Nilüfer ft. Gece - Başıma Gelenler
Yaklaşık iki haftadır yataktan çıkmıyordum. Çıkasım gelmiyordu. Bayıldığım için annemden tonla azar yemiş, tüm iftarı herkese zehir etmiştim. Son iftar olduğu için geçen haftada bayramdı ama bizim aileyi bırak bizim mahalle doğru düzgün bayram kutlayamamış söylenene göre. Annem de benim ardımdan bayılmıştı, Efe öyle söyledi. Bayıldıktan sonra üç gün uyumuşum, Hacer abla bile gelip nasıl olduğuma bakmış. Öyle uykumu alamamıştım ki bana 2 saat bile gelmemişti halbuki. Ama burada yatadururken çok önemli bir karar almıştım. Geçmişi de düşününce Enes'in bana hiçbir şekilde yar olmayacağını ve iyi gelmeyeceğini anlamıştım en sonunda. Beynim bunu algılayabildiği için ondan vazgeçmeye karar vermiştim. Tabi küçüklükten beri benimle yaşayan aşkımdan vazgeçmek çok da kolay olmayacaktı ama deneyecektim. Kendim için deneyecektim. Ayrıca vazgeçmek; görmezden gelmek, tamamen unutmak demek değildi; gördüklerine eskisi gibi tepki vermemek demekti. Bunu yapabilecek gücü kendimde görüyordum. Bundan sonra Enes'e olan hislerimi yavaş yavaş sıfıra indirecektim.
Tekrardan söylediğimi pekiştirir gibi kafa salladım ve günlerdir yaptığım gibi karşımdaki masayı izlemeye devam ettim.
"Kalk çabuk, babam dükkânda bekliyor. Sana kocaman bir pasta ayırmış. Usta yeni yapmış taze taze frambuazlı pasta var." Diyerek bağırarak odama giren Efe'ye çevirdim başımı. Elinde salladığı telefonuyla yatağımın başına çöktü ve telefonu burnuma değdirecek kadar yakınlaştırdı. Ekrandaki frambuazlı pastaya kafamı biraz geri çekip baktığımda ağzımın sulandığı hissetmiştim.
"Ama ben kremşanti sevmem." Dedim sanki Efe bilmiyormuş gibi. Efe, söylediğime gülerken telefonunu gözümün önünden indirdi ve ekranı kapatıp cebine koydu.
"Senin kremşanti sevmediğini sağır sultan bile duydu çiçeğim benim. Kalk hadi, sadece kremadan yapmış usta pastayı. Babam çağırır mı yoksa seni?" dediğinde sevinçle zıplayarak yattığım yerden doğruldum. Hızlı doğrulduğum için hafiften başım dönmüştü de Efe'nin kafasını tutup dengemi sağlamayı başarmıştım. Gözlerime çöken ağırlıkla bir süre etrafın aydınlanması için bekledim.
Efe "İyi misin Melek?" diye sordu endişeli sesiyle. Kafamı aşağı yukarı salladım ve tuttuğum kafasını bıraktım.
Ailemin pastane dükkânı vardı. Aslında dükkân anneme ve kardeşine aitti, babam canı sıkılıyor diye başında duruyordu. Annem hemşirelikten emekli olduktan sonra kardeşiyle küçüklükten kalma hayalini gerçekleştirmişti ve mahallemizdeki en büyük dükkânı satın alıp dükkânı açabilmiştik. Küçükken tüm sabah kahvaltımızı orada yapardık, Efe ve Ceren'le. Tekrardan ismi aklıma gelince kafamı iki yana salladım ve dikkatimi tekrardan Efe'ye verdim.
Efe, beni koltuk altlarımdan tutup kaldırdığında başıma küçük bir buse kondurdu. Ben de onu yanağından öptüğümde saçlarımı elleriyle karıştırıp "Hadi bakalım çiçek, çabucak giyin de aşağıya gel." Dedi ve hızlıca odamdan çıktı. Efe, iyi bir kardeşti; benim gibi sorunlu da değildi. Üstelik derslerini de hep ekmişti benim yatıyor olduğum süre boyunca.
Üstüme yarım kol mavi bir tişört geçirip altıma da dar kotlarımdan bir tanesini giydim. Dış kapıdaki terliklerimi giyip atlaya zıplaya merdivenlerden indim ve apartman kapısında beni bekleyen Efe'ye kol atıp ikimizi de dışarı çıkardım. Aslında hiç enerjim yoktu, dışarı çıkasım da yoktu ama ailemi kırıp daha fazla üzmek istemiyordum; o yüzden neşemi geri toparlamaya çalışıyordum.
Sonuçta daha iki hafta önce âşık olduğum çocuk yüzünden mahalleme rezil olmuştum.
Efe bir anda "Deli gibi sevmek ruhumuzda var." Diye mırldandığında şarkıyı içimden söylemeye başlamıştım. Dükkana tüm yol boyunca kolum omzunda gitmiştik, bir de çirkin olan sesimle Efe'nin keşke mırıldanmasaydım dediği şarkıyı söyleye söyleye gelmiştik. Dükkanın daha kapısında karşıda gördüğüm babama el sallarken "Hani nerede pastam?" diye sorarken babamın yüzündeki şaşkın ifadeyi anlamaya çalışmıştım. Beni çağırdı sanıyordum, gelmeme neden bu kadar endişelendiğini ve şaşırdığını anlamamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomanceAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
