Şebnem Ferah - Artık Kısa Cümleler Kuruyorum
Babamların çıkmasını beklerken araba kapısından yansıyan görüntümle bakışıyordum. Kollarımı, kendime çektiğim dizlerimin çevresine sardım; kaldırımdan gelen soğukluk bile bu sıcakta bir etki etmiyordu, hatta daha da sıcaktı zemin. Hala daha gergin konuşmaların sesini duyabiliyordum, kimin konuştuğunu ve ne dediğini anlayamasam da sözcükler havaya fırlıyordu.
Okuduğum şehirde tek başıma kalmaktan korkuyordum ama en azından etliye sütlüye karışmıyordum orada. Orada çektiğim yalnızlık ve o yalnızlığın verdiği inanılmaz korku, bu kalabalıkta bana yansıtılan duygulardan daha katlanılabilirdi; buna kanaat getirmiştim.
Yüzümü tam olarak göremediğim araba kapısındaki görüntümden çektim gözlerimi, ilerideki sigara izmaritini ayak ucumla kaktırdım yavaşça. Sevgiden sıkılmıştım, birini sevmekten sıkılmıştım; sevilsem bile belli bir düzene oturmayan her şeyden sıkılmıştım. Hayatımın, aman ne olursa olsun evresine falan geçmiştim sanırım; beni bu evreye getiren en büyük etmen şu an benden çok uzaktaydı. En azından bir de onunla uğraşmıyordum, iyi tarafından bakarsam.
Eğer olur da Emirhan evlenirse ne olur diye düşünüyordum, meselenin buraya gelmesi sabahlara kadar kahkaha atmak istememe sebep oluyordu ama atamıyordum. Boğazıma diziliyordu kahkahalar; yutkunmak, boğulmak oluyordu.
Yanımda ayakkabının asfalta sürtünme sesini duyunca birisine yakalanmayacağımı düşündüğümden gerginlikle kafamı kaldırıp biraz ileride durmuş bedenin bana bakan gözlerine baktım. Gözlere bakınca ağlamak istemiştim, Efe'nin gözleri beni çirkin çirkin yokluyordu çünkü. İçimi okumuş olmanın verdiği mahcuplukla beni çok iyi tanımanın kibri, birbirine karışmıştı. Ona karşı olan hislerim hiç de iyi değildi şu sıralar; onun kardeşi, Enes sanıyordum.
"Eve doğru yürüdün sandım." diye konuştuğunda ona bakmayı bırakıp yine kendime baktım. Sefil haldeydim, bulutlu havaların ortasında yıldız arıyorum diye kaybolmuş gibiydim. Herkes bunun saçma olduğunu biliyordu ve uyarılmıştım da ama hala devam ediyordum aramaya.
Ona cevap vermeyeceğimi anlayan Efe, yavaş yavaş yanıma doğru ilerleyip aramızda biraz boşluk bırakarak kaldırıma oturdu.
O da karşıya arabanın ön kapısına bakarken "Hamburgerciye gidip hamburger yiyelim mi?" diye sorduğunda göz ucuyla ona baktım. O da benim gibi bacaklarını kendine doğru çekti ve kollarıyla sardı, çenesini de dizlerine yasladı.
Yine susmayı seçtim ama bu sefer önüme dönmedim, yine Efe'ye bakıyordum. Nazik bir insandı, dışarıya karşı. Zekiydi, mahallenin en zeki çocuğu oydu; her zaman annemleri memnun ederdi. Kafasına eseni yapardı, yaptıklarından çoğu zaman pişmanlık duymazdı çünkü hep yapmadan önce düşünürdü. Etrafında onu seven tonlarca kişi vardı. Sonuç olarak varacağım nokta şuydu ki konu sevgiye gelince Efe, hiç sıkıntıya düşmemişti. Elini kağıt kesse elinde yara bandı ve kolonyayla gelecek tonla kişi vardı. Hiç çaba sarf etmemişti, birisinin peşinden koştuğunu hiç görmemiştim. Sevdiği kişiler ona karşılık veriyordu hep. Hilal'in bile peşinden koşmamıştı, kişiliğine uymazdı zaten. Tüm mükemmelliğiyle ailemizin ortasında parlıyordu. Ben de her şeyin tam tersiydim. Bu zamana kadar tek bir kişiyi sevmiştim, yıllarca peşinden koşmuştum, karşılık almamıştım; almıştım da çok geç kalınmıştı. Zeki değildim; güzel de sayılmazdım, kimse bana dönüp iki kere bakmazdı.
Emirhan'la bunların hepsinin değişeceğini sanmıştım fakat onda da o, elimden alınıyordu sanırım. Efe, bunu hiçbir zaman anlamayacaktı; üstelik Enes'te bile beni düşünmemişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomansaAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
