Deniz Tekin - İkiyi Geçti
Enes
"Açmıyor oğlum kapıyı, napayım kapıyı mı kırayım? Hem emin misin sen Melek'in evde olduğuna? Yani, daha dün eve geçtiğini kontrol ettim. Bir sıkıntı yoktu." derken sol elimdeki telefonu hafifçe elimde sıkıp diğer elimle kapıya tekrardan vurdum. Efe, hattın diğer ucundan bir nefes çekip "Ne bileyim oğlum, annem anlamsız bir merak içine girdi işte." dediğinde tekrar kapıya vuracaktım ki aklıma bende bu evin anahtarının da olduğu gelince salaklığıma göz devirip Efe'ye "Ben sana birazdan döneceğim, şu durumu halledip." diyerek kapatınca Efe'nin "Nasıl halledeceksin-" diyen sesi de kesilmiş oldu.
Sabahın köründe Efe'den gelen telefonla uyandırılmış ve Melek'i kontrol etmekle görevlendirilmiştim. Daha dün Melek'in evinde, yine ondan azar işitmiştim zaten. Ama anladığım kadarıyla Melek buraya geldikten sonra insanlarla iletişimi minimuma çekmişti, bu insanlar ailesi bile olsa. Efe'yle son yaşananlardan sonra hala benimle bu sebepten ötürü iletişim kurması beni şaşırtmıştı. Benden artık haz etmemesi, haklı olarak, bir yana bir de Melek'le alakalı bir şey istemesi asıl garip olan kısımdı. Ama Efe'leri bir kenara bırakırsam Melek'in sabahtan beri çaldığım kapıyı açmaması da beni oldukça endişelendirmişti.
Cebimden anahtarı çıkartıp telefonumu cebime koyduktan sonra anahtarı kapının göbeğine sokup sessizce çevirdim. Hiç kilit izi olmayan kapı tek çevirişte açılınca ayakkabılarımı çıkartıp "Melek!" diye bağırdıktan sonra kapıyı iyice açtırdım ve içeri adımladım. Melek şayet evdeyse geçen sefer olan şeyler yüzünden beni burada görmekten çok haz etmeyecekti. Gerçi durumum o kadar kötüydü ki eskiden beni gördüğünde gözlerinin içi parlayıp koşturarak yanıma gelen kız, şimdi beni görünce nur yüzünde kilitli duran bir mutsuzlukla benden kaçacak delik arıyordu. Bir şeyleri kaçırmıştım; Melek, hep beni sever sanmıştım ama dünya, her zaman bu kadar toz pembe değildi. Herkesin kaldırabileceği ve kaldıramayacağı şeyler vardı ve ben çoktan Melek'in kalbine kocaman bir taş bırakmıştım. Sırf ben bıraktım diye istediğim bu sanıp benim yerimi o taşla değiştirmişti. Aslında yerimi değiştirdiğini sanıyordu ama ben o taşın altında ezilmiş kalmıştım. Bir yere kıpırdamak istediğimden değil de o taşı bu kadar sert bırakmasına sebep olduğumdan da kötü hissediyordum. Benim üstüme düşmesi bir yana Melek'in güzelim kalbini de yarıp geçmişti. Ben, dünyanın en salak insanıydım; ailem de benim aşırı zeki olduğumu düşünüyordu. Gerçi babama hiç yetmemişti ama, ona da denilebilecek bir şey yoktu işte. Hayatta her zaman herkesin beklentilerini karşılayamazdım.
İçeriye girerken yüzüme çarpan sessizlikle Efe'nin bana söylemesinden beri hafif olan endişem kalp atışlarımla beraber arttı. Tekrardan Melek diye bağırmayı bile unutup kapıyı ardımdan kapattım ve Melek'in odasına doğru ilerlettim adımlarımı. Peki, ne olacaktı? Melek, gerçekten kayıpsa ne yapacaktım ki? Belki de her şeyini alıp hiç birimizin olmadığı bir yere gitmişti. Hep benden kaçıyordu zaten, burada da kaçamayınca belki buradan da gitmişti. Ben, Melek'e hiç ulaşamayacaktım. Dibimde de olsa benim ona el uzatma hakkım; o iftar yemeğinde onu ölesiye kırdığımda, annemlerin gününde yine ağzımı tutamadığımda, yağmur yağdığı gün bizim eve hasta geldiğinde ve daha nicesinde yok olmuştu. Benim için bekleyen treni, fazladan bir sigara içmek uğruna kaçırmıştım. Üstelik sigara boğazımı yakmıştı, dudaklarımı kurutmuştu; sigara dumanı altında soğukta, gecenin bir vakti başka tren gelmemek üzere kalakalmıştım.
Odasının kapısını aralarken ağzımdan hafifçe Melek'in ismi dökülmüştü. Açık camla beraber kalkan perdeyle beraber gelen rüzgar gözlerimi doldurmuştu. Ben, kocaman bir aptaldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomanceAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
