Gülşen - Sözde Ayrılık
"Lan tut, Melek'i tut amına koyayım; kayıyor kız aşağıya doğru." diyen Can'la iki elimi de havaya kaldırıp kendimi yere bırakır gibi yapmıştım. Çınar, belime doğru sarılıp beni daha çok kendine çektiğinde ben de havadaki kollarımı onun boynuna doğru dolamıştım.
"Hakikaten baş belasısın, daha ilk defa tanıştığın insanların yanında sarhoş oluyorsun." diye mırıldanan Çınar'a döndüğümde adımlarım üzerine bastığımdan ötürü durmuş, kendim durunca Çınar'ı da durdurmuştum.
Arkadan Can'ın sırtına aldığı Eylül, "İlk defa tanışmadı bizle, daha önceden tanıyor ama buluşmalarımıza hiç gelmiyordu." dediğinde Can, yavaş bir biçimde uyarı maiyetinde olacak ki Eylül'ün alnına doğru vurdurup "Yürümeyi beceremiyorsun ama konuşmayı çok fena beceriyorsun he Eylül hanım." diyerek Eylül'e takıldığında Eylül de onun omzunu sıkıp kafasını aşağıya doğru sarkıtmaya devam etmişti.
Ben hala daha Çınar'a doğru dönük dururken aslında söyleyecek hiçbir şeyim yoktu, midem fena halde bulandığı için onu durdurmuştum çünkü tek bir adım daha atacak halim yoktu.
"Sanırım kusacak." diyen Rana'yla içimden gelen öğürme isteğimi bastıramadığım için sesli bir şekilde öğürüp içimdekileri boşaltmaya başlamadan önce Rana'nın uyarısıyla Çınar, belimdeki ellerini hızlıca bırakıp olabildiğince geri kaçmıştı.
Ben de öğürdüğümden dolayı kasılan vücudumla yere çöküp ellerimle yere tutunmuş içimde ne var ne yoksa boşaltmaya çalışmıştım. Birkaç el okey oynadıktan sonra gittiğimiz bar bizim eve yakın olduğundan herkes beni eve bıraktıktan sonra dağılmaya karar vermişti. Evin yakınında otobüs durağı vardı, sanırım onu kullanacaklardı. Bir tek ben ve Eylül dağılmıştık; diğerleri, ya bizim kadar içmemişti ya da birkaç bardağa dağılacak kadar düşük alkol toleransına sahip değildiler.
Sürekli öğürmekten yorgun düşmüş bir halde kafamı Rana ve Çınar'a doğru kaldırdığımda Çınar, iğrenmiş bir şekilde bana bakıp "Bitti mi?" diye sorduğunda ona cevap vermeden kendim ayağa kalkmaya çalıştım. Fakat beceremediğimde Çınar, "Ben okulu bırakıyorum ya, bir gecede beni yaşlandırdı emekliliğimi vereceğim ben." derken bir yandan da beni kolumdan tuttuğu gibi kaldırdığında hızlı kaldırdığı için başım dönünce "Yavaş ol, yine kusacağım yoksa aptal." diyerek eline doğru vurdurdum, Çınar durup bana baktı ve "Şu dağılmış haline bak, yine de çirkin gözükmüyorsun takdir ettim." dediğinde kaşlarımı çatıp idrak etmeyen beynimle öyle kalakaldım. Şu an en basit şey söylense idrak edemezsin o yüzden üzerinde çok düşünmedim. Bir elini bacağımın altından geçirip bir elini de sırtıma yerleştirip beni kucağına aldığında çoğu şeyi idrak edemesem de mahallemde olduğumu idrak edebiliyordum ve buradaki her şey yine anneme ve babama gidiyordu.
Uzaktan apartmanın kapısının açılma ve kapanma sesi geldiğinde kafamı kendi başıma tutamadığımdan Çınar'ın omzuna yaslamıştım. Bunlar normalde hiç yapmayacağım şeylerdi, ayrıca Çınar da dünyanın en uyuz insanıydı. Sınıfın sessiz ve gıcık çocuğuydu, zeki olan ve herkesi kendinden küçük gören tavrında tipik bir erkekti. Ama şu an önüme kim gelse "Gel beni taşı kurban olayım." derdim, o yüzden Çınar'ın Çınar olması hiçbir şey ifade etmiyordu gözümde.
"Bir şey mi oldu?" diye kızan sesle kapalı olan gözlerimi açtım. Çınar'ın köprücük kemiğiyle bakışırken Çınar, olduğu yerde durmuş ve "Seni aşka küstüren kişi bu mu?" deyivermişti sessiz bir şekilde. Aklıma bardaki anılar geldiğinde elimi yumruk yaptım.
"O kadar aşk aptalca bir şeydir, inanmıyorum diyecek tipte birine benziyorsun ki sen de." diyen Çınar'a baktım kaşlarım çatılı, daha önce tek kelime etmemiştik ama herkes birbiriyle aşk muhabbeti döndürürken muhtemelen sessiz kaldığımdan Çınar, beni hedeflemek istemişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
RomanceAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
