Güneş

1.6K 56 18
                                        



Erkin Koray - Sevince

(Erkin Koray'ın anısına en sevdiğim şarkısını şuraya bırakıyorum.)

Burnumun deliğinde kıpırdanan şeyle gözlerimi irkilerek açıp yattığım yerde doğrulacaktım ki kafama giren ağrıyla avuçlarımı şakaklarıma bastırıp tekrardan yattım olduğum yere. Dün sert zeminde uyuyakaldığım için tüm bedenim ağrıyordu, belim de ayrıca tutulmuştu sanırım. Burnumda hissettiğim şey elimin üzerine de konduğunda kendimi silkelemiştim yine. Nereden girdiği de belli değildi.

"Allah'ım canımı alsa da kurtulsam." diyerek yavaşça bedenimi kaldırıp oturur pozisyona geldiğimde büyük bir baskının safra kesemde toplandığını fark etmiştim. Dün gece tüm gözyaşımı halıya akıtırken sabah tuvaletim gelmez sanıyordum ama şimdi safra kesem patlayacaktı. Oturduğum yerde seçenekleri değerlendirirken, ağlamaktan gözlerim şiş olduğu için etrafı yarım yamalak görüyordum, açık camdan aşağı işemek bir anlığına cazip gelmişti. Alt kattaki Nuran teyzenin çiçeklerine sabah sabah su vermiş olurdum ama fena kokardı herhalde.

İnsanlar, odasından iki üç gün çıkmamayı nasıl başarıyordu ki? Zengin insanların odalarında kendi banyoları var diye sıkıntı olmuyor olmalıydı, bizim tuvalet ortaktı. Hatta Efe'yle aynı odada yatmaktan kıl payı kurtulmuştum, geçmişten beri olan oydu.

Tüm üzüntümü dün gözyaşlarımla akıttığımdan içimden sabahlardan akşamlara kadar gülmek geliyordu. İçtiğimin ertesi günü bile bu kadar başım ağrımamıştı, bu ne biçim ağrıydı ki ayağa kalkmakta zorlanmıştım? Odayı da dün fena dağıtmıştım, uzunca bir temizliğe ihtiyacı vardı.

"Bence en iyisi kendimi camdan aşağı bırakmak ama Nuran teyzenin çiçeklerini kırarsam benim ölümü bile rahat bırakmaz valla." diyerek zorda olsa ayağa kalktığımda tuvaletimin varlığı kendini daha da belli etmiştim. Az kalmıştı da donuma kaçıracaktım; artık gurur falan önemli değildi, altıma işedikten sonra yemiştim gururunu.

Tam kapıyı açacağım sırada çalınan kapıyla elim kilide uzanmayı bırakıp yere düştü.

Emirhan'ın "Melek?" diyen sesini duyunca başım refleksle yukarı kalkmıştı.

"Melek uyuyor musun?" dediğinde "İşeyeceğim diye kalktık mecbur." dememek için kendimi zor tutmuştum. Küçükken odamda lazımlık olduğunu hatırlıyordum, onu kaldırmasalardı daha iyiydi sanki.

Dün herkesin yeterince tadını kaçırmıştım bence, çişim geldiği için artık dışarı çıkma vaktiydi.

"Melek!" diyerek sesini yükselten Emirhan'la elim tekrardan kilide gitmişti. Kilidi açtıktan sonra Emirhan'ın kapıya abanmasını beklediğimden kapıdan biraz uzaklaşmıştım ama açan olmadığında ben kapıya doğru davranmıştım. Kapıyı açtığım an, boynuma sarılan kollar beni kendi bedenine bastırmıştı. Ağzım Emirhan'ın omzunun oraya baskılandığı için nefessizlikten diğer tarafa boylamamak adına ellerimle sırtına vurdum.

"Allah'ıma şükürler olsun." diyerek kollarını daha da sıkılaştırdığında diğer türlü öldürmeyen rabbim böyle öldürüyor diyerek çırpınmayı bıraktım. Öyle çok da bırakamamıştım çünkü çişim ucundaydı, bıraktığım an yamyaş olurdum. Emirhan, sonunda kollarını gevşetip beni bıraktığında öksürerek kendime gelmeye çalıştım. Ellerini omuzlarıma çıkarıp beni omuzlarımdan tuttu ve gözlerini, başımdan başlayarak tüm vücudumda gezdirdi.

"Gerçeksin değil mi?" diye saçmaladığında kaşlarımı çatıp bacaklarımı sallarken "Acı çeken Melek'in ruhuyum ruhu." diyerek onunla dalga geçtim. Ona takılıyordum ama gerçekten endişeli gözüküyordu, bakışları her bir saniyede yüzümde yer değiştiriyordu ve ağzından nefes alıp veriyordu. Endişeli olduğunu bunlardan çıkarmıştım evet, konu bu tip şeyler olduğunda uzmandım. Aile bireylerimi küçüklükten beri böyle analiz etmekten alışkanlık yapmıştı.

Mahallem BuluttanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin