Söylediklerine inanamıyordum. Tam da dönüşe geçmek üzereyken!
-"Nerede şimdi??" diye sordum Meli'ye.
-"Kapalı salonda, çalışanlar zapt etmeye uğraşıyordu en son..."
-"Luna! Sen komutana haber ver çabuk, oraya gelsin."
Luna "tamam" anlamında başını sallayıp hızlıca uzaklaştı. Yalnız bırakmak istemiyordum onu bu şartlarda aslında ama başka çarem kalmamıştı. Etraftaki masalar hararetli konuşma ve hareketlerimize dönüp bakmıştı. Neyse ki, yüksek ses ve ışık gösterileri arasında kaynamıştık. En azından ümidim o yöndeydi. Vakit kaybetmeden masaların arkasına doğru yürüyüp kapalı salona geçtik. Dört erkek çalışan Kamo'nun kollarından tutmaya çalışıyordu. İki kadın çalışan da uzakta durmuş şok içerisinde olanları izliyordu. Onlara doğru seslenip salonun tüm kapılarını kapatmalarını söyledim. Sesimiz dışarıdan duyulursa bitmiştik. Meli biraz ilerimde ağlamaya devam ediyordu. Ona da istemediğim şekilde sert çıkıp susmasını söylemiştim. Adamların kolları arasında bağırıp çırpınan Kamo'nun tam önünde durdum. Hala beni fark etmemişti. Çıldırmış gibiydi.
-"KAMO!!!" diye bağırdım.
Kime baktığını ya da kimin seslendiğini anlamayacak kadar sarhoştu. Bana da küfretmeye başladı. Beni de onlardan biri sanmıştı.
-"HEPİNİZ BİTTİNİZ! DUYDUN MU BENİ ADİ HERİF!? HEPİNİZ GEBERİP GİDECEKSİNİZ!!!"
Konuşurken tükürükler sıçratıyordu etrafa, direnmekten üstü başı harap olmuştu. Gömleğinin birkaç düğmesi kopmuş, kravatı boynunun arkasına dönmüştü. Onunla ne konuşursam konuşayım, anlamayacak haldeydi. Gözlerini bir noktada sabit tutamıyordu. Büyük ihtimalle başı da dönüyordu.
-"SERBEY!"
Arkamı döndüm. Komutan gelmişti. Arkasında da Luna duruyordu. Luna'ya bizden uzakta kalmasını, Meli'yi de yanında almasını söyledim. Ne desem ikiletmeden yapıyordu. Elinden geldiğince destek olmak istiyordu bana. Bir an için olduğumuz yere ve duruma tamamen yabancılaştım. Bunları yaşıyor olmamız saçmalıktı. Şu an Luna'yla el ele, yeşillikler içinde bir bankta oturmalıydık. Onun yüzünde bakmaya kıyamadığım gülümsemesi olmalıydı. Ayakları mutluluktan yukarı aşağı oynamalıydı. Kuş seslerini dinlemeliydik.
Beni, daldığım hayallerden Kamo çekip çıkardı. Üstüme kusmuştu.
-"Lanet olsun! Yeğenimi emanet etmemde sakınca görmediğiniz adam bu işte!!" diye kükredi komutan sinir içinde.
Çok haklıydı.
-"Üstünü çıkaralım" dedi Luna yanıma koşup."Komutan ilgilenir Kamo'yla."
İtiraz edebilecek durumda değildim.
-"Tamam" dedim.
Tuvaletlerin oraya doğru giderken bebek bakım odası gördük. Etrafta bebek olamayacağı için direkt içeri girdik. Luna ışığı açtı.
-"Hadi soyun" dedi.
-"Özür dilerim" dedim. "Sana yaşattıklarım için."
-"Lütfen Serbey, senlik bir durum yok ki..."
Gömleğimi soydu. Çöpe attı. İçime giydiğim yarım kollu gri atletle kalmıştım.
-"T-shirt gibi duruyor. Sorun yok. Ceketinin düğmelerini iliklersin. Pantolonun da temiz zaten..."
-"Evlilik teklifi etmemem lazımdı sana... Peşimden sürükledim seni... Hayatını mahvettim."
-"Senin yerinde kim olsa bana evlilik teklifi ederdi Serbey Efendi! Şahane bir kadınım ben! Hem iyi yürekli hem akıllı hem güzel...Tamamen suçsuzsun yani... Ben, bana evlilik teklif edilsin diye yaratılmışım adeta!"
Gülümsedim. Bu halde bile yüzümü güldürebiliyordu.
-"Şimdi ne yapacağız sen onu düşün. Kamo'nun sarhoşluğunu, buranın içkilerine alışık olmayışına bağlarız da, söylediklerini duyan olduysa biteriz" dedi.
-"Hiç sorma... Kendine gelsin ağzını burnunu kıracağım onun zaten!"
Ellerimizi yıkadık ve odadan çıktık. Koridordan salona doğru yürürken etraf şaşırtıcı derecede sessizdi.
-"Neredeler??" dedi Luna.
Ben de bilmiyordum. İlk girdiğimiz kapıdan Kamo'yu tutmaya çalışan dört erkek çalışanın geldiğini gördük.
-"Komutan Bey, ekibinizin kalan üyelerini de yardıma çağırdı. Hep birlikte kendinde olmayan beyefendiyi araca yerleştirdik. Dönüşe geçmek için sizi bekliyorlar efendim."
-"İş çıkardık size de, teşekkür ederiz" dedim.
Luna'nın ise daha iyi bir fikri vardı. Küçük çantasından bir tomar para çıkarıp adamlara bölüştürdü. Dağıttığı para o kadar fazlaydı ki, hepsinin gözleri şaşkınlıkla açıldı.
-"Kusurumuza bakmayın. Çok yorduk sizleri bu akşam, farkındayız... Lütfen özür hediyesi olarak kabul edin bu parayı. Bir de... Olanlardan kimsenin haberi olmazsa seviniriz. Arkadaşımız, bir yakınından hastalık haberi almıştı da bu sabah, morali çok bozuktu. O sebeple de kendini içkiye vurdu herhalde... E tabi insan kendinde olmayınca garip garip şeyler de söyleyebiliyor. Sonuç olarak demek istediğim; hiçbir şey görmediniz ve hiçbir şey duymadınız. Anlaştık mı?"
O kadar tatlı bir şekilde söylemişti ki, para vermemiş olsaydı da, hiçbiri olanlarla ilgili tek kelime dahi etmezdi.
-"Tabii efendim. Hiçbir şey görmedik ve hiçbir şey duymadık. Siz müsterih olunuz. Başka zaman yine bekleriz."
Salondan çıktık. Bizi kapıya kadar uğurlamışlardı. Gerçekten de para; her sorunu olmasa da, çoğunu çözüyordu.
-"Tatlı dilimi de unutma" dedi göz kırparak.
-"Anlamadım?"
-" 'Paranın gücü nelere yetiyor' diye düşünüyorsun ya hayretle, sadece para değildi işi çözen. Benim tatlılığımın da etkisi vardı."
-"Bir de senin aklından geçenleri anlıyorum diye bana kızıyordun! Sen de aynısını yapabiliyormuşsun işte!"
Bizi bekleyen araçlardan birinin kapısı açıktı. Ona doğru yürüdük. Yerimize oturduğumuzda komutanla aynı araçta olduğumuzu gördük. Biz olup biteni sormak için cesaretimizi toplamaya çalışırken o önce davranıp söze başladı.
-"Kamo denen herifi ekiptekilerle araca kadar sürükledik. Öndeki aracın arka koltuğuna yatırdık. Anında sızdı. Meli de orada. Yalnız bırakmak istemedi sevgilisini..." Biraz durdu. Yüzü iyice gerildi. "Umarım sevgili oldukları son akşamdır. Şu yaşanan rezaletten sonra ilişkilerine asla onay vermeyeceğim! Sizden ricam da, bu konuda hiçbir şekilde ısrarcı olmamanız."
-"Haklısınız" dedim.
-"Bu arada davetliler bir şeyin farkına varmamıştır umarım... Acele şekilde kalkmamıza şaşırmış olmalılar. Ekiptekileri çağırmaya gittiğimde, diğerlerine, bir arkadaşımızın midesinin rahatsızlandığını söyledim. Ne kadar inandılarsa artık... Bir de tabii yaşananlara bütünüyle şahit olan altı çalışan var."
Sıkıntılı şekilde bir nefes verdi.
-"Onları dert etmenize gerek yok. Luna kendi yöntemiyle halletti" dedim.
-"Para mı verdin Luna?" diye sordu komutan başını ona çevirerek.
-"Para verdim ve birşeyler uydurdum. Uydururken çok inandırıcıydım merak etmeyin."
-"Bolca para dağıttı. Luna'dan beklenmeyecek kadar... Evet kendisi çok zengin ama parası kıymetli bir zengin... Ne kadarın gitti Luna?? 500 Pun gitmiştir sanki..." diye takıldım Luna'ya, onu gülümsetmeye çalışıyordum fakat yüzündeki tek ifade; endişeydi.
-"Kamo mahvedene kadar iyi idare ettik aslında. Umarım tüm emeklerimiz boşa gitmemiştir. Herkes için tahammül etmesi çok zor olan bir akşamdı çünkü" dedi.
Yolda kimse konuşmadı. Aralarda, Luna'nın derin nefes alış verişlerini duyuyordum. Düşündüğü şeyler içini karartıyor olmalıydı.
Tekneye vardığımızda ve tekneden inerken hatta bizi bekleyen araca binerken ve araçtan inerken, yani bütün dönüş sürecinde, hepimizin ortak bir derdi vardı; "Kamo". Sızdığı için tüm ağırlığı bizdeydi. Uyuyan bir fili oradan oraya götürmeye çalışıyor gibiydik. Karargaha vardığımızda hepimiz bitik durumdaydık. Kamo'yu odasına taşıma işini, taze güç olarak gördüğümüz karargah askerlerine bıraktık. Ben üstüme kusulduğu için oyalanmadan kendimi duşa atacaktım. Luna ise, aşırı yorgun olduğunu, kıyafetini değiştirip hemen yatacağını söyledi. Son yaşananlar dışında, canını sıkan farklı bir şey de var gibiydi.
Duş sonrası odaya geçtiğimde yorgun sevgilim uyumuştu bile... Gerçi fazla düzgün bir şekilde yatıyordu. Ne bağdaş kurmuştu ne de çapraz şekildeydi.
-"Uyuyor numarası mı yapıyorsun sen bakayım?" diye sordum.
-"Hayır, gerçekten uyuyorum" dedi.
Yatağın içine girdim. Yanına doğru sokuldum. Saçlarını öptüm.
-"Tokayla yatmışsın" dedim.
-"Hayat boyu çıkarmayacağım" dedi. Mızmızlık yapıyordu.
-"Regl mi geliyor?" diye sordum.
-"Hiçbir şey gelmiyor" dedi.
-"Tamam o zaman, iyi geceler sevgilim" dedim ve gözlerimi kapattım. Konuşmak istemiyordu. Ben de zorlamayacaktım. Berbat bir gün olmuştu. İkimiz için de en iyisi uyumaktı.
-"Serbey..."
-"Evet bebeğim?"
-"Neyse bir şey yok..."
Yastığı başımın altından alıp sırtıma koydum. Kendimi dikleştirdim.
-"Söyle bakalım, canını sıkan şey ne?"
Sessizlik oldu. Birşeyler düşünüp henüz bilmediğim bazı kararlar alıyordu.
-"Söyleyeceğim."
Durdu. Ne diyeceğini sabırla bekliyordum.
-"Şimdi uyusak, sabah olunca söylesem olur mu?"
-"Tabii ki, ne zaman istersen."
Uyuduk. Sabah oldu. Kalkıp giyindik. Henüz dün geceki konuyu açmamıştı. Yemekhaneye geçtik. Kahvaltımızı ettik. Kamo'nun kendine gelememiş olmasından bahsettik. Hala konuyu açmamıştı. Sabırsızlanıyordum ama köşeye sıkışmış gibi hissetmesini de istemiyordum. Ondan gelecek haberi beklerken, komutanın hışımla yemekhaneye girdiğini gördüm.
-"NEREDE O GERİ ZEKALI HERİF?" diye bağırdı ortaya.
İsim vermemişti ama hepimiz kimden bahsettiğini biliyorduk.
-"Uyuyor olmalı. Sorun nedir komutan??" diye sordum.
-"Sorunu kendi gözlerinle gör! Aptal herif her şeyi bok etti! Anlamışlar! Tüm olan biteni anlamışlar!"
Önüme sinirle bir zarf fırlattı. İçindeki kağıdı açtığımda aşırı düzgün bir el yazısıyla karşılaştım.
Sayın Komutan;
Dün akşamki ziyafet sırasında, bizim için çok çok önemli olan "GÖREV"in bir parçası olduğunu öğrendiğimiz şahıs, içkinin etkisiyle kendini kaybetmiş ve kabul edilemeyecek hareketler içine girmiş. O sırada kadınlar tuvaletinde olan bir misafirimiz bize, söz konusu şahsın, argo bir dille etrafa tehditler savurduğunu iletti. Durumdan çok rahatsız olmuş ve haklı olarak çok da endişelenmiş. Çalışanlar, onlara söz konusu olay sorulduğunda, sadece küçük bir sıkıntı yaşandığını ve hemen halledildiğini söyleseler de, bizim ciddiye aldığımız kişi, takdir edersiniz ki, misafirimiz olan hanımefendidir.
Tüm bunların sonucunda; isminin "Kamo" olduğunu öğrendiğimiz ekip üyeniz, bundan böyle "GÖREV"de yer almayacaktır. Geri kalanlara başarılar dileriz.
Kamo artık ekipte değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
5 ADA
FantasiaZamanı ve mekanı belli olmayan bir hikayedesiniz. Ülkeler artık yaşanmaz halde, çözüm taşınılan adalar mı, yoksa durum orada da aynı mı? İnsan gittiği her yere aynı adaletsiz düzeni mi götürüyor? Peki ya bu şartlarda birbirini sevebilmek mümkün mü...
