Semiramis Pekkan - Bana Yalan Söylediler
Emirhan'dan
Gündüz... Gece... Yeniden gündüz. Ay mı var güneş mi, hava aydınlık mı karanlık mı? Suratımı ne zamandan beri yıkamadım, saçlarım düzgün mü? Yüzüm ıslak mı, kuru mu? Sivilcelerim çoğaldı mı yoksa az mı yine? Nefes alıyor muyum veyahut öldüm mü? Hayır, hayır... Ben yaşamak istiyor muyum ki? Yatağımın üstündeyim galiba, en son kendimi zeminin üstünde hatırlıyorum. Gözlerimi de yarı açabiliyorum, senelerce komadaymışcasına uyuduktan sonra uyanınca yeni dünyaya alışmak zor olmuş gibi. Neyim ki ben, insansal özelliklerimi devam ettirebiliyor muyum acaba hala? Yoksa kollarımı bile kaldıracak derman yok mu içimde? Sanki ölmek istiyorum gibi, nefes almak bile zor gelmeye başlamış bedenime. Uğraşmak istemiyor gibiyim yaşamak için. Belki de ölmüşümdür, gerçi cennet ya da cehennem benim odamdan biraz daha değişik olmalı. Toprağın altında mıyım? Belki de. Daha fazla ölü gibi duruşuma dayanamayıp öldürmek uğruna gömülmüşümdür belki de. Sahi ya, birisi beni o toprağın yedi kat altına gömdü geçenlerde. Nefes alacak alanım bile yok şimdi bu toprakla aramdaki beş santimlik mesafede. Birisi...Ne zamandan beri karar verilmişti birisi olmasına. Ben mi karar vermiştim? Sanmıyorum ya da belki. Ölümümde bile kalbimi hızlandırmayı nasıl becerebiliyor, şayet beceriyorsa neden birisi haline geldi? Bugün ayın kaçı, günlerden ne? Hatta ben Emirhan mıyım? Muhtemelen olmak istemezdim. Ne olurdu ki Enes'in yerine geçebilseydim, çayır çimende koşarken düşeceğim korkusuyla yolun ortasında koşmayı bırakır sonra diğerleri durmuyor diye de sinirlenirdim. Bu değil miydi Enes abinin yaptığı da? Gerçi hala niye sinirleniyorum ki birilerine? Başından beri bu Emirhan'ı doğurması için Melek'i ben beslememiş miydim? Bir suçlu aranacaksa kendimin cellatı olmaya kadar giderdi bu iş. Derin nedenlerimin arasına kalıplar bindirip kurulamamış cümlelerim arasından atlamam gerekirdi. Neydi bu bulutlu gökyüzü uzun zamandır, güneş bana bir daha doğmayacak mıydı? Sahi tekrardan, beni yatağa kim taşımıştı? Kuru düzensizliğimin içine gizlediğim yaşamama hevesimi bulmak uğruna mı biri, beni yattığım o soğuk zeminden sıcacık yatağıma çıkarmıştı? Ay mı vardı güneş mi? Nefes alıyor muydum? Ben yaşıyor muydum sahiden tam şu anda? Buna yaşamak dense, böyle yaşamanın manası ne olurdu ki? Buna hüzün veyahut yorgunluk denirse de, asıl üzüntü ve yorgunluğu nasıl yaşıyordum? Birisi, beni bu denli değiştirmişti sonunda. En son ne hatırlıyordum, yavaşlamış nefeslerimden sonra, o birisinin gidişini öğrenmek belki. Kolum kıpırdıyor muydu acaba, saat kaçtı ayrıca? Gece mi gündüz mü, ay mı güneş mi? Mevsimlerden ne bu ayın bu zamanlarında? Hangi ay gerçi, unuttum. Hatırladığım tek şey, onun gidişi mi sahiden? Ama buna hazırlıklı değil miydim? Bir kendimi kandırmadığım kalmıştı. İçimdi bir eksilik var ve hayır; nefeslerim, kalp atışım veyahut yaşama isteğimden ziyade daha derinde. Güven... Eksiklik de değil sanki; kırıklık ve güceniklik. Telafisi mümkün olmayacakmış gibi. Ölmek daha kolay hissettiriyor işte tam şu noktada. Bir şeylerin tamir edilemeyeceği hissi, tam olarak. Her şeyi yok eden bu mu? Belki, belki de değil. Ne yapacağım ki? Bir anda şu ölü haldeki bedenimi burada bırakıp Melek'in peşinden gitsem ve hesap sorsam içimdeki bu his yok olacak mı? Beni tüketen şey bilinmezlik mi yoksa birisinin benden kopuşu mu? Melek, suratıma doğru ben seni hiç sevmedim diye bağırsa ben, eski ben olur muydum tekrardan? Ya da istiyor muydum tekrar eski ben olmayı? Şu anki Emirhan, karanlık tavanı göz kırpışları eşliğinde izlerken Melek'in tenini kendininkinde hissetmişti. Gönlünü, onun gönlünün yakınında görmüştü. Şu anki Emirhan, Melek'in çok kısa da olsa kendisine aşık gibi bakışını görmüştü. Eski Emirhan, bunlara asla sahip olamazdı. Ama eskiden en azından hep yanında yakının bulunabiliyordu Melek'in, gerçek gülüşlerini duyabiliyordu. Melek'in mutlu hallerine tanık olabiliyordu şimdiki Emirhan'ın aksine. Sahi hangisiydi önemli olan? Kendi bencilliğim mi yoksa Melek'in bencilliği mi daha yıkıcıydı?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
CintaAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
