalmış bir şekilde konuşmaya başladı. "Bir daha olmasın Yağmur." Dedi uyarıcı bir tonda. "Tamam" dedi ve burnunu çekti Yağmur. "Hadi ikiz. Kahvaltı hazırlayarak bunu telafi edebilirsin bence." Dedi gülümseyerek Armağan. Yağmur ve Ecem gülerek mutfağa gittiler. "Ekmeği de alamamış" dedi Armağan. "Ben biraz hava almak istiyorum gel beraber gidelim" dedim Armağan'a. "Olur Maviş." Dedi ve kapıya yöneldi. "Hadi" dedi. Bende onunla beraber dışarı çıkıp yürümeye başladım. "Ulaş ile mi uyudunuz dün." Dedi DAN diye. Armağan İşte ne bekliyorsun ki Mavi. "Yani...evet. Ama uyuya kalmışız yani...konuşurken." Dedim panik yapmış gibi. Armağan gülüyordu. "Tamam tamam şaka yaptım." Derin bir nefes aldım ve yavaşça geri verdim. Havanın hepsini solumak, içime çekmek istiyordum. Annem dün toprağın altına girmişti. O şu bastığım yerlere karışıyordu her geçen dakika. "Keşke havanın hepsini içime çekebilsem" dedim incecik sesim ile. "Her şeyi, her acıyı hafife alırım. Ama seni anlamak bile bana acı veriyor Mavi. Her zaman buradayım. Unutma olurmu?" Dedi şefkat dolu sesi ile. "Bende." Dedim . "Senin ailen nerede?" Diye sordum ona. "Annem ben küçükken intihar etti. Babam da uyuşturucu kullanıyordu. Beni defalarca öldürmeye çalıştı. Ama onlar bana sahip çıktı. Biz birbirimize sahip çıktık. Ve artık bir kişiye daha sahip çıkacağız, bir kişide her birimize." Armağan yine uzun zaman sonra ciddileşmişti. Şefkatli ama ciddi. Onun en sevdiğim tavırlarındandı. "Hep gülmek. Eğelendirmek. Grubun neşesi olmak. Zor değilmi?" Dedim yine kısık sesimle. "Ben buyum. Mutlu olmak zorundayım. Eğer ben böyle olmazsam. Biz sadece duygusuz travmatik insanlara dönerdik." "Acıya gülümsemeyi bilmek gerek Mavi. Yarayı sarmayı bilmek gerek." "Belki unutmamak ama hatırlamamakta gerek bazı şeyleri." Markete girmiş ve ekmek ile yumurta alıp çıkmıştık bile. Konuşmaya dalmış ve kapıya yaklaşmıştık. Tam kapıya yaklaştığımızda gördüğüm her şeyin dönmeye ve sallanmaya başladığını fark ettim. Elimi başıma götürdüğümde kulaklarım çınlamaya başladı. Sanki tavanlar başıma yıkılmış gibi hissediyordum. Ayakta duramayacağımı anladığımda yere dizlerimin üstüne çöktüm. Armağan'ın bağırış sesleri ile Ulaş'ı hatırlıyorum, Yağmuru, Ecem'i,Serhat'ı,Özgür'ü. Hepsi gelmişti. Taki benim gözlerim kapanana kadar.
Ufak bir bağırma ile uyandığımda kulaklarımın hala çınladığını fark ettim. Yatağıma yatırılmıştım. Odada kimse yoktu. Ve çınlayan kulaklarım gözlerimi kırpmama bile engel oluyordu. Bağırdığımı zannederek kısık sesle konuşmaya başladım. "Armağan. Ulaş. Ecem..." "kulağım." "Kulağım çınlıyor." Kimse yoktu. Kimse de gelmemişti. Ardından kapı açıldı. Yavaş yavaş. Hemde fazlasıyla Yavaş. Ve onunla göz göze geldim. Alara. "Merhaba" dedi gülümseyerek. "Git buradan." "Dediklerimi hatırlıyormusun." "Sana git dedim! Ulaş! Ecem!" "Onlar seni duyamaz." "Sana en son elinden her şeyi alacağımı söylemiştim. Hatırlıyormusun?" "Sana git dedim! Duymak istemiyorum!" "Yağız. Gitti. Annen oda gitti. E geriye kim kaldı. Onlar. Değilmi Mavi." "SANA SUS DEDİM!" "Sadece onlar kaldı. Ve onlar da gitti." "ONLAR BENİ BIRAKMAYACAK" "Bıraktı bile Mavi." "Hepsini teker teker elinden alıyorum ve avucumun içinde saklıyorum." "KES SESİNİ" "hepsi gidecek Mavi. Göreceksin. Hepsini elinden alıcam. Yağızı aldığım gibi. Anneni aldığım gibi. Hepsini." "Hepsini" sesi yankılanıyordu. Kulağımın çınlaması ile birleşen bu yankılanan ses kulaklarımı kesmek isteği uyandırıyordu.
"Mavi!" Bu sefer gerçekten uyanmıştım. Terli bir şekilde nefes nefese yatağımda şok içinde Ulaşa,Özgür'e,Ecem'e,Yağmur'a,Serhat'a,Armağan'a ve kapının yanında duran amcama baktım. Hepsi endişeli gözlerle bana bakıyordu. "Hepinizi alacak." "Mavi. Sadece kabustu." "Hepsini o yaptı." "Buradayız. Mavi bana bakar mısın?" Ulaşa gözlerimi çevirdim. "Annem beyin kanaması geçirmedi Ulaş." "Sadece bir kabustu Mavi." "Değildi!" Ulaş ona bağırmam sebebiyle irkildi. Havada kalmış titreyen ellerim ile ve yine titreyen sesim ile bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. "Hepsini o yaptı. Yağızı da o tehtid etti. Zaten o gitmek istemiyordu. Zorla yaptı. Gözlerinden belliydi. Annemi de o öldürdü. Beyin kanaması geçirmedi annem. Benim annem beyin kanaması geçirmedi." Hızlı hızlı konuşurken Ulaş ellerimi tuttu. "Bana bak." "Mavi sana bana bak dedim!" Hızla başımı ona çevirdim. "Ulaş...rüya değildi." "Güzelim. Hepsi bir kabustu bana güvenmek zorundasın." Gözümden bir damla yaş geldi. "Bana inanmıyorsun..." "Hayır, hayır sana inanıyorum. Ama o gördüğün hiç bir şey gerçek değildi." "İşaretti hepsi bir işaretti Ulaş! Bana inanmak zorundasınız!" Ulaş gözlerini yumdu. Ve geri açtı. Bir bardak su doldurup bana verdi. "İstemiyorum." "İç Mavi." Suyu elinden alıp içtim. Bardağı elimde tutuyordum. "Gerçekti. Alara bana sizi de alacağını söyledi. Onları aldığını ve sizi de alacağını söyledi. O yaptı. Herşeyi o yaptı." "Mavi, dinlenmen lazım." "Zaten ben dinlenirken her şey elimden kayıp gitti!" Dedim yüksek çıkan bir ses ile. Gözümden yaşlar geliyordu. Ve bardağı sıkıyordum. "Mavi-" "Ulaş, benim annem öldü! Ben dinlenirken benim annem öldü! O benim annemi öldürdü! Yağızı tehdit etti o! Hepsini o yaptı!" "Mantıklı düşünemiyorsun. Mavi." Bardağı daha fazla sıkıyordum. "Ben gayet mantıklı düşünüyorum!" "Armağan! Bir şey desene! Özgür!? Ecem!? Serhat?! Bir şey desenize!" "Bardak kırılacak. Elin kesilecek onu bana verirmisin?" "Bana inanmadın Ulaş! Ben gayet mantıklı düşünüyorum!" "Tamam Mavi, o bardağı bana ver!" Ayağa kalktım. "Gerçekleri öğrenince hepiniz göreceksiniz!" "Mavi. Kızım o bardağı verirmisin?" "Amca. Sende mi? Sende mi bana inanmıyorsun?" "kabustu Mavi!" Amcam da aynı tepkiyi vermişti. Bardağı alıp fırlattım. Yerde param parça oldu. Ufak bir çığlık atıp tüm sinirimi bardaktan çıkardım. Banyoya doğru fırlattığım içinde kimseye zarar gelmemişti. Ulaş hızlıca yanıma gelip bana sarıldı. Ağlayarak bende ona sarıldım. "Geçti." Diye fısıldadı kulağıma ve aynı zamanda saçlarımı okşadı. "Buradayım, buradayız." Ona daha sıkı sarıldım. "Gitme, hiç gitme" dedim kısık sesimle.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Gibi
ChickLit-Ölü Gibi hissediyorum Serhat. +Ölüler hissedemez. -Ölü değil, ölü gibi arasındaki farkı anlaman gerek. +Biz hep ölü gibiydik o zaman. -Aynen öyle. ------------------------------ Bir genç kızın, 6 kişilik bir katil grubunu yakalaması ve ardında...
