Yaşar - Birtanem
"Nereye gidiyoruz Melek?" diye soran Enes ile realiteye derin bir düşüş yaşamıştım. Uzun zamandır Enes'i de tutmuş deli gibi koştuğum için aldığım nefes ciğerlerime yetmiyordu. Kalın bir kitabı okumak gibi yavaş yavaş geçmiş gibi hissettiğim zaman, koşarak aslında hızlı geçmişti.
"Seninle koştuğumu unutmuşum." dediğimde ilk anda kaşlarını çatsa da buruşturduğum yüzüme baktığında gülmeye başlamıştı. Onu güldürecek bir şey yapmamıştım, yine de gülüyor olması garipti.
"O kadar sıkı tutmana rağmen hala unuttuğuna inanamıyorum, gerçekten şu sıra kalbimi aşırı kırıyorsun Melek." dediğinde hala tutmaya devam ettiğim kolu, avcumun içine ateş parçası atmış gibi yakmıştı da elimi kendime doğru çekip üfleme ihtiyacı hissetmiştim. Ani hareketimle bana kısaca bakıp yüzünde donan gülümsemesiyle gözlerini çevrede herhangi bir yere çevirdi. Mahalleden baya bir uzaktaydık, o yüzden biraz daha rahattık sanırım ikimiz de. İçim hiç rahat değildi gerçi, onunla şu sıra yalnız kaldığım her an kalbim kendini korumaya alıyordu. Zor yoldan kırılmamanın yolunu öğrenmiştim.
"İyisin değil mi?" diye sorduğunda yerde sırasıyla adım atan ayaklarımı izliyordum, asfaltın çatlamaya başlamış kısımlarına basmadan yürümeye çalışırken birisiyle sohbet etmek zordu. Bu yüzden sessizliği bozdu diye onu azarlayacak olmuştum, kendimi tuttum.
"Ölmedim." dedim kısaca, muhabbet kurmak istemediğim belli oluyordu. Ama buna çok da takılıyor gibi değildi, yüzüne tükürürken yarabbi şükür çeken Melek gibiydi şu anki Enes. Buna ne sebep oluyordu bilmiyordum ama yine bunu da intikama bağlıyordum, her hareketi daha temkinli olmama sebep oluyordu.
"Sana bunu sormadım."
"Bana bir şey sorma Enes." dedim hızlıca hiç düşünmeden. Neredeyse lafını kesiyormuş gibi konuştuğumda adımlarını durdurmuştu. Gözleri çatılmış kaşlarıyla küçülmüştü, o durunca ben de durup ona doğru baktım.
"Kendini benden olabildiğince uzağa atmaya çalışıyorsun değil mi?" dediğinde tırnaklarımı avuç içime bastırdım. Olay yine ciddileşiyordu, Enes olayı ciddileştirdiğinde kırılan hep ben oluyordum çünkü burada değer veren kişi bendim. Salak kafama tükürsünler ki Enes'e değer vermekten kendimi alıkoyamıyordum. İlk aşk nasıl aşılıyordu acaba, google'a sormalıydım bunu.
"Bunun cevabını bilmemek için konuya hiç dahil olmamak gerekir Enes, mahalledeki teyzeler bile bilir bunu." dedikten sonra yürümeye başladığımda, o da bana bakmadan yürümeye devam etmişti. Ruh hali her cümlemden sonra daha kötü oluyordu, bilinen bir gerçekti ki Enes duygularını insanlara göstermezdi.
"Haklısın, hak ettiğim şey buydu." dediğinde merak ettiğim için "İntikamına ne oldu Ceren abi?" diye sorduğumda eliyle yüzünü okşayıp doğrudan onun gözlerine bakan gözlerime çevirdi gözlerini. Açık havada birden şimşek çaksaydı daha az aklım çıkardı.
"Canımı sıkıyorsun Melek," zaten yanımda olan bedeni bana doğru döndü, eğildi ve eğildi, yüzü yüzüme yaklaştı. Yüzü kızarmış, dişlerini birbirine bastırdığı için çene kemiği daha görünür hale gelmişti.
"Niye canını sıkıyorum yine?"
"Çünkü kim kimden intikam alıyor belli değil; ben, senden intikam alacağım diyorum sen beni deli ediyorsun." dediğinde adımlarımı oynatmadan geriye doğru eğilmek zorunda kalmıştım çünkü fazla yakındık, nefesinin dudaklarımı okşayışı bir kenara, az kalsın dudakları dudaklarımı okşayacaktı.
"Benden bu kadar iğrenirken bu kadar yakın olmanın sebebi ne?" dediğimde hiç istifini bozmadan gözlerini kenara düşürdü ve yere baktı dediğimi düşünürken. Sokağın ortasında o üzerime eğilmişken ben de arkaya yatmış öylece konuşuyorduk, bir çocuk bunu görse ayıplanırdık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomanceAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
