Güneş

3.4K 75 7
                                        


Mahmut Tuncer - Jandarma

"Mahalle maçı senin neyine jenderme oğlan ya?" diye ağzımda tuttuğum kaşığa rağmen konuşmaya çalışırken boğazıma kaçan parçayla boğazımı yırtarcasına öksürmeye başladım.

"Baba bana beceriksiz diyo, kız şuna ya." diye sızlanmaya başlayan Efe'yle babam ikimize sırayla içimize şeytan kaçmış gibi korkuyla baktı saniyelik olarak. Daha sonra elini kafama yaklaştırınca kafamı altına sokup başımı okşamasına izin verdim.

"Şu tatlılığa nasıl kızılsın be jenderme oğlan." diyen babamla kaşığı ağzımdan anca çıkardığım lokmayı Efe'ye doğru püskürtmüştüm. Efe, yüzüne gelen parçaları iğrenerek silkelerken masanın altından ayağımın üzerine sertçe bastırdı ayağıyla. Kaçacak yerim olmadığı için acıdan anırırken annem, Efe'nin ve benim kulağımdan tutup ikimizi de ayağa doğru kaldırdı. Babam bize kıyamıyor olabilirdi ama annem ikimize de güzelce kıyıyordu babamın yerine.

"Gı Melek gı Melek, bir türlü öğrenemediniz sofraya saygısızlık etmemeyi." diyerek daha da çekiştirdiğinde hiç uzayamadığım kadar uzamış bir halde annemin koluna yapışmıştım. Efe de benden hallice görünüyordu.

"Anne valla yapmayacağız bir daha. Bırak kulağımı, koptu koptu."

"Elinde kaldı anne." diye Efe de bana destek verdiğinde babam gülerek ayağa kalktı ve annemin yanına gidip yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

"Hadi güzelim bırak çocukların kulaklarını, Melek boy attı iki saniyede." dedikten sonra annemin ellerinin üzerine uzanıp kulaklarımızı annemin elleri arasından kurtardı. Annem, babamın cilvesinden etkilendiğini gizlerken bize yan bir bakış atıp "Babanıza dua edin, hemen kahvaltınızı yapıp defolun." dedi. Sızlayan kulağımı ovalarken uysalca kafamı salladım ve nasıl yanıma geldiğini anlayamadığım Efe'nin yanına oturup usulca yemeğimi yemeye devam ettim. İntikam olsun diye gizlice ayağına bastığımda tekrardan yerimizde tepinmeye başladığımız için annemin "Bak yine." demesinden sonra tepinmeyi tamamıyla kestik.

Kapı çaldığında daha ikinci lokmamı ağzıma yeni almıştım. Niye her seferinde bizim evde toplanıyorduk bilmiyordum ama böyle geleneksel bir kural vardı; bir yere gideceksek herkes bizim evde toplanırdı, zaten yakın yerlerde oturuyorduk o yüzdendi sanırım. Babam, çayından bir yudum alıp ters ters bize baktı ve "Yine mi sizinkiler?" diye sorduğunda şirin şirin gülümseye çalıştım. "Bizim eve uğrayan birisi mi var Mustafa?" diyen annem iç çekip kızgın kızgın bana baktı.

"Kötü mü olurdu yani damadımız kapımızın önüne gelseydi ama nerdeeee, bizim kız anca arkadaşlarını çağırsın buraya." diye yakınmaya başladığında ağzım açık kaldığından lokmam ağzımdan düşüyordu ki babam eliyle çenemi kapatmama yardımcı oldu.

"Prenses kız bu daha, benim gözümde bebek daha bebek." diyen babama dudaklarımı bükerek sıkıca sarıldım.

"He Mustafa he! 23 yıldır doğamıyor, büyük bebek." dediğinden anneme gözlerimi devirip babamın üzerinden kalktım. Kapı tekrardan çaldığında hala daha kimsenin kapıyı açmaya gitmediğini fark etmiştim.

"Gidip açsana abi kapıyı." dediğimde Efe omuz silkip "Sen aç kızım, yorgunum ben." dediğinde saçına doğru uzanıp sertçe çektim.

"Sen açacaksın kapıyı Efe, senin maçın."

"Maçta ben oynayacağım işte, yorulmamam lazım şimdiden." diyerek o da benim saçımı çekti. Annemden uyarı gelmeyince etrafıma bakma ihtiyacı hissetmiştim, babam çayından bir yudum alıp gazete okurken mutfak kapısından tanıdık yüzler girmeye başlamıştı. Biz de Efe'yle kahvaltı masasının ortasında saç baş kavga ediyorduk. Mutfağa sırasıyla Hüseyin, Eymen, Emre, Damla, Emirhan ve Hilal girmişti. Emirhan, şaşkın gözlerle bana bakarken boşta olan elimle hepsine el salladım; diğer elim hala Efe'nin saçındaydı.

Mahallem BuluttanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin