-"Evet."
Gelip bana sarıldı. Ne acayip, birazdan evleneceğim adamla ilk kez bu kadar yakınlaşıyorduk. Kokusu çok güzeldi. Buram buram güven kokuyordu.
-"Askerler kapıya gelince korktun mu?"
-"Hayır."
-"Gel..."
Elimi tutup beni salonun sonuna doğru götürdü. Masanın başında suratı sirke satan bir kadın oturuyordu.
-"Hoş geldiniz. Sizi bekliyorduk. Hemen tamamlayalım prosedürü."
Prosedür dediği şey evliliğimizdi.
-"Bize bir saniye verir misiniz?" dedi Serbey.
-"Tabii, çabuk olun ama lütfen..."
Beni yine elimden tutarak salonun öbür tarafına doğru götürdü bu sefer.
-"Kabul ettiğin için buradasın zaten, ama ben bir de senin sesinden duymak istiyorum."
Elleri terliyordu. O da benim gibi heyecanlıydı ve çok mutluydu. En güzeli de bu! Heyecanlı ve mutlu olması. Benimle evlenmeyi çok istiyor, beni seviyor. Sevilmeyecek insan değilim zaten de, onun sevgisi bir başka... Gözlerindeki yansımadan kendimi görebiliyorum.
-"Luna... Çok az zaman oldu. Belki de hala iki yabancıyız. Yine de bana güvendiğini hissediyorum. Bundan aldığım cesaretle soruyorum. Benimle evlenmek istiyor musun gerçekten?"
Islanmış gözlerle bakıyordu şimdi de bana, ben bu adama nasıl; "Hayır" diyebilirim ki??
-"İstiyorum."
-"Emin misin?"
-"Evet."
-"Neden bu kadar durgunsun?"
-"Korkuyorum."
-"Ben de..."
-"Nasıl yani?"
-"Seni mutlu edememekten korkuyorum. Sana, mavi evinde kek pişirdiğin zaman aldığın huzuru verememekten korkuyorum. Bir de bahçedeki arkadaşlarınla ettiğin sohbetleri özleyeceksin diye korkuyorum. Salyangozlar kadar tatlı da değilim."
Ağlamaya başladım. Artık saymıyordum ağlamalarımı. Ağlak bir tip olup çıkmıştım. Hep Serbey'in yüzündendi. Ben ondan önce güçlü bir kadındım. Şimdi olsa olsa kedi yavrusu...
-"Keşke adadan ayrılmadan önce son kez pırasalı börek alsaydım."
Güldü. Hem de çok güzel güldü.
-"Hazırız" dedi bizi masasında bekleyen kadına.
-"Şu iki yere rızanızla evlendiğinize dair parmak basın lütfen..."
İşte bu kadardı. Evlenmiştik bile!
-"Şimdi ne yapacağız?" diye sordum merakla.
-"Sanırım seni getiren askerler bizi Birinci Ada'ya götürecekler."
-"Birinci Ada'ya gitmek istemiyorum. Bu adayı da istemiyorum. Seninle birlikte bizim adaya dönmek istiyorum" dedim.
-"Biliyorum. Şimdilik idare edeceğiz. Belki yan yana güzel bir hayat kurarız orada. Onların arasında ama onlardan uzakta yaşarız."
-"Sanmam. Senin hep etraflarında olmanı isteyeceklerdir. Büyük ihtimal birbirimizi çok az görebileceğiz."
-"Sana da evlerinde bir iş ayarlarız o zaman, ne dersin?"
-"Nasıl bir iş???"
Askerler önde biz arkada beni getirdikleri arabaya bindik. Tekrar limana gidiyorduk.
-"Sen bana öğretmen olduğunu söylemiştin. Ne öğretmenisin?"
-"Astronomi"
-"Astronomi mi??"
-"Evet."
-"Bir de bana havalı diyordun! Astronomi okudun, öğretmenliğini yapma yetkin var ama ben havalıyım öyle mi??"
-"Doğru söylüyorsun. Ben de havalıyım. Hatta en havalı benim."
Güldü. Hep gülsündü.
-"Ben de uzay bilimine meraklıyım" dedi ön sağ koltukta oturan ve buraya geliş yolunda ağzını bıçak açmamış asker. Durduk yere konuşmaya başlamasına şaşırmıştım.
-"Ne güzel..." dedim.
-"Zorunlu olarak asker yapılmasaydım kitap yazmayı düşünüyordum hatta... Bu arada evliliğinizi kutlarım."
Ne garipti her şey... Sırf çok zenginler diye, bir sürü insana istemedikleri hayatları yaşatıyorlardı. Keşke bu sefer de yaşayacak başka bir yer bulup yalakalarını da yanlarına alıp defolup gitselerdi. Güzelim adalar bizlere kalırdı. Önce Dördüncü Ada'dakilere insani şartlar sağlardık. Suçu olmadığı halde Beşinci Ada'ya atılanları ailelerine kavuştururduk. Aşırı yapılaşmadan kurtulur, her yeri yeşertirdik. Sadece çizgi filmlerde hep iyiler kazanıyordu maalesef...
Yolun sonuna gelmiştik. Yine bota geçecektik. Bu sefer hiç korkmuyordum. Serbey yanımdaydı. Düşersem o da atlardı. Beni hiçbir zorlukta yalnız bırakmayacağına olan inancım tamdı. Birinci Ada gibi bir yer de, sadece onun gibi bir adamla çekilirdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
5 ADA
FantasyZamanı ve mekanı belli olmayan bir hikayedesiniz. Ülkeler artık yaşanmaz halde, çözüm taşınılan adalar mı, yoksa durum orada da aynı mı? İnsan gittiği her yere aynı adaletsiz düzeni mi götürüyor? Peki ya bu şartlarda birbirini sevebilmek mümkün mü...
