Güneş

165 4 1
                                        


KAOL -  Beyaz ve Güzel

"Fırtına dindi ama ben fırtınaya o kadar alıştım ki fırtınanın dindiğine sevinmek yerine her gün sallanmayan o ağaç dallarına karşı öfke doluydum."

Şu dünya üzerinde şu an kadar şaşırdığım başka bir an daha önce hiç olmamıştı. Enes'in iftar günü yüzüme karşı söyledikleri ya da soyunma odasında ağzından çıkanlar hayatımda en şaşırdığım anlar olarak tanımlanırdı ama tam şu an Enes'in gözyaşları tişörtümü ıslatırken gerçekten de hayatımda bundan daha fazla şaşıracağım başka bir an olmayacağını biliyordum. Enes, benim önümde hiç ağlamamıştı; Enes'in bana olmasa bile etrafa güldüğü anları biliyordum, fakat hiç ağlamadığını biliyordum. Babası gittiğinde küçüktü ve o dönemde güçlü gözükmek konusunda ciddi takıntıları olduğundan hep duygusuz bir surat ifadesiyle gezmeye alıştırmıştı kendini. Suratı, derin ama dalgasız bir okyanustu. Beni de hep o derinlikle boğardı zaten, bir sürü gemim o dalgasız denizinde giderken bir anda boşluğa takılıp batmışlardı. 

Her neyse, çok da önemli değildi.

Enes, gözyaşlarıyla ıslanmış suratını omzuma sanki mümkünmüş gibi daha çok bastırdı. Ne olmuştu hiç anlamamıştım, halbuki dünden sonra ona gerçekten çok kızmıştım. Rüyamda dünün gerginliğini yine Enes'in suratından çıkarmıştım kabuslarımda. Fakat beni o ağır uykudan ancak bir şeyin bir şeye vurma sesi kurtarabilmişti. Dün gerçekten sınırımı geçecek kadar çakır keyif olmuştum, sabah sesle beraber kalktığımda başımın dönüşüyle ancak bunu düşünebilmiştim.

Ellerini belime doğru iyice sardırdığında popom sonunda yere değmiş, ben de dizlerimin üstündeki bedenimi yana doğru zemine serdirmiştim. Enes'in beni kendine doğru çekmesine şaşkınlıkla baksam da durdurmak için bir şey yapamamıştım. Üstümde biraz da uyku sersemliği vardı, bu yüzdendi tepkilerimdeki sersemlik. Ayrıca Enes'in önümde hüngür hüngür ağlayışı da şaşkınlığıma gerçek manada şaşkınlık katıyordu. 

Sol elim; yumuşak, sarı saçlarının arasına dalmışken sağ elimle de Enes'in sırtını sıvazlamaya devam ediyordum. Kocaman adam, önümde bebekten daha küçük pozisyona gelmişti. Başına bir şey mi gelmişti, ailesinden birine mi bir şey olmuştu, canı mı yanıyordu yoksa? Bu soruyu daha fazla zihnimde tutmak istemediğimden ağzımın içine doğru yuvarlamıştım. Kendime itiraf etmekten nefret ediyordum ama endişelenmiştim onun adına aynı zamanda. Ne zaman eski Melek ve eski Enes geri gelecekti, çünkü ikisi de kendi salaklığı içinde garip bir mutluluk içindeydi. 

"Bir yerine bir şey mi oldu Enes abi?" diye mırıltıyla ağzımdan çıkardığım harfleri Enes, çektiği burnu ve kesilmiş sesiyle havada yakalamıştı. O an, bir soru sorduğum için kendime inanılmaz kızmıştım, kendim ağlarken birisinin olayla alakalı soru sormasından nefret ederdim küçüklükten beri ama son dönemde öyle bir insana dönüşmüştüm ki nefret ettiğim ne varsa hepsini yapmaya başlamıştım. 

Ama yine de bu kesilmiş sesi, akan burnunu çeken burun çekme sesi, Enes'in duruş pozisyonuna kadar her şey Enes'in fırçayla beni yakaladığındaki halimi hatırlatıyordu bana. Küçük olmak ne kadar güzeldi, değerini şimdi anlayabiliyordum. Belimdeki kollarını sanki dolayabilirmiş gibi daha da dolamıştı. Burnunu boynuma doğru çevirdiğinde dünden sonra leş gibi alkol koktuğuma emin olduğum için gerginlikle derinbir nefes aldım fakat Enes, umursamadan burnunu boynuma gömdü ve sorumu cevaplamadan öylece durmaya devam etti. 

Nasıl nefes alıyordu bilmiyorum, çünkü zaten suratı uzun bir süre omzumdayken şimdi de boynuma dolanmıştı. Bundan hem rahatsızlık duyuyor hem de anlamsız bir rahatlık içinde oturuyordum. Fakat bir şey fark etmiştim ki, Enes'in eskiden benim tenime aitmiş gibi hissettiren teni artık ayrı iki tene dönüşmüştü ve benim tenimin üstünde eğreti duruyordu. Bu zafer miydi yoksa bu zamana kadar olan bir başarısızlık mı bilmiyordum ama anlamsız bir nedenden kalbimi kırıvermişti. Kendi kendimin kalbini de bu şekilde kırabilen ilk insan olarak tarihe geçecektim sonunda. Kendimi nasıl çözecektim ve genç bir yetişkin olmak neden bu kadar zor olmaya başlamıştı? Eskiden hayatı sadece Enes için yaşarken her şey ne kadar da kolaydı, salak aşık olmak bana iyi geliyordu sanırım. Duygularımı iteklemek, tek bir şeye takıntılı olmak benim için paha biçilmez güzellikte bir eylemdi. Eski Melek'i iteklerken aslında ona ne kadar da ihtiyacım olduğunu görmüştüm. Ne trajikomediydi ama. 

Mahallem BuluttanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin