Soft Analog - Kaybolur (Akustik)
"Birisinden vazgeçmek sadece gitmekle olmaz; bazen adını duyduğunda kafan kalkmaz olur, gözlerin ışıldamaz, kalbin hızlanmaz. Birinden vazgeçmek; birini unutmak demek değil, umut etmeyi bırakmak demektir."
Doktor, "Genç kızımızın herhangi bir kırığı yok kuyruk sokumunda bir şişlik mevcut fakat incinmeden kaynaklı olduğundan bir süre dinlenirse bir şeyi kalmaz. İyi günler dilerim." dedikten sonra Enes'e gülümseyip bizi acili daha fazla meşgul etmememiz adına evimize göndermişti. Enes de beni ön koltukta hafiften yatar pozisyonda oturtmuştu ama nasıl oturursam oturayım ve ne yaparsam yapayım her türlü şekilde ağrımaya devam ediyordu. Ağrısından hareket dahi edemiyordum. Kaşlarımı çatıp tekrardan ani giren bir sızlamayla elimi popoma doğru attığımda Enes, "Rahat durman lazım Melek." derken arabanın direksiyonunda olan iki elinden sağ olanı bana uzatıp elimi bileğimden tuttu ve yanıma doğru koltuğun üzerine doğru koydu.
"Rahat duracak halde miyim sence Enes abi? Ağrımdan bir öteki tarafın sırat köprüsüne dokunmadığım kaldı. Ölecektim de acımdan ölemedim bile." diye biraz olsun içimdeki acıyı abartırken Enes, halime göz gezdirip yüzüne minik bir gülümseme kondurdu.
"Sana ayı Eymen'i tutarak durdurabileceğini düşündüren neydi?" diye sorduğunda arka tarafta iki seksen yatan Eymen'e baktım. Gözünü yarı bir şekilde açıp "Ayı Eymen'miş, bugünden itibaren erkenden öl diye dua edeceğim haberin olsun." diye söylendikten sonra sanırım aldığı alkolun yavaştan etkisinin geçmesiyle baş ağrısı ortaya çıkmıştı ki 'oy'layarak başını tutmaya başlamıştı.
Eymen'in de korktuğum gibi bir kafa travması yoktu Allah'a şükürler olsun ki ama biraz daha içse muhtemelen alkol komasına girme riski taşıyordu. Doktorlar, 'Bizi bununla niye uğraştırıyorsunuz?' modunda takılmışlardı, Eymen'i muayene ederlerken. Haksız değillerdi.
Enes, duyduğu laftan sonra benim bileğimi bıraktıktan sonra vitese koyduğu elini arkaya, Eymen'e doğru attığında Eymen, irkilerek ellerini önüne getirip "Valla özür dilerim Enes'im, daha fazlanın biraz azı yaşa diye dua edeceğim." dediğinde Enes, Eymen'in önünde tuttuğu ellerini başarılı bir şekilde yakalayıp tek elinde toparladı ve Eymen'i hafiften geriye doğru ittirdi. Bu çocuk harbiden bugünden sonra kendine bir kurşun döktürmeliydi. Muhtemelen nazara falan geliyordu, bu kadar ölümlerden dönmesi normal değildi çünkü.
Enes, Eymen'le oyalanırken ben de onun suratını izleyebilmiştim biraz olsun. Uzun zaman olmuştu zaten yüzünü herhangi bir tarafından incelemeyeli. Saçları, kış geldiği için biraz koyulaşmıştı ama hala daha zengin sarısı tonunu koruyordu, ayrıca uzunlardı biraz daha. Kıvırcıkları daha da meydana çıkmıştı uzadıkça, küçüklükten beri kıskanırdım halini. Gözlerinde bir yorgunluk parçalanmış da kırıntılarını da gözbebekleri yemiş gibi gözünün mavisinin de ferini söndürmüştü ama yine de gökyüzünü taşıyabiliyordu gözlerinde. Yeni tıraş olduğundan baktığım tarafta, yani sol yanağında bir jilet izi pembeliği duruyordu. Kirli sakal, her zaman daha fazla yakışırdı ona ama böyle de çirkin değildi. Zaten herhangi bir şekilde çirkin olabilecek bir insan değildi Ceren Enes. Tüm bu gözlerindeki yorgunluk kırıntılarına rağmen yüzünün ortasına doğmuş ve ışıklar içinde parlayan bir huzur yuva edinmişti. Üstelik başkasından var olan takma bir huzur gibi de değildi, oraya özel oyuk açılmış gibi bir huzur taşıyordu mimiklerinde ve jestlerinde. Önceden beri gelen o rahatsız mutluluk yoktu dudaklarının kenarında, suratının her bir yerine çikolata bulaşır gibi bulaştırmıştı bu sefer mutluluğunu. Gören de hep istediği o şeyi başarmış sanardı; gün içinde istediği her şey olmuş, banyodan sonra çarşafı değiştirilmiş yatakta uyumuş, çok karlı bir sabahta sıcacık şömineli bir odada uyanmış, kırk kiloluk babaanne battaniyesine sarılmış, serin bir gecede sahilde arkadaşlarıyla denize nazır bir bankta oturup gülüşmüş, okul seyahatinde sevdiği çocuğu görmüştü sanki. Öyle bir neşe, mutluluk vardı işte. Daha nasıl açıklardım, hiç bilmiyordum. Benim eski, salak mutluluğumun kopyası gibiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mahallem Buluttan
CintaAma ben, ilk pişimi ona yapmıştım; ilk onun yüzünden kolumu yakmıştım fakat o, hıçkıra hıçkıra ağladığım mutfakta sadece pişilere dikkat kesilip tüm tepsiyi odasında yemişti. İlk ona akrostiş şiir yazmıştım da o, şiiri hiç okumamış sadece N harfini...
