Mor ve Ötesi - Deli
"Bu yerde sürünen hangi salak?" diyen Emirhan'la ekrana yaklaşıp kim olduğunu ayırt etmeye çalışırken Merve de "Ben lavaboya gideceğim uzun süre gelmem." diyerek oturduğu yerden kalktı.
"Deliğe düşme." diye uyarıda bulunduktan sonra Emirhan'a bakmadan "Abimmiş." dediğimde Emirhan'ın yanımda gerildiğini hissetmiştim.
"Efe'ye salak demek istemezdim ama kendini doğu görevinde sanıyor sanırım." dediğinde ekrana bakmayı bırakıp tekrardan Emirhan'ın yanına gittim ve yanağındaki boyayı temizlemeye devam ettim.
"Doğru söze bir şey denmez, boş versene." dediğimde yüzünü kenara döndürüp son kalan boya parçasını da temizledim yüzünden. Yan profili çok güzeldi; küçük bir burnu, şekilli kalın dudakları vardı. Alnı küçüktü, o küçük alnını da kaşlarına kadar gelen perçemleri kapatıyordu, içine son dönemde ışık düşmüş gibi gözüken kahverengi gözleri vardı, odunu eritip de Emirhan'ın gözlerine akıtmışlardı sanki. Kirpikleri upuzundu, sağ yanağında gözünün bitimiyle yanak hizasında küçük bir beni vardı. Sakallarını yeni kestiği için pürüzsüz teni akan suya parmağımı değdirmişim hissi veriyordu.
Ona çok fazla ve derin baktığımı fark edip yanağını adeta ittirir vaziyette bıraktım, sertçe yutkundum. Ne oluyordu cidden bu sıra bana, deli hastanesine gitmek üzere psikolojimi hazırlıyordum sanki.
"Suyla yıkasaydık daha iyi olurdu ama sildim hepsini." dedikten sonra peçeteyi çöpe doğru fırlattım. İlk başta girmeyecek zannetsem de yere düşmeden sorunsuz bir şekilde çöpe girmişti. Silmeyi zaten çok önceden bitirdim iki saattir seni izliyordum dememiştim de sildim hepsini demiştim. Büyük bir üçkağıtçı olma yolunda ilerliyordum.
Sonunda yanına oturduğumda uzun zamandır aklımda olan soruyu sormak için de boşluk bulmuş gibi hissetmiştim. Televizyonda Enes'i gözümle yakaladıktan sonra Emirhan'a "Bana kızgın mısın?" diye sordum.
Emirhan'ın bakışlarını hala ekrana bakarken yandan görebiliyordum ve bana doğru dönmüşlerdi.
"Bana mı soruyorsun?"
"Evet." cevabını aldığında kaşlarını çatıp "Sana neden kızgın olayım Melek?" diye sorunca birisini daha vuran Enes'i takip etmeyi bıraktım, vurulan Nergis'e baktım.
"Sanki kızgın gibisin." dediğimde kafasını iki yana salladı ve "Değilim." dedi. Beni dinliyor ve hemen cevap veriyordu, bana bakıyor ve bakışlarımı takip ediyordu ama ben yüzüne bakacak kadar cesaretli hissetmiyordum. Bir de geçen gün onu öpmeye çalışmıştım.
"Bana öyle geldi demek ki."
Biraz sessizlikten sonra ben hala gözümü televizyondan çekmemişken "Yine binanın tepesinde geziniyorsun da ben de yerden sana bakıyorum." deyiverince yutmam için gelen tükürükler soluk boruma dolanıp az kalsın boğuyorlardı beni, Emirhan anlamasın diye öksürmek yerine boğazımdaki gıcığı temizlermiş gibi yaparken bir yandan da içmek için su arıyordum.
Ayağa kalkıp ileride kimin şişesi olduğunu bilmediğim şişeye doğru yürürken konuyu değiştirmek adına dalgageçer sesimle "Atlamayacağım ki." dediğimde Emirhan hiç düşünmeden "Ya düşersen?" dedi. Kapağını açtığım suyu ağzıma götüremeden bakışlarım ona doğru dönmüştü kendiliğinden. Onun gözleri bende değildi artık, yerde dolanıyordu.
"Olayları hep sol beyninle değerlendirme Emirhan." diyerek suyu dudaklarıma götürüp yanmaya başlayan boğazıma gönderdim. Fakat o anda öksürmem gerektiği için tıkanmış, tıkandığım için boğulma tehlikesi geçirerek daha kuvvetli öksürmeye başlamıştım. Emirhan yerde bir şeye dalmış gibi hala yeri izlerken öksürüklerimi geçiştirebilmiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
CintaAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
