Hemsaye - Yakamoz Durağı Part III
"Eymen!" diye bağırınca suratıma bakıp benim kim olduğumu anlamaya çalışıyormuş gibi büzen Eymen'e kafa atmamak için kendimi zor tutarken derin bir nefes aldım. Bir yandan Eymen'in koca vücudunu tutmaya çabalarken bir yandan da cebinden zar zor çıkarttığım anahtarı kapı deliğine sokmaya çabalıyordum. Şansıma apartman holunun ışığı da bir yanıyor, sonra bir anda kayboluyor ve bizi karanlıkta bırakıyordu. Tam kafamı eğmiş deliği görmeye çabalarken ışık yeniden bir anda kapanınca içime çekmek için aldığım nefesi sinirle dışarı doğru sesli bir şekilde bırakıp doğruldum ve daha da sallanmaya başlayan Eymen'e neredeyse sarıldım. Bir anda çığlık atıp "Kör oldum, anam kör oldum." diye söylenen Eymen'in ilk başta şaka yaptığını düşünmüştüm ama o kadar sarhoştu ki muhtemelen şu an içinde olduğumuz durumun farkında değildi. Zaman ve mekanı sikine taktığını da düşünmüyordum, tüm yol boyunca da "Abla, kusacağım." diye diye on beş dakikalık yolumuzu bir saat yapmıştı. Gözlerimi devirip kollarımın arasından kurtulmaya çabalayan Eymen'e gözlerimi devirip ayağına tekme atma seçeneğini de eledikten sonra "Evet ablam, ne içtiysen artık kör etti seni." dediğimde Eymen, tekrardan tiz br çığlık attı. Ben daha fazla Eymen ile ayakta durmanın kötü bir fikir olduğunu fark edince onu merdivene oturtmak için koca bedenini sürüklemeye çalışırken bir anda ağlamaya başlayıp "Hayatım bitti, içtim de ne oldu işte? Allah'ım kaderimde bu da mı vardı?" diye yüksek sesle kendi kendine konuşunca artık bu hareketlerine şaşırmamayı kendime öğütlemiştim. Sarhoş hali, benim sarhoş halimden katbekat iyi olduğu için ağzımı açıp bir şeyler demek de istememiştim ama yine de beni sinir etmiyor değildi.
"Bir dahaki sefere daha fazla iç de komaya girip diğer tarafa git emi Eymencim." dediğimde Eymen, hala daha zar zor kollarımın arasında duran bedenini sertçe bana çevirip beni omuzlarımdan tutup ileri geri sarsınca dünyam dönmüştü benim de. Eymen kadar olmasa da ben de iki bira devirmiştim, beni böyle sallayınca kendimi kusmamak için zor tutmuştum.
"Abla, ben ölürsem yatağımın yanındaki prezervatifleri sen kullan tamam mı?" dediğinde bir kez daha Eymen ile bu kadar samimi olduğumuz için pişman olmak durumunda kalmıştım. Suratımı bürüştürdüktan sonra karnına doğru çok da sert olmayan bir şekilde yumruk atıp "Karşımda Hilal olsaydı, "Aynen ölünü sikerdim.", derdim Eymen. Dua et, o kadar da yakın değiliz." dedikten sonra alkolun verdiği sersem hal sebebiyle yumruğun etkisiyle iki büklüm olmuş Eymen'in arkasına doğru geçip belinden tutarak merdivenlere doğru ittirebilmiştim sonunda. Zaten iki adım ötemizdeydi merdiven ama Eymen'le aktarmalı seyahat ettiğim için gün boyu, buraya gelmek de üç iş günü sürmüştü.
Sonunda Eymen'in ayakları en son merdivenin bir alt basamağına bastığında onu oturtmaya çabalama sırasına geçebilmiştim. Zaten ileri geri salladığından dengede durmak için ekstra çaba sarf ettiğinden bedenini yarıdan bükmek düşündüğümden daha da zor olmuştu ama yaklaşık 5 dakika sonrasında ben, kendim merdivene oturarak onu da kucağıma çekip oturtmuş, daha sonrasında da merdivene doğru kaydırabilmiştim. Ama hayvan Eymen, o kadar cüsseliydi ki bacaklarım ve kasıklarıma yük binmişti. Bir süre Eymen'in yanında oturup soluklanırken Eymen'in kafasını iki kere tırabzanlara çarpışını izlemiş ama engel olmamıştım. Bu da kendi içimde ona verdiğim ufak cezaydı, şayet ertesi güne kadar beyin kanamasından ölmez ise.
Eymen, buraya gelirken bahsettiği instagramdaki kızı kafasına tahmin ettiğimden daha fazla takmıştı. Öylesine konuşup sonra da yoluna bakar sanmıştım ama şaşırtıcı bir biçimde kendini hayatında hiç görmediği bu kıza çok kaptırmıştı. Ona klasik 'ya erkekse' şakaları yapmama rağmen hala daha vazgeçmeyişinden ciddiyetini anlamıştım. Eymen, gay kelimesini sadece ingilizcedeki guy kelimesinde kullanabilecek bir insandı. Ama sonuç olarak, bu işin sonunda yüzünün güleceğini sanmıyordum ama hayatın herkese farklı oyunları vardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomanceAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
