Güneş

856 37 0
                                        

Hayko Cepkin - Görmüyorsun

Enes

Biri en uzun gün hangi gün diye sorsa kesinlikle bugünü söylerdim. Sabah erkenden işe gidip akşamın 10'unda eve daha yeni geliyordum. İzmir'deki işten çıkınca Ankara'ya gelip İzmir'deki gibi güzel ve kalıcı bir iş aramaya başlamıştım, bunu yaparken de herhangi bir işe girmiştim ama hazırlığında çalışırım ümidiyle hiç istemediğin bir bölüme girmiş gibi tokatlanmıştım. Burada kimse yoktu, yalnızlığım daha geldiğim ilk anda göğsüme sıkıntı hissiyle bir balta indirmişti. Efe'yi bekliyordum gelsin diye, o da daha gelmeyecekti anlaşılan.

Üstümdekileri çıkartmadan buzdolabından aldığım suyu kafama diktikten sonra kendimi koltuğun üstüne doğru bıraktım. Gerçekten aşırı yorgundum fakat vücudumu bu kadar bitkin düşüren şeyin aslı, tüm gün aklımdan çıkmayan Melek'ti. Onu orada bıraktım sanıyordum, hiçbir şeyi bırakamamıştım. Olduğu gibi bavuluma tıkıp dört duvar arasında aklıma oyun oynasınlar diye getirmiştim. Gün içinde bir kere Melek'in hayalini görmediğim an yoktu, bıraktığım işime üzülürüm sanıyordum ama Melek beni fena sarsmıştı. Yine de olanlardan sonra böyle olmasının ikimiz içinde daha iyi olduğunun farkındaydım en nihayetinde. Günün sonunda uyuyamasam da, gün içerisinde benimle sohbet eden Melek'le dolansam da en iyisi buydu. Benim için değil tabi, böyle isteyen Melek için.

Başım ağrıyordu, bu işe bu kadar yüklenmektense kafamı toparlayıp kendim ve kariyerim için bir şeyler yapmam gerekiyordu ama hiçbir şey yapamıyordum. Gerçekten Melek tarafından lanetlenmiş olabilirdim, ona yaşattıklarım için bu da bir başka ceza olabilirdi ve ömrümün sonuna kadar bunu çekecek olabilirdim. Sürekli Melek'i görmek kötü değildi ama bu uyumsuz hayal kurma durumu hayatımı verimsiz hale getirmeye başlamıştı. Sanki Melek'in yanında tüm altın çağımı yaşamıştım da onun yanından ayrılınca da yıkılış dönemim başlamıştı. Herhangi birisiyle bir ilişki içerisinde olmak da istemiyordum. Kalbim; aynı atmıyordu, hiçbir heyecan göstermiyordu birilerinin yanında. Birkaç kör randevuya çıkmıştım, annem o kadar çok ısrar etmişti ki hayır diyememiştim ama sonuç hüsrandı çünkü istemiyordum. Kötü insanlar olmadıklarından isteseydim olacağını biliyordum. Sadece tek birisini istiyordum yanımda, o da beni istemiyordu. Hayat böyleydi işte; daha birkaç ay öncesine kadar durum tam tersiymiş gibi, zihnimde ve kalbimde böyle değildi tabi ama, gözükürken.

Kafam gerçekten çok doluydu; neyi, nasıl düşünmem gerektiğini de bilmiyordum. Bunalıma girmiştim sanırım. Kafamı koltuğun başlık kısmına yasladım. O kadar yorgundum ki televizyondaki herhangi bir şeyi dahi takip edemeyecek durumdaydım. Kafam yavaş yavaş sert koltuk yastığına gömülüp gözlerim de kendiliğinden kapanırken telefona gelen mesajla yerimden sıçradım. Telefon arka cebimde kaldığı için üzerine doğru yatmıştım ve tüm vücudumu titretmişti.

Mahmur gözlerimle vücudumu kaldırıp cebimden aldığım telefonun tamamen açık parlaklığıyla kendime işkence ederken ekranda Efe'nin ismini görünce gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Efe, gittiğimden beri ne bana tek bir şey yazmamıştı ne de aramaya tenezzül etmişti. Açıkçası Melek'in mektuplarını verdiğimde Melek'ten bir tepki beklemiştim. O tepkiyi Efe bana aktarır sanmıştım ama belki de o mektup Melek'in eline hiç geçmemişti. Belki de geçmişti de umursamamıştı, bilemiyordum. Hiçbir şey bilmediğimden içime bir ağırlık çöküyordu, hiçbir zaman da aydınlık bir ruh haline bürünememiştim. Sadece bazen Melek, yanımdayken bir şeyler düşünmeyi bırakıyordum. Duygularımı anda yaşadığım tek an, Melek'in yanında olduğum anlardı. Tabi her şey aptallığım sebebiyle mahvolduğundan kimseyi suçlayamazdım.

Gönderen: Efe

Burada ortalık karıştı

Mahalledeki herkesi Melek sebebiyle tarayacağım yakında

Mahallem BuluttanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin